Çetin Ali Dönmez

Şeker fabrikaları özelleştirilmeli mi özelleştirilmemeli mi?

8 Mart 2018

Özelleştirme her zaman tartışma konusu oldu bu memlekette. Türkiye’de 1980’lerin ortalarına doğru ekonominin liberalleşmesi yönündeki politikaların başlamasıyla birlikte gündeme gelmişti bu konu. Özelleştirme taraftarları ve karşıtlarının görüşlerini epey okudum, tarafsızca değerlendirmeye çalıştım. Ancak yarı kamu statüsünde bir kuruluşta çalışırken yaşadıklarım ve benzeri kamu iktisadi teşekküllerinde gözlemlediğim çalışma pratiği beni çok net bir şekilde özelleştirme taraftarı yaptı. Türkiye’de maalesef performansa dayalı ücret politikası kamu kuruluşlarında uygulanmıyor, uygulanamıyor.

Yönetici ve işçi maaşlarına ilişkin o kadar ilginç bir kamuoyu algısı oluşmuş ki akla zarar. “Vay efendim Devlet teşekküllerinde çalışan üst düzey yöneticinin maaşı çok yüksek olamazmış, işçinin maaşı memurdan neden fazlaymış”. Bu kafayla, bu bakış açısıyla ve bu maaş-ücret yapısıyla kamu iktisadi teşekküllerinin rekabetçi olması kar etmesi çok zor. Kar da etsen aldığın maaş aynı, zarar da etsen aldığın maaş aynı; diğer taraftan, başında devletin denetimi ve teftişi Demokles’in kılıç gibi sallanırken devlete ait şirketlerde en akıllıca davranış şekli, fazla etliye sütlüye bulaşmadan idare-i maslahattır, benim bugüne kadar gördüğüm budur.

İktisadi işletmeler kar amaçlı çalışmalıdır, bu şirketlerde çalışan yöneticiler ve tüm çalışanlar da kar elde edilmesi halinde ayrıca prim ile ödüllendirilmelidir. “Devletin valisi, kaymakamı bilmem ne kadar alırken bir fabrika yöneticisi nasıl olur da onun iki katı üç katı maaş alır dersek, kaliteli yöneticileri, kaliteli teknik adamları bu şirketlerde tutamayız.

Gelelim şeker fabrikalarının özelleştirilmesi konusuna. Öncelikle Dünya gazetesinde değerli Osman Arolat’ın konuyla ilgili önemli uyarılar içeren 2014 yılında yayımlanan bir yazısını hatırlatayım. Bu yazıda özetle şeker sektörünün içinde yer alan bir yöneticiden de alıntılar yapılarak devletin kontrolündeki şeker fabrikalarının verimsiz, yüksek maliyetli çalıştığı, ancak etkin ve rasyonel bir yönetim uygulanması halinde karlı olmalarının mümkün olduğu örnek verilerek anlatılmıştı. Yazıda geçen örnek şeker fabrikası Kayseri Şeker Fabrikası idi, bu fabrika devletin sahip olduğu ya da büyük ortak olduğu bir fabrika değil, en büyük ortak Kayseri Pancar Kooperatifi olan bir fabrika. Kayseri Şeker’in web sitesine girerseniz 2016 yılı net karının 250 milyon TL’ye ulaştığına dair Genel Kurul konuşmalarını görürsünüz. Ancak nedense bu fabrikamız faaliyet raporunu bilançosunu gelir tablosunu web sitesinde yayınlamamış, umarım yayınlarlar.

Şimdi özelleştirmesi düşünülen şeker fabrikalarının çatı kuruluşu Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin durumunu inceleyelim. Şirketin faaliyet raporları web sitesinde yayımlanmış durumda. En son 2016 yılı faaliyet raporu var. Faaliyet raporunun başında üst yönetici sunuşunda yaklaşık 10 milyona yakın insanımızın şeker pancarı tarımı ve şeker sanayisinden geçimini sağladığı belirtilmiş. Türkiye’de toplam ekili alan 20 milyon hektarın üzerinde, bunun neredeyse % 1’inde şeker pancarı ekimi yapılıyor. Ülkemizin tarımsal üretimi 100 milyon tonun üzerinde, şeker pancarı üretimi ise 10-15 milyon ton arasında seyrediyor. Ülkemizde tarımsal nüfus 20 milyon kişi civarında olduğu dikkate alındığında hangi matematiksel hesapla 10 milyon kişinin şeker pancarı tarımı ve üretiminden geçim sağladığı sonucuna ulaşılmış merak ediyorum.

Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’nin faaliyet raporundan devam edelim. Faaliyet raporundan anladığım kadarıyla ülkemizde pancardan üretim kotası 2015-2016 yılında 2,250,000 ton olarak belirlenmiş ancak üretim miktarı 2 milyon ton olarak ancak gerçekleşebilmiş. Bunun temel sebebi de Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye verilen kota 1,250,000 ton iken şirketin üretiminin 1,043,000 ton ya da raporun bir başka yerindeki rakama göre 1,023,000 ton civarında kalması. Üzerinde çok tartışma yapılan nişasta bazlı şeker üretim kotası ise 2016 yılında 312,000 ton imiş ve bu kotaya istinaden ülkemizde kota kadar üretim yapılmış anlaşılan. Bir de ülkemizde hiç üretimi olmayan yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar diye ayrı bir kategori varmış faaliyet raporundan anladığıma göre. Bu kategorideki tüketim 2015 yılında 350,000 ton olmuş yani ülkemizde üretilen nişasta bazlı şeker miktarını da geçmiş tüketim. Bu yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar büyük ölçüde Çin’den ithal ediliyormuş. Diğer yandan C şekeri tahsisi diye de bir kavram var, 2016 yılında yaklaşık 270 bin ton şeker (C şekeri) ithalatı yapılmış. Şeker meselesini biraz daha anlayabilmek açısından yazıyorum tüm bunları.

Türkiye Şeker Fabrikaları faaliyet raporunda 2016 yılında 10,617,000 ton pancardan 1,404,000 ton şeker üretildiği yazıyor. Dolayısıyla fabrika 2015 yılındaki eksiğini kapatmış, kendisine tanınan kota kadar şeker üretmiş 2016 yılında. Türkiye Şeker Fabrikaları pancar üreticilerine yaptığı toplam ödemeyi yaklaşık 1,5 milyar TL olarak açıklamış. Şirketin Gelir Tablosu’na bakıldığında 2016 yılında toplam satış tutarı yaklaşık 3,6 milyar TL iken ve pancar üreticisine ödenen toplam para da 1,5 milyar TL iken, nasıl oluyor da satılan malın maliyeti 3,3 milyar TL olabiliyor ben anlamadım, anlayan varsa lütfen bilgilendirsin beni.

Türkiye Şeker Fabrikaları’nda toplam çalışan kadrolu personel sayısı 2012 yılında 11786 iken, 2016 yılında 7242’ye düşmüş, bu sayının 2000 yılında 30 binin üzerinde olduğunu düşünürseniz istihdamdaki azalmanın büyüklüğünü daha iyi anlarsınız.

Faaliyet raporunda ilgimi çeken bir diğer konu pancar kooperatiflerindeki üye sayısı. Toplam 31 adet pancar ekicileri kooperatifi listelenmiş, bunların toplam ortak sayısı 1,641,472 görünüyor evet yanlış okumadınız 1,5 milyonun üzerinde üyesi var bu kooperatiflerin. Oysa yine aynı faaliyet raporuna göre toplam şeker pancarı üretici sayısı 67,650, yani üretici sayısı 100 bin kişi bile değil yani. Bana bu rakamlar ilginç geldi paylaşayım istedim.

Şirketin son beş yıldır ortalama 1 milyon ton şeker stoku tuttuğunu da yine rapordan anlıyoruz, bu stoğa rağmen neden şeker ithalatı yapılmış C şekeri talebi neden karşılanmıyor anlamadım ben.

Özetle Türkiye Şeker Fabrikaları’nın 2012-2016 arası dönemde beş yıllık zarar toplamı 800 milyon TL’ye ulaşmış. Bunlar hep Hazine’nin üzerinde yük maalesef. Ancak şirketin hakkını da yemeyelim son yıllarda şirketin zararı azalmış. 2016 yılı zararı 76 milyon TL civarında ve bunun da aslında bir kısmı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile bedelsiz devredilen varlıklardan kaynaklanmış.

Faaliyet raporunda fabrika bazında kar zarar tutarları var çalışmayan dört fabrikanın zararı 88 milyon TL civarında. Çalışmayan fabrikalardaki son derece lüzumsuz taşınan zarar tutarlarını çıkarırsak Türkiye Şeker Fabrikaları başa baş noktasının biraz üzerinde karda denilebilir, ancak performans maalesef tatmin edici değil. Bir problem olduğu belli, bunu çözmek lazım bu da açık, ideolojik ya da duygusal yaklaşımları terk etmekte ve rasyonel bir çözüm bulmakta büyük yarar var.

Devletin tamamıyla sahip olduğu şeker fabrikalarının kara geçmesi için her tür denetim ve teftiş tehlikesine ve siyasi baskıya rağmen kelleyi koltuğa alacak “Vatan Millet Sakarya” sloganı ile çalışacak bir yönetici bulmak gerekiyor, bu da samanlıkta iğne aramak gibi ya da piyangodan büyük ikramiye çıkması gibi bir şey bana göre. Devlet kuruluşlarına böyle adamları nasıl bulacağız bu türden adamların birçoğu tabir yerindeyse “bir süre sonra harcanıyor” iken nasıl olacak da yenilerini aynı istekle işbaşında göreceğiz. Dolayısıyla çözüm özelleştirmedir bana göre, çözüm bunları kar amaçlı hale getirmektir, eğer sosyal devlet anlayışına uygun çalışmalarını arzu ediyorsak da bunları düzenlemelerle halletmektir en doğrusu.

 

davet

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları