Can Selçuki

Ekonomik döngüden yararlanamayan Türkiye muhalefeti

12 Aralık 2018

Ekonomik kalkınma döngüsel bir yapıya sahiptir. Kabaca özetlemek gerekirse genişleme ve büyüme dönemlerini, arzın talebi geçtiği üretkenliğin düştüğü yavaşlama ve bazen de gerileme dönemleri takip eder. Hükümetler, bu döngünün negatif yönde ilerlemeye başladığı dönemlerde önlemler alarak ekonominin yavaşlamasının ve/veya gerilemesinin önüne geçmeye çalışır.

Türkiye’de, iktidar dahil herkesin mutabık kaldığı üzere, küresel finansal kriz sonrası paranın bol ve nispeten ucuz olduğu dönemlerde yatırımlarımızı doğru yapmadığımız için şu anda zor bir süreçten geçiyoruz. Su akarken akıllıca kullanmadığımız için şimdi kuraklık tehlikesi ile karşı karşıyayız. Son açıklanan büyüme rakamlarından sonra daha da netleştiği üzere, 2019 yılının ilk çeyreğinde bizleri zor günler bekliyor. Artık bir ekonomik krizimiz olduğunu söylemek sorumsuz bir açıklamadan ziyade bir durum tespiti oldu.

Her ülkede olduğu gibi ekonomik krizler Türkiye’de de muhalefet partileri için büyük fırsatlar sunuyor. 2001 krizinden sonra AK Parti bu fırsatı çok iyi kullanarak seçimleri kazandı. O günden beri de iktidarını aralıksız olarak sürdürüyor. Türkiye’de seçmen davranışı tamamen ideolojik kamplaşmalar üzerinden yürüyor gibi gözükse de aslında bizim ülkemizde de seçmenin temel karar verme değişkeni ekonomi. Hatırlayalım, 2008 küresel krizinin Türkiye’yi en derinden etkilediği 2009 yerel seçimlerinde AK Parti’nin oyları ülke çapında %38’e kadar gerilemişti. Aynı şekilde 7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP’nin tamamen ekonomi üzerinden yürüttüğü kampanya ile girilen seçimlerde AK Parti ilk defa mecliste tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamamıştı.

Hane halkının gündemi ekonomi

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Aralık ayı Türkiye Monitörü araştırmasına göre toplumun %42,8’i ülkenin en büyük probleminin ekonomi olduğunu söylerken, %17,4’ü işsizlik olduğunu belirtiyor. Yani toplumun yaklaşık %60’ı ülkenin en büyük probleminin ekonomi ile ilgili olduğunu düşünüyor.

Daha detaylı bakıldığında hane halkının özellikle döviz kuru, enflasyon ve işsizlikten muzdarip olduğu görülüyor.

Hal böyleyken, şu anda Türkiye’de bir muhalefet rüzgarının esmesi gerektiğini düşünmek oldukça makul bir beklenti gibi gözüküyor. Ancak durum farklı. Siyasi partilerin tutumlarına bakınca yapılan anketleri sadece AK Parti yönetiminin okuduğunu, değerlendirdiğini ve buna göre planlama yaptığını düşünüyorum. Zira çok değil bundan bir buçuk ay önce Devlet Bahçeli’nin yerel seçimlerde Cumhur İttifakını bitirdiğini açıklamasından sonra, İttifak geçtiğimiz iki haftada yeniden tesis edildi. Şu ana kadar kamuoyuna yansıdığı kadarıyla gayet uyumlu bir şekilde il ve ilçe paylaşımları yapılarak, ciddi bir planlama içerisinde devam ettiği anlaşılıyor. Muhalefet ise matematik kendilerinin lehine olmasına ve ortada bir isim olmasına rağmen, bir türlü Ankara adayını açıklayamıyor. İstanbul’da, ulaştırma bakanlığı ve başbakanlık yapmış bir adayın karışışında, bulunduğu ilçede başarılı olsa bile son tahlilde tanınırlığı düşük bir aday adayı en çok konuşulan isim. Birkaç yerde söyledim, burada da tekrar etmekte bir sakınca yok. Son 16 yıldır muhalefetin ilk defa İstanbul’u kazanma şansı var. Araştırma sonuçlarımız bunun için en kuvvetli adayın Muharrem İnce, ikinci en kuvvetli adayın da Gürsel Tekin olduğunu gösteriyor. Son olarak İzmir’e bakıldığında CHP’nin kalesinde, Türkiye’nin üçüncü en büyük ilinde, aday yok. Yine Aralık Türkiye Monitörü araştırmamızda CHP seçmeninin %22’si 24 Haziran günü ve sonrasında partiye kızgınlıklarından dolayı sandığa gitmeyebileceklerini ifade ediyor. Kampanyalar başladıktan sonra, duyguların da devreye girmesiyle bu oran çok çok düşecektir. Ancak bu oranın yüksekliği seçmende yaratılan tahribatın anlaşılması bakımından önemli. Tahribatın ana sebebi bir alternatife kanalize olamayan memnuniyetsizlik olarak karşımıza çıkıyor.

Doğru aday siyasi kamplaşmayı aşabilir

Türkiye’de siyasi kamplaşma maalesef çok yüksek. Bu da genel seçimlerde oy geçişkenliğine imkân vermiyor. 24 Haziran seçimlerinde AK Parti’ye oy vermeyen seçmen en fazla MHP’ye kadar gidebildi. Ancak yerel seçimlerde durum farklı. Bilimsel olarak, adayın yerel seçimlerin sonucuna etkisi %30-%40 seviyelerinde. Yani doğru adaylarla fark yaratmak mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1994 seçimlerinde İstanbul’u kazanmasının ardından oluşturduğu organizasyonel kapasitenin 2002’ye giden yolu açtığının ve ulusal siyasetteki başarısına olan etkisinin en farkında isim yine kendisi gibi gözüküyor.

Başa dönelim. Seçmen ekonomik karar verir. Şu anda evinin damı akıtıyor ve pencerelerden soğuk hava giriyor olabilir. AK Partili seçmenin %29’u ekonominin böyle devam etmesi durumunda başka bir partiye oy verebileceklerini ifade ediyor. Buna rağmen, evinden çıkması için ona daha iyi koşullar sunmanız gerekir. Eğer sunamazsanız o zaman her şeye rağmen o evde oturmaya devam eder. Çünkü hiç değilse başının üstünde bir çatısı vardır. Ekonomimiz içinde bulunduğu durumdan elbet çıkacak. En iyi ihtimalle önümüzdeki iki çeyrek, kötü ihtimalle daha fazlası boyunca küçülme ve beraberindeki sorunları yaşayacağız. Ancak bu ilelebet böyle devam etmeyecek. 2023 seçimlerine geldiğimizde belki de bugünleri hatırlamıyor olacağız. Sonuç olarak ekonomik döngülerin çıkış tarafının iktidarlara, iniş tarafının da muhalefete yaradığını düşünürsek, Türkiye’de muhalefet kendi adına bir fırsatı daha kaçıracakmış gibi duruyor. Unutmamak lazım: ekonomik krizler ille de iktidarları devirecek diye bir kural yok. Eğer doğru hamleleri yapamazlarsa muhalefeti de tarih sahnesinden silebilirler. Seçmen de insandır ve bir sabrı vardır.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları