Güldem Atabay Şanlı

Davos’ta bu yıl “küreselleşmenin kaybedenleri” için çözüm aranacak

10 Ocak 2018

Bu seneki Davos toplantıları 23-26 Ocak’ta. Akıl sağlığı yerinde mi değil mi tartışmalarının odağında dahi olduğunu iddia eden Trump’a karşı ABD’li televizyon yıldızı Oprah Winfrey’in başkanlık yarışına girebileceği spekülasyonları devam ederken; 18 yıldır ilk defa bir ABD başkanı- o da Trump- İsviçre’de yapılacak Davos toplantılarına katılacağını açıkladı. Bu bile Davos toplantılarının şimdiden çok şenlikli geçeceğinin habercisi.

Hâlbuki 100 ülkeden 2500 temsilcinin 400’den fazla toplantı yapacakları Davos toplantıları- diğer adıyla zenginler kulübü- bu yıl önemli bir konuyu merkezine aldı. Karlı dağın zirvelerinde her sene olduğu gibi küresel düzenin liderleri ve paydaşları, mevcut düzeni devam ettirmek için sistemin 2008 kriziyle beraber geniş halk kitleleri adına ağırlaşan sorunlarına çareler aramaya çalışacaklar. 2008 krizi sonrasında bir türlü ehlileştirilmeyen neoliberal finansal sistemin hemen her ülkeden kalabalıklar üzerinde yarattığı sosyoekonomik sorunlar, kendi bindikleri gemiyi de sallamaya başlayınca, belki de ilk defa problemin çözümüne bu denli ciddiyetle yaklaşacaklar.

Bu seneki tartışmaların ana teması, ortak bir hedef etrafında birleşemeyen dünya ekonomilerini, bir arada tutabilecek ortak bir gelecek yaratabilmek. Küreselleşme karşıtı Trump ve tweetlerinin tam da bu ortak zemin arayışına nasıl bir bomba gibi düşeceğini görmek eğlenceli bile olacak. Fakat konular gerçekten ciddi. Başta gelir adaletsizliği olmak üzere kritik küresel ekonomik zorluklar yerel ölçekte politikanın çehresini birçok ülke için değiştirirken; amaç, sorunların çözümünde ilerleme kaydedebilmek için uluslararası işbirliğine yeni bir nefes verebilmek.

II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıktığı üzere ve 20yy.’ın sonlarında çoktan pratiğe dökülmüş şekliyle ülkeler, serbest dış ticaret ve hatta aşırı denebilecek finansal liberalleşme ile ekonomik bakımdan birbirine bağımlı hale geldiler. Bu bağımlılık ve “liberal demokrasiye” dayanan küresel kurumlar sayesinde de dünya ölçeğinde barış ve istikrar yaratılacağını ve bu hazinelerin 21.yy’a da aktarılacağı temel varsayımdı.

Uluslararası kurumların çoğu demokrasi iddialarını ileriye taşıyamadıkları gibi, büyüyen ölçek kontrolsüzlüğü ve kuralsızlığı yaratarak büyük küresel ekonomik krizlerin yaşanmasına neden oldu. 2008 deneyiminden sonra gelinen nokta ise çokça yazılmakla birlikte, küresel anlamda gelir adaletsizliğinin keskinleştiği, bölgesel stratejik önceliklerin farklılaşmasıyla çatışmaların arttığı ve tüm bunların sonucunda politik ve sosyal depremlerin yaşandığı günlerdeyiz.

Eskinin Soğuk Savaş tarafları, artık bugünün jeopolitik gerginliklerini açıklamaya yetmiyor. Ekonomik refah ve sosyal birlik birçok toplumun bölünmüş parçalarında beraber yer alamadığı gibi, toplumun çeşitli kesimleri arasında artan oranda eşitsizlik huzursuzlukları beslemekte. Gelir eşitsizliğinin keskinleşmesiyle beraber küresel kurumlar, hükümetler ve devletler sorunlara çözüm bulmakta yetersiz kalıyor. Politik açıdan demokratik normlar içinde kabul görüp değer verilen ortak yönetim değerleri aşınmaya uğrarken, esasta gerekli değişimin ruhunu yakalamaktan uzak görünüyorlar. Ekonomik açıdan da benzer bir durum söz konusu. Küreselleşmenin faydalarını tek taraf açısından korumaya yönelik adımlar denendikçe, sürdürülebilir büyüme, son dönemlerin önemli kavramları arasındaki “kapsayıcı büyüme” gibi konular gelişme kaydedemiyor. Çeşitli ülkelerde seçmenler yerel problemlerine çare bulmayı vaat eden popülist ve vizyonsuz liderlere yönelirken, ortak amaç ve kimlik yaratabilmenin önemi daha çok artıyor.

Bu çerçeve içerisinde liderler çözüm üretmekte yetersiz kaldıkça devlet ve vatandaş arasındaki bağlar da giderek zayıflıyor. Seçmenin değişen ve keskinleşen tavrı yöneticileri de yeni ve daha tepkisel bir tarz arayışına iterken, sorunlardan bir tanesi yerel isteklerin karşılanırken küresel sorumlulukların göz ardı edilebilmesi haline geliyor. Politik, ekonomik ve sosyal alanlarda oluşan fay hatları da ortaya çıkardığı hoşgörüsüzlük açısından bugün en elle tutulur hale geldiği şekliyle ABD’de izlenebilmekte.

Ay sonuna doğru 48.si yapılacak Davos toplantıları işte bu farkındalık ile başlayacak.

Bu seneki Davos’ta hedef her kesimden gelen liderleri dünyanın geldiği son hali, küreselleşmenin ve teknoloji devriminin olumsuz sosyal etkilerini iyileştirebilmek adına ortak bir söyleme yeniden motive edebilmek. Küreselleşmenin içinden çıkan sorunlarla baş edebilmek adına ülkeler arasındaki bağların zayıflamasının, kopuşların önüne geçebilmek.

Davos’ta yapılacak tartışmalara baz olması için hazırlanan çalışmalar içinde London School of Economics and Political Science Direktörü Minouche Shafik’in yazısı çok dikkat çekici. Doğrudur-yanlıştır tartışması öncesinde, bu kavramlar hakkında düşünmeye başlamak önemli. Belki de “post-neoliberal” önermeler olduklarını vurgulamak da tabi gerekli.

Şekil 1: Otomasyon Potansiyeli Olan İş Faaliyetlerinin Sektör Bazında Yüzdesi

Kaynak: McKinsey Global Institute (2017), Brookfield Institute for Innovation , WEF, Egeli & Co.

21yy’ın değişken şartlarına uyan yeni bir “sosyal anlaşma” işin kalbinde yer alıyor. “Sosyal devlet” ve beraberinde “sosyal güvenlik” ve “aşamalı vergi” kavramlarının yeniden düşünülmesi gerekli.

– Emeklilik yaşının belirli bir gelecek için güncellenmesinin ardından, emeklilik yaşını ortalama ömür beklentisi ile ilişkilendirmek üzere çalışmalar yapılacak.

– “İş güvenliği” yerine “istihdam güvenliği” kavramı öne çıkacak. Gelecek 20 yılda yapay zeka ve otomasyonun mevcut bilinen meslek dallarının yarısından fazlasını etkileyeceği hesaplandığına göre, mesleki becerilerin sürekli desteklenmesi hükümetlerin bütçelemeleri gereken bir konu haline gelecek. Emekle ilgili devlet kurumlarının, sendikaların bu yeni esnek ve değişken iş şartlarına adapte edebilir-adapte olabilir şekilde dönüştürülmesi gerekecek. Değişim dönemlerinin sosyal açıdan yıkıntı olmaması için de cömert sosyal desteklerin sağlanması gerekli. İşsizlik sigortası kavramının baştan aşağıya değişmesi gerekebilecek. Yetişkin eğitimleri, eğitim biçimleri, hayat boyu eğitime kamunun katkısı, öğrencileri kredilerine ulaşım, çocuk bakım hizmetleri üzerinde yeni modeller düşünülmesi gerekecek. Bu kavramların doğduğu ve yeni yeni uygulamaya konduğu Kuzey ülkeleri ve Hollanda’ya daha yakından bakmakta fayda var.

– Tekrara dayalı işleri makineler üstlendikçe, insanlar için makinelere destek veya beraber çalışabilecekleri yarı zamanlı işler konusunda da altyapı çalışmalarının devletler tarafından yapılması gerekiyor. Yarı zamanlı çalışanlar için emeklilik uzak bir hayal olmaktan çıkartılıp, çalışılan saatlere göre orantılı olarak anlamlı bir gelir haline döndürülmesi gerekiyor. Sonuçta makinelerin emeklilik dönemleri olamayacağına göre; insanların yerine geçen makineler tarafından yaratılan katma değerin patronların değil, çalışan kesimin cebine girecek şekilde bir vergi sisteminin tasarlanması çok kritik bir konu.

– Aynı açıdan yaklaşınca, makinalar insanların yerini aldıkça ve makinaların yarattıkları katma değeri canlılar arasında paylaştırmak fikrinden hareketle; “evrensel temel gelir” (universal basic income) konusunda çalışmalar İskoçya’da denenmeye başlanmış durumda. Kenya, Finlandiya, Kanada da bu deneyi başlatanlar arasında. “Evrensel temel gelir” savunucuları, düzenli, ancak küçük bir paranın koşulsuz teklifinin birçok kişinin ayağa kalkmasına ve hatta yeni iş fikirlerine yatırım yapmalarına yardımcı olabileceğine inanıyor.

– Belki de tüm bunların içinde kısa vadede küresel ölçekte gerileyen orta sınıfa destek olmak için vergi modellerinin küreselleşme gerçeğine göre yeniden modellenmesi gerekiyor. Vergi muafiyetleri ve en yüksek gelire sahip kesimin kişisel vergi oranları anlamsızlaşırken, yük 1980’lerden bu yana artan oranda orta sınıfın üzerine binmiş durumda. Kurumlar vergisi OECD ortalamaları olan %32’den son 15 sene içinde %25’e kadar gerilerken, tüketim üzerindeki vergiler amansızca artmış durumda. Türkiye özelinde de durum aynen böyle. Sosyal uyumun, huzurun başlıca kaynağı Türkiye ve dünya ölçeğinde vergi adaletsizliği yaşadığımız çağda. 1950’lerde gençliğini yaşamış kuşağın çocukları ve torunları artık anne babalarından daha iyi bir hayat kuramıyorlar kendilerine.

Küreselleşmenin amansız rekabeti; teknolojinin yüksek donanımlı işgücünün verimini fakat aynı zamanda eşitsizliği artırdığı dünyada sürdürülebilirliğin garanti altına alınması için toplumu bir arada tutan sistemlerin güncellenmesi gerekli.

Sosyal devlet kavramının güncellenmesi, yaygınlaştırılması, evrensel haklar arasında sayılması bu tartışmaların tam merkezinde yer alacak gibi görünüyor. Türkiye için yapısal reformlar listesine sosyal devletin evrilişini eklemek geleceği yakalamak açısından da kritik hale geliyor.

 

 

Twitter: @guldematabay

http://www.egelicoaileofisi.com/Content/Files/Reports/b2268d39-8361-4d76-8fa5-a1f414d37f0b.pdf

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları