Güldem Atabay Şanlı

İran için Ortadoğu’dan sonra sıra Kafkaslarda…

23 Şubat 2018

Bizim dikkatimiz Afrin’de doğal olarak ancak Suriye merkezli gelişmeler savaşın giderek vahşileşmesinin ötesinde yine katman katman genişleyerek devam ediyor. Her yeni dönemeçte aktörler ya yön değiştiriyor, ya da bu pis savaşa girenlerin sayısında artış yaşanıyor.

NATO’nun Kosova’ya girmesine destek veren ve Irak Savaşı’na karşı çıkışıyla tarihte yerini almış Eski Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, son makalesinde Suriye Savaşı’na İsrail’in de aktif bir şekilde katılmasının an itibarı olduğunu anlatıyor uzun uzun. Ve Suriye savaşı, Avrupa’da Protestanlar ve Katolikler olarak ayrılarak katılan her tarafı mahfeden 30 Yıl Savaşlarına dönmeden, Avrupa diplomasisini uzaktan izlemeyi bırakıp; barışın sağlanması için aktif rol oynamaya davet ediyor.

İran-Rusya-Suriye rejimi ekseni sahada bu kadar güvenli alan yaratmışken ve ABD-Suriye Kürtlerinin arasına Türkiye’nin Afrin harekatında ABD’nin YPG’yi desteklememesi nedeniyle kara kedi girmişken; yedi yıldır devam eden güç mücadelesinde kimse Avrupalıların sözünü bu saatten sonra dinler mi bilinmez. Ancak Fischer’ın uyarılarını ciddiye almakta fayda var.

Gelinen aşamadan sonra artık Şam’ın kimin güdümünde olacağı çoktan önemini kaybetmiş görünüyor çünkü. Oradaki savaş, özellikle IŞİD’in önemli ölçüde güç kaybına uğratılmasının ardından, Orta Doğu’nun genelinde kimin borusunun öteceği üzerine bir süredir. Bu açıdan bakınca da, güç mücadelesi artık çoktandır ABD ve Rusya arasında değil. Bu iki önemli güçle birlikte bölgede yer almaya çalışan diğer ülkeler de söz konusu.

ABD tarafında Musevi İsrail ve Sünni Suudi Arabistan yer alırken, ABD’nin Türkiye’nin isteği ya da Afrin harekâtı nedeniyle Kürtlerden vazgeçtiğini düşünmek gerçekçi değil. Diğer tarafta, oyunu önce izleyip ABD’nin Suriye’de işlediği affedilmez günahları sonucu sonradan girdiği alanda hızla güç kazanan Rusya; ve yanında dev Şii devlet İran yer alıyor.

Türkiye’nin ise izlediği ikircikli ve hatalarla dolu Suriye politikası nedeniyle Suriye’de ve hatta bölgede söz hakkı çok da fazla değil. 2011’de Suriye’de savaş ilk başladığında ABD-Suudi Arabistan-Katar ekseninde yer alarak Esad’ı devirmeyi hedefleyen Türkiye, bugün Esad’ın Suriye’de tüm yaşananlara rağmen var olmasını sağlayan Rusya ile yan yana bir görüntü içinde.

Kaynak: Geopolitical Futures, Egeli & Co.

Şimdilerdeyse, Afrin harekâtı başladığından bir ay süre geçmesine rağmen sanıldığı gibi kolayca Afrin merkezine girmek mümkün olmadı. 25.000-30.000 civarında olduğu iddia edilen ÖSO milislerinin hedef gerçekten Afrin merkezi olursa daha fazla TSK askeriyle desteklenmek zorunda kalınacağı yazılanlar arasında. Bu durum da tabi TSK adına can kayıplarının artmasına; milliyetçi damarın beslenmesiyle AKP’ye oy desteği olarak dönen Afrin harekâtının bir anda artan Türk askeri ölümleriyle terse dönebileceğinin sinyallerini veriyor. 2019 seçimleri öncesi böylesi bir destek kaybını göze alamayacak AKP hükümeti de büyük bir olasılıkla Afrin merkezine gitmeden ABD-YPG üzerinden yapılan pazarlıklarla YPG’nin belki de Afrin’den çekilmesi karşılığında operasyonu durduracak.

Tüm bunlar olurken, dikkat çekici bir başka makalede İran’ın Suriye’de kazandığı zeminin ardından gözlerini Kafkaslarda etkinliğini artırmaya yönelttiği dikkatlerden kaçacak gibi değil. Konu hakkında biraz daha fazla okuma yapınca çıkan görüntü gerçekten çok ilginç.

İran’ın etkinlik alanı olarak bilinenler şimdiye kadar Bağdat’taki Şii merkezi hükümet, Şii Şam; Yemen’deki Hutiler, Lübnan Hizbullah’ı ve Gaza’daki Hamas. Son dönemlerde hatta Katar.

Şimdilerdeyse, özellikle son altı aydır artan oranda, Tahran-Bakü arasında giderek ısınan ilişkiler dikkat çekiyor. Kendi içinde Trump ve ABD kurumları üzerinde yarattığı depremle boğuşan ABD ve öncelikli hedefini Kürt devleti kurulmasını engellemek üzere daraltmış Türkiye’nin arkalarını dönmüş olmaları hem ABD hem de Türkiye’ye çok yakın Azerbaycan’ı belli ki İran’ın hedefi haline getirmiş.

Hazar Denizi’nde enerji konusunda işbirliği, Dağlık Karabağ sorununa çözüm için diplomatik destek, büyük ve önemli İran pazarının Azerilere açılması, ortak büyük altyapı projeleri hep İran’ın Azerbaycan’ı kendi tarafına çekmek için masaya sunduğu kartlar. Zaten iki ülke arasında ticaret de 2017 yılında yüzde 30 sıçramış durumda. Bankacılık alanında ortak işler yaparak, İran kendi kart sistemini Azeri sistemine entegre ederek ticaretin hacmini daha da artırmak peşinde. Tahran-Bakü doğrudan uçuşlar bile başlamış durumda ve üstelik iki ülkeyi birbirine bağlayacak iki büyük demiryolu inşası da başlamış durumda. Karşılıklı fabrika kurmalar da planlar arasında.

En yeni haberse iki ülke arasında askeri işbirliğine gidilmesi. Askeri teçhizatın ortaklaşa imalatı, teknik-askeri konularda paylaşım ve son teknolojilerin kullanılması konularında karşılıklı işbirliği konusunda anlaşma sağlanmış bulunuyor bu hafta itibarıyla. Sırada, ilan edildiği üzere tarım, ticaret, enerji, ulaştırma, lojistik, turizm ve insani alanlarda işbirliği var.

İran ve Azerbaycan birbirlerinin ayaklarına basmamaya özen gösteren komşu iki ülke. Fakat, diğer yandan da demokrasinin ağır sorunlu olduğu söz konusu iki ülke de diğerini dini ve/veya etnik kökenlerini sorun yaratmak için kullanabiliyor. Zaten İran nüfusunun en az dörtte birini Azerice konuşanlar oluşturuyor.

Azerbaycan, Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle yakın olan Ermenistan-İran ilişkilerinde devreye girerek İran’ı kendi tarafına çekmenin peşinde. İran ise topraklarında zaman zaman yeşeren Azeri milliyetçiliğinin kendi kontrolünde kalmasını istiyor. Azerbaycan’ın hem ABD hem de İsrail’le yakın ilişkileri olması durumu biraz daha karmaşık hale getiriyor haliyle. Bölgede ABD’nin diğer üssü denebilecek Suudi Arabistan ise tabi Tahran-Bakü yakınlaşmasından son derece rahatsız; taş koymaya çalışıyor sürekli.

İran Orta Doğu’da ve bir süredir Kafkaslarda attığı adımlarla aslında temelde Suudi Arabistan’ı kuşatmaya çalışıyor; Suudi Arabistan ve İsrail de benzer şekilde İran’ı kontrol altına almak peşinde.
Türkiye şimdilik Tahran-Bakü yakınlaşmasını destekler ve hatta iki ülkenin liderleri arasında toplantılar organize etmeyi de görev edinmiş bir konumda görünüyor. Fakat zaman içinde İran’ın, Irak’taki gibi bir etki alanının Azerbaycan’da yaratabilecek bir görüntü vermesi, Türkiye ve ABD için rahatsız edici bir noktaya gidilebileceğine delalet. Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkileri uzun süredir çok yakın aslında. Etnik benzerlikler ve dil dışında, ihracat ve ithalat, doğrudan yatırımlar açısından bağları da çok güçlü. Azerbaycan’ın Avrupa’ya sattığı doğalgaz yolunda Türkiye stratejik öneme sahip ayrıca.

Mevcut aşamada İran’ın Türkiye ile derin bağlarını koparması kolay değil. Ki aslında muhtemelen İran’ın hedefi de bu değil. Fakat tam Suriye ve Irak Kürtler açısından Türkiye adına yeniden karışmışken, İran’ın Azerbaycan’a uzattığı eli dikkat çekici hale geliyor. IŞİD sonrası Suriye ve hatta Orta Doğu’da kimin daha güçlü olacağı yarışı Iran ve Türkiye’yi birbirinden uzaklaştıran faktör olarak ortada duruyor. Şimdilik Irak ve Suriye rejimlerini etki alanında tutan, askeri destek veren İran’ın güçlü taraf olduğu ortada. Hele bir de Türkiye Afrin ile uğraşırken.

Uzun süren savaşlar ve çok fazla ölüm. Ortadoğu’da güç savaşlarının, Şii-Sünni geriliminin sonu gelecek gibi değil. Gözümüzle görebileceğimiz barışı bölge için hayal bile etmek neredeyse imkânsız. Kısa vadede Rusya’nın güdümünde Suriye’de savaşın virülansının düşmesi en elle tutulabilir beklenti. Bu arada da İran’ın adımları çok önemli.

 

 

Twitter: @guldematabay

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları