Güldem Atabay Şanlı

Arjantin’den Türkiye Merkez Bankası’na dersler…

4 Mayıs 2018

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) geçtiğimiz ay yaptığı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında 75 baz puan artırdı.  İlginç olan artırdığı faiz miktarının piyasa beklentilerinin “üzerinde” gerçekleşmiş oluşuydu.  Piyasa uzun zamandır merkez bankasının politik baskı nedeniyle faiz artıramayacağına koşullandırıldığı için, böylesi bir adım heyecanla karşılandı.  Halbuki IMF’nin etki yaratan raporunda da belirttiği gibi 2016 yılından bu yana 500 baz puan artan faiz enflasyonu kontrol altına almaya enflasyonun peşinden ve kademeli geldiği için işe yaramamıştı.  “Beklenti” ile “gereken” diye iki ayrı soru sorulsaydı halbuki piyasaya; 75 baz puan yerine bir çok ekonomist 300-400 baz puan civarında bir gereklilikten bahsederdi.

Zaten 75 baz puanın sonu da hüsran oldu.  Hemen ardından açıklanan enflasyon verisi çekirdekte yüzde 12’nin üzerini gösterince, merkez bankasından gelen bu seçim öncesi lirayı kısmen stabilize etme adımı havaya karışıverdi.

Lira sene başından bu yana dolar karşısında yüzde 10 üzeri kaybettiği yerden düşüş yolculuğuna devam ediyor.

Dünya ekonomisinde her yerden çok ilginç veriler geliyor.  Ancak, belki de son günlerde Türkiye’de merkez bankasının hareketsizliği göz önüne alındığında en ilginç haber Arjantin merkez bankasının dağılan ekonomisin, toparlamak için son bir haftada üç kere üst üste faiz artırmasıydı. Pesonun kan kaybını durdurmak için yaptığı 5 milyar doların üzerinde satış sonrası hem de. Geçen hafta yüzde 27,25’e: dün yüzde 33,25’e ve bugün de yüzde 40’a çekildi Arjantin’de faizler.  Toplamda bir haftada 1275 baz puan.  Nedeni sene başından bu yana pesonun dolar karşısında yüzde 16, son bir senede yüzde 25 değer kaybetmesi temelde. ABD tahvil faizlerinin yüzde 3’e dayanarak sıcak paranın o tarafa yönelmesi ve dolar endeksinin güçlenmesi bu hareketin tetikleyicilerinden.

Arjantin’de durum elbette farklı.  Özetlemek gerekirse, son iki yıldır Arjantin’de Başkan Macri piyasa dostu reformları geçirmek ve böylece kendisinden önceki Arjantin Başkanı Kirchner’in korumacı ve kamu harcamalarına dayanan ekonomik düzenini değiştirmek istiyor. Macri ülkesi içinde kutuplaşan gruplardan sadece bir tarafının desteğini alıyor olsa da, dışarda çok seviliyor.  İlk işi sermaye kontrollerini kaldırmak ve Arjantin’den gelen ekonomik verilere olan güveni artırmak olmuştu zaten.  Fakat seçildiği 2015’ten bu yana seçim vaatleri içinde olan ihracata yönelik verimliliği artıracak reformlarda elini ağır tutması bugün Arjantin’in vardığı noktanın önemli nedenlerinden.  Küresel resim değiştikçe yatırımcılar verilen ancak tutulmayan sözlere tahammülü iyice sınırlı kalıyor.

Fakat Arjantin’de en büyük sorun yüzde 25 olan enflasyon.  Bu da Latin Amerika ülkeleri içinde çok daha problemli Venezuela’dan sonra en yüksek enflasyon demek. Hâlbuki Arjantin merkez bankasının bu seneki enflasyon hedefi yüzde 15.  Diğer önemli sorular arasında da yüksek bir cari açık (yüzde 4,6), bütçe açığı (yüzde 5) ve hızla yükselen dolar borcu bulunuyor.  Dolayısıyla, Macri hükümeti yavaş kalınca Arjantin merkez bankası elini taşın altına koyarak, bu hedefe ulaşmak için gerekenleri yapmak peşinde.

Arjantin ve Türkiye’nin sorun birlikteliği aslında geçmişe uzanıyor.  Arjantin de pesoyu dolara sabitlediği ve ardından 2000-2001 döneminde kur üzerinden patlak veren bir büyük ekonomik kriz yaşamıştı.  Arkasından reformlar ve serbest kur derken politik ortamdaki artan gerginlikler ve sorunlu mali-para politikaları zaman içinde Arjantin’i bugüne getirdi.  Tabi reformlar konusunda ilerleme kaydedilemeyişi de.

Arjantin merkez bankası üzerine düşeni, kısa vadede pesoyu sakinleştirmek için yüklü faiz artışlarını gerçekleştirmiş durumda. Söz konusu faiz artışları üniversitelerde okutulan “Para” dersine giriş niteliğinde zaten.  Şimdi artık iş hükümette.  Arkasından vaat edilen ekonomik reformlar konusunda adımlar gerçekleşirse, kanamanın durma şansı var.  Yoksa Arjantin’de yaşanan ekonomik kriz derinleşerek çok başka bir boyuta bürünecek gibi duruyor.

Arjantin’de yaşananlar konusunda Türkiye açısından en önemli ders herhalde, yüksek çifte açık (cari ve mali) ve yüksek dış borç olduğu, politikacıların popülist önlemlerle reformları ertelediği ortamda kur üzerinden işlerin ne kadar hızlı bir şekilde kontrolden çıkıp tam bir ekonomik krize dönüşebileceği.  Türkiye’de yetkililer her ne kadar finans piyasasındaki hareketleri seçim öncesi AKP üzerine “üst aklın” oynadığı oyun olarak değerlendirmeyi tercih eder olsa da Arjantin’e bakınca küresel finans piyasasında dalga yönünün değişmesi kırılganlıkları olan ülkeleri birer birer etkilemekte oluşu işin tam da gerçeği.  2018 başından bu yana Fed faiz artışlarının ciddileşmesi üzerine gelişmekte olan piyasalara yönelen fonların terse dönmeye başladığı zaten resmin ana çerçevesini oluşturuyor.

Peki, Türkiye Merkez Bankası nerede?

Liranın sadece bu sene küresel olarak nispeten zayıf dolar karşısında yüzde 10 değer kaybetmesi, cari açığın GSMH’nin yüzde 7’sine ilerlediği bütçe açığının da son paketle ikiye katlanarak yüzde 3’e gittiği ortamda bir ülkenin merkez bankası nasıl olur da eli kolu bağlanmış sessiz durabilir?

Geçen ayın lira hızla değer kaybederken merkez bankasından gelen “nedenini inceliyoruz” açıklaması kadar yanlış, dünyada yaşanan finansal değişimden habersizmiş görüntüsü veren bir açıklama yapabilmek ne derece sağlıklıdır?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak daha otokratik bir sisteme doğru evrilen politik sistem içinde en yüksek ağızdan merkez bankasına baskı yapıldığını elbette herkes biliyor.  Fakat enflasyon hedeflemesi yapıyorum diyen “özerk” bir merkez bankasının işi hadi enflasyon tek hanedeyken büyümeyi ön sıraya taşımak olsun. Yüzde 5 hedefe yüzde 8-9 enflasyon gerçekleşmesi varken o bile olmamalı ki, bu başka bir tartışma konusu olarak kalsın.

Ama böylesi toz duman fırtınalı bir zamanda, lira serbest düşüşte, enflasyon kontrolden çıkmış, enflasyon beklentisinde çıpanın ipi kopmuş ve özel sektör bankaları da aşağıya çekebilecek kuvvette dış borcu nedeniyle liranın değer kaybından risk altındayken; bir ülkenin merkez bankasının ortaya çıkıp ağırlığını koyması gerekmez mi? Politik bedeli ne olursa olsun.

Para politikasının dümeninde oturanların Arjantin merkez bankasından alacağı dersler olmalı.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları