Atilla Yeşilada

Aşırı ısınma nedir, nasıl öldürür?

16 Nisan 2018

Türkiye’nin en büyük ikilemi nedir? Bizim rasyonalite felsefemiz dünyayla uyuşmuyor. Örnek? Hemen takdim edeyim.

Dünya tüm kurumları çürüyen, hızla diktatörlüğe giden, ekonomisi artık su kaynatmak üzere olan bir ülke görüyor. Ya biz?

Yerli ve milli, başarıdan başarıya uçan, Müslüman Alemi’ne lider, Haçlılar’ın korkulu rüyası, 21ci Yüzyılın liderini, gönüllerin şampiyonunu görüyoruz aynada.

İki taraftan biri uyanınca bu rüyadan çok kötü terleyecek.

Şimdi bendeniz Quantum teorisyeni olma hasebiyle tek ve somut bir gerçek olduğuna asla inanmadım. Atom bazen dalga, bazen maddedir. HDP bazen PKK ile barış elçisi, bazen terörist vatan hainlerinin ocağıdır. Bize yatırım yapan yabancı iyidir, parasını çeken Üst Akıl’la işbirliği yapan manipülatör bozguncudur. Eyvallah, bence ikisi de doğrudur—alternatif dünyalarda.

İllevelakin, şöyle bir durum var ki bunu zamanında Türkiye’nin ilk deli doktoru Mazhar Osman’dan dinledim. Gavatın biri yolda çevirmiş Mazhar Hoca’yı ”Sen manyaksın, yazdıklarının tek kelimesine inanmıyorum” diye çömkürmüş. Hoca sakince gülümsemiş, “Yavrum” demiş, “senin benim hakkında ne düşündüğünün karınca osuruğu kadar kıymet-i harbiyesi yok. Ben sana bir deli raporu yazarsam, ömür boyu Bakırköy’den kurtulamazsın”.

Dünya ve Türkiye arasında rasyonalite zıtlaşmasına da bu açıdan bakmanızı öneririm. Belki de biz haklıyız, ve tüm dünya hayal görüyor, ya da bize düşman. Lütfen aşağıdaki tabloyu tetkik edin.

Bakın, bizde özel sektör borcu Gelişmekte Olan Piyasalar (GOP, Ülkeler = GOÜ) ortalamasının üstünde. Senede cari açık finansmanı dahil 230 milyar dış borç bulmak/çevirmek zorundayız. Kredi faizleri şimdiden 9 yıllık zirvede, şirketler ya batıyor, ya da kredi yapılandırmak için banka kapılarında kuyruk oluyor. Özetle: Biz dünyaya mahkumuz, bizim onlar hakkında ne düşündüğümüzün zerre kadar kıymeti-i harbiyesi yok. Onlar ekonomi aşırı ısındı diyorsa, tedbir alırsın, ya da başına geleceklere katlanırsın.

Bakın, bu zevatlar ekonomi aşırı ısındı dediği zaman boş konuşmuyor, parasını da çekiyor. 2018 yılında GOP’a para girişi tarihi rekorlar kırarken, bizimi hasılata bir göz atalım:

Peki, nedir bu aşırı ısınma meselesi, nasıl teşhis edilir, nasıl tedavi edilir?

Ekonominin büyüme potansiyeli istihdam artışı ve yeni sabit sermaye oluşumundan meydana gelir. Bu oran Türkiye’de %4-5 civarında tahmin edilir. Bana sorsanız, daha da düşüktür, çünkü verimlilik yıllardır aşınırken, kurumların ahlaki iflası ile kalkınmada önemli bir görünmez olan “sevk ve idare” tam anlamıyla PERT olmuştur.

Ekonomi 2016 darbe teşebbüsüyle ağır bir bunalıma girdi. Ardından FETÖ temizliği esnasında şirketlere el koyulması yüzünden bankalar krediyi kesti. Hükümet Kredi Garanti Fonu denilen Saadet Zinciriyle bir yıl darboğazı öteledi.

Öteledi ötelemesine de, çorbanın yağı fazla geldi. Bu süre zarfında ekonomik büyümenin potansiyeli çok aşıldı. 2018 başında büyüme faydadan çok zarar sağlıyordu.

Nasıl yani? Büyümenin gerçekten %7.5 olduğunu kabul edelim. Ammmma bunun yan etkileri de var. Birincisi %11 civarında enflasyon.

İkincisi (yukarda) Şubat ölçümünde GSYİH’nın %5.7’sine denk gelen cari açık. Bu iki değişken de “sürdürülemez”. Eğer enflasyon çift hanede kalırsa, yakında %20’lere doğru gider, çünkü tedavi edilmeyen enflasyon beklentileri ve delikanlıyı bozar. Cari açığın fazla genişlemesi (Türkiye için %4.5-5’in üstü kırmızı alarm) hem sıcak para kaçışına neden olur hem de kur üstünde baskı yaratarak enflasyonu pompalar ve vatandaşın ekonomiye güvenini sarsar.

Daha da kötüsü bu büyüme siyasi açıdan da sürdürülemez, çünkü seçmene refah getirmez. Kur oynaklığı ve hayat pahalılığının kaçırdığı seçmenin sayısı büyümeden (harcanabilir gelir artışı vasıtasıyla) yarar gören seçmenden fazladır.

Nitekim, son anketlerde seçmenin %30-40’ı ekonomiden şikayet eder ya da kaygı duyar hale gelmiştir.

Eğer böyle devam edersen, bir yol kazasına uğrarsın. Ya cari açık finanse edilemez boyutlara gelir ve ani bir devalüasyon akabinde (%20-30) ekonomi ağır bir resesyona girer, ya da enflasyon %15’lere yükselir ve sabit-dar gelirliler sokaklara fırlar.

Biraz daha teknik olursak, enflasyon %15’e çıkarsa, kredi faizleri %25’e fırlar kimse konut alamaz, fabrika kuramaz.

Hükümet niye bu manzarayı göremiyor? Çünkü onun rasyonalite algısı bambaşka. İki şeye güveniyor. Birincisi şu meşhur yatırım teşvik paketi sayesinde sabit sermaye yatırımları patlayacak, ekonominin “arz esnekliği artacak”, yani daha az enflasyon ve cari açıkla daha hızlı büyüyebileceğiz. Bu cevaba kıçımla gülerim, o yatırımların yarısı yapılmaz, ama hadi eyvallah diyelim. Ortada bir vade sorunu var. “Teşviklenen” fabrikaların devreye girmesi en az 3 yıl, bu süre zarfında ithal makine-teçhizat alıp cari açığı iyice pompalayacaklar. Ama yatırımcının tedirginliği ŞİMDİ, her an kapıya koşabilir.

İkincisi hükümet yerli enerjiye yaptığı dev yatırımlar sayesinde (linyitle çevreyi öldürmek, HES’le doğal yaşamın ırzına geçmek gibi) enerji ithal faturasını kırpacağını düşünüyor. Tabii o zaman niye Rusların kucağına oturup 20 milyar dolarlık nükleer santral yapılır ve alım garantisi verilir, ya da Türk Akımı’ndan 25 milyar metre küp doğal gaz daha ısmarlanır sorularının cevabı yok. Enerji yatırımları ile dışa bağımlılık çözülmez. Verimlilik ve yüksek teknolojiye geçişle çözülür, o da bizde yok.

Hükümetin oyun planı yanlış olduğuna göre, acilen tedavi çareleri aramalı. İki tür tedavi var. Birincisi, ilaç kullanmak.

İkincisi, bünyenin doğal yollarla kendini iyileştirmesini beklemek. İlaç çok acı. Bütçe harcamaları kısılacak, TCMB en az 400-500 baz puan faiz artışı yapacak. Yusuf yusuf, olmaz. AKP seçim kaybeder ve üstüne katran döküp hindi tüyüne bularlar adamı.

Bünyenin kendini tedavisi ise harcamaların kısılması, yatırım ve istihdamın durması yoluyla özel sektörün döviz tasarrufu ve iç talebin daralarak enflasyonist baskıların hafiflemesi şeklinde oluyor.

Biraz zaman alır tabii. İki yıl filan.

Aman canım insan hayatında iki yıl nedir ki? Göz açıncaya kadar geçer.

 

FÖŞ-ürt, FÖŞ-ürt

Siz bu linkin ne olduğunu anlarsınız

Yazarımız Atilla  “FÖŞ” Yeşilada’nın ikinci kitabı Hormonlu Büyüme Yılları kitapçılarda

 

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları