Atilla Yeşilada

Önümüzdeki beş yılın kehaneti

13 Eylül 2018

Sevgili Başkan’ım RTE’ın kendini Varlık Fonu yönetim kurulu başkanı ataması bence seçimden bu yana en önemli siyasi haberdi. Basında çok yazıldı-çizildi ama en önemli boyut atlandı. Bu atama Türkiye’de kurumların çöküşü ve ihtiyari, yani “burası babamın çiftliği” yönetim anlayışına geçişin en güzel örneği.

Zaten işi başından aşan, bir yanda İdlib için Putin ve Ruhani, öte yanda ekonomiyi kurtarmak için bankalarla uğraşan, üçüncü yanda da BM açılışına hazırlanan bir lider NİYE   ismi olup da cismi olmayan Varlık Fonu sorumluluğunu yüklenir ki?  Gölge bir kuruluşa deynekçilik etmek hangi psikolojik halin tezahürüdür?

 

Biraz Prof Daron Acemoğlu okuyun, bakın size bir de link vereyim. Türkiye’nin çöküşünü AKP’nin bilinçli ya da bilinçsiz kurumları imha etmesine bağlar. Gerçekten de halen burnumuza kadar gömüldüğümüz stagflasyon ve özel sektör borç krizi elbet bir gün geçer, ama Türkiye toplumdaki negatif enerjiyi pozitife dönüştüren  ve sinerji yaratan kurumları rehabilite etmeden asla kalkınamaz.

 

Kalkınmanın temel girdileri nedir?  Beşeri sermaye ve insan gücü, sabit sermaye yatırımı, teknoloji, tasarruf. Bakalım şimdi bunlardan hangisi var bizde. Beşeri sermaye konusunda Levent Gültekin’in bir makalesinden alıntı yapıp sözü kapatacağım:

“İstanbul Milli Eğitim Müdürünün dikkat çektiği “lise çağındaki çocuklar okuma sorunu çekiyor” tespiti…

Üniversite sınavlarında 600 bine yakın adayın sıfır çekmesi ve hiçbir üniversiteye girememesi…

Çocukların Türkçeyi, matematiği öğrenmeden mezun olmaları…

Yani 4 yıllık üniversite mezunu çocuklar Türkçeyi öğrenmeden mezun oluyorlar.

Çünkü Türkiye’nin en iyi, en kaliteli akademisyenlerinin birçoğu ihraç edildi.

Üniversiteler kısırlaştırıldı.

Lisede doğru düzgün eğitim almayan çocuklar üniversitelerde de yeterli eğitim alamıyorlar ve bütün bunların sorunda da kimi yetersiz hakim, kimi yetersiz mühendis, kimi de yetersiz öğretmen oluyor”.

 

Öte yanda Breakthrough Starshot adlı bir projeye milyonlarca dolar yatıran bir Rus zengini, en yakınımızdaki güneş sistemi olan Alfa Sentauri’ye nano-uydular göndermeyi planlıyor. Lazer itmeli foton yelkenleri ile seyredecek  bu mini-uydular 40-50 yılda Alfa Sentauri’ye varıp, gezegenlerin hayata elverişli olup olmadığını kestirecek.  Biz karma eğitimi tartışıyoruz.

Özetle, bu beşeri sermayeyle millet Mars’a gider, biz Kars’a giderken yolda kalırız.

 

Bir ülkenin enflasyon ve cari açık üretmeden daha hızlı büyümesi için özel sektör sabit sermaye yatırımı yapması lazım. Bakalım 2Ç2018 milli gelir istatistiklerine, var mı sabit sermaye yatırımı?  Eğer binaları çıkartırsanız YOK.

 

 

JCR Avrasya Başkanı Orhan Ökmen 1.000’den fazla şirketi kapsayan taramasının sonunda şunu bulguluyor:    Yatırımları erteleme eğilimi var: Likiditeyi artırmak, mali yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla ağırlıklı olarak özkaynağa yönelmek ve yatırım politikalarında değişiklikler yaparak, yatırımları ertelemek veya iptal etmek temel eğilim olarak belirginleşiyor”.

 

Yani, yakın gelecekte de yatırım yapılmayacak, Türkiye yağmura hasret ağaç gibi güdük  kalacak.

 

Peki teknoloji var mı?  Gidin, yazılım sanayinde her hangi bir patronla konuşun, dışarda iş bulan anında vitesi ikiliyor. Geçen sene 450 bin kişi göç etmiş bu diyardan, sizce vasıfsız tekstil işçisi mi bunlar?  Hayır, becerileri dünya pazarında da para kazandırabilecek değerli insanlar. Bıktılar artık bu nadan, baskıcı, cehaleti yüceltip, her soruya “milli ve yerli” cevabını veren gürültücü çoğunluğun  sultasından.

 

Dünya Inovasyon Endeksi’nde 2016’da 43cü sıradaydık, utanılacak bir durum. Teknolojiye bu denli önem verip her projeye para basan hükümet düşünmeli neden diye. Ama  neyse ki, orada kalmadık. 2017’de 50ci sıraya geriledik.

 

Ve en acısı ne biliyor musunuz?  Bu problemleri çözecek zaman kalmıyor,   çünkü Türkiye hızla yaşlanıyor.

“TÜİK’in 2017 yılına ilişkin “İstatistiklerle Yaşlılar” çalışmasının sonuçlarını göre, Türkiye’de 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus 2013 yılında 5 milyon 891 bin 694 kişi iken, yüzde 17 artarak, geçen yıl 6 milyon 895 bin 385 kişi oldu.

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2013 yılında yüzde 7,7 iken, geçen yıl yüzde 8,5’e yükseldi.

 

Nüfus projeksiyonlarına göre, yaşlı nüfus oranının 2023 yılında yüzde 10,2, 2030 yılında yüzde 12,9, 2040 yılında yüzde 16,3, 2060 yılında yüzde 22,6 ve 2080 yılında yüzde 25,6 olacağı tahmin ediliyor. Konuyu emeklilik yaşı açısından değerlendiren Sosyal Güvenlik Uzmanı Melis Elmen, “Emeklilik yaşının şu anda 65’e kadar yolu var. Günleri tamamlamanıza bağlı olarak daha erken bir emeklilik sağlayabilirsiniz. Eskiden 5 bin, şimdi 7 bin 200 günlerden bahsediyoruz. Bu sebepten dolayı yaş skalası arttı. Çünkü nüfus yaşlanıyor. İster istemez çalışan oranı düşüyor. Genç beyinler yurt dışına çıkıyor. Emeklilik statüsü yaşlı nüfusa kalıyor. Biz bunun daha da artacağını öngörüyoruz.” dedi.

 

Nufüs yaşlanıyor da, gençler iş bulamıyor. Emekliler hızla artarken onların maaşını ödeyecek işgücü artışı bir türlü gerçekleşmiyor. Ben SGK batık diyince küfür yiyorum. BES’e katılıp tasarruf edin deyince alay konusu oluyorum.

Bu nesnel verilere bakıp Türkiye’nin önümüzdeki beş yılını kestirmek öyle kolay ki..  2019 sonunda resesyon biter. Enflasyon iç talep yoksunluğundan %10’lara kadar geriler. Kimsede ithal malı kulanacak para kalmadığı için cari açık da daralır. Belki AKP ABD-AB zoruyla bir takım reformlar yapar, bir kaç gazeteci serbest kalır, gözaltılar denetimli serbestliğe dönüşür.

 

Ama, siyasal İslam kafası Ankara’da hüküm sürdükçe kurumlar restore edilemez. Bu kafa asla gücü merkezden belediyelere, muhtarlıklara, oradan da serbest piyasa ve STÖ’ne dağıtamaz. Türkiye’de toplumun negatif elektriğini sinerjiye, imeceye ve  inovasyona dönüştürecek kurumların yeşermesine müsade etmez. Çünkü bütün bunlar toptan tahakküm ve toplumsal mühendislik projelerine zıt düşer. Odin esirgesin, akıllanıp örgütlenen millet AKP’ye oy vermekten vazgeçer filan.

 

Cehalete tapan, tüm kadroları tarikat üyelerine dağıtıp RTE’den başka kimsenin karar almasına izin vermeyen, “dışardan gelenlerin” fikirlerini hiçe sayan bir zihniyet 21ci Yüzyılın çetrefil sorunlarını çözemez. Stagflasyonu atlatırız, şirketleri de tamir ederiz, ama asla kalkınamayız. Beş yıl, belki 10 yıl fakirleşmeye mahkumuz.

 

 

FÖŞ videolarını izlemek için tıklayın

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları