Güldem Atabay Şanlı

ANALİZ: Eylül enflasyonu daha fazlasına işaret!

3 Ekim 2018

Para politikası ve maliye politikasında son bir kaç yılın ve özelikle sene başından bu yana büyüme ve sadece büyümeye öncelik vererek yapılan hataların bedellerini önce liranın değer kaybı ve elbette şimdilerde kontrolü kaybedilen enflasyon üzerinden izliyoruz. Her birimizin yaşam kalitesi, alım gücü olumsuz etkilenirken bu gidişin nerede nasıl durabileceği hakkında akıl yürütmek önemli.

Rakamların üzerinden kısaca bir kez daha geçelim: Eylül 2018 itibarıyla tüketici fiyat enflasyonu (TÜFE) yüzde 25, üretici fiyat enflasyonu da yüzde 46 artmış durumda.  Çekirdek enflasyon denen ve enflasyonist baskıların devam edip etmeyeciğini anlatan enflasyon seviyesi de bir önceki aya göre soluksuz yükselişine devam ederek yüzde 24’te.  TÜFE’nin alt sektörleri içinde maliyat baskılarını ürün fiayatlarına bol keseden yansıtmayan neredeyse yok.  Liranın değer kaybının en net yansıması olan ÜFE tarafındaki enerji fiyatları yıllık artışı yüzde 72’de.

Tüm bu veriler, Ekim başında yapılan yeni enerji fiyat zamları da eklendiğinde bize Ekim ayında da berbat bir enflasyon ile karşı karşıya kalacağımızı anlatıyor.

Peki, Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın önceden altını hazırlamaya çalıştığı gibi enflasyon Eylül-Ekim’de zirve yaptıktan sonra geri düşmeye başlayabilecek mi?

Hemen önce liranın seyrine bakmak gerek.

Rahip Brunson davasında bir sonraki görüşme 12 Ekim için beklentiler olumlu yönde.  Rahip serbest bırakılırsa Türkiye-ABD ilişkilerinde son yıllardaki bozulmanın terse dönebileceği beklentisiyle lira değer kazanıyor bir süredir. Sırf bu beklentiyle, berbat Eylül enflasyon rakamlarının lira üzerine etkisi sınırlı kalmış gibi.  Serbest bırakılmadığı ve tansiyonun yükselmeye devam ettiği ortamda gözler bu kez merkez bankasına dönecek ve lira üzerinden satışla bir tur daha faiz artırımı dillendirilmeye başlanacak.  Bu faiz artışı da 2019 büyümesini eksi yöne daha fazla itecek. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böylesi bir faiz artıına sabır gösterip göstermeyeceği şimdilik meçhul.

Rahip serbest kalırsa, liradaki değer kaybı daha yavaş bir tempoda gelecek gibi.  Hem YEP’deki açıklanan programın zaman içinde performansını görmek hem de Türkiye-ABD ilişkilerinde olumlu hava beklentisi lirayı bir süre daha mevcut seviyelerde tutabilir.  Ancak, hemen hatırlayalım; TR-ABD ilişkilerinde tek sorun Brunson değil; Suriye tarafını da atlamamak gerek. Ya da Trump ticaret savaşlarını AB ve Çin ölçeğinde hızlandırmaktan çekinmezken, Türkiye’nin gözünün yaşına bakmayacağını da unutmamak gerek.

Diğer yandan enflasyon verilerindeki detaylar, Ekim ayında da çok yüksek rakamların ardından enflasyonun en iyi olasılıkla düşüş eğilimine YEP’in vaad etiği ölçüde girmekte zorlanacağını anlatıyor.  Çekirdek enflasyon yüzde 24; demek ki maliyet baskıları tam gaz.  ÜFE tarafı yüzde 46; demek ki ÜFE TÜFE arasındaki fark ya üretici tarafının kar marjını kısarak sindirilecek, ya da fiyatlara yansıyacak.  TL borç faizleri ve enerji maliyetleri kalıcı şekilde yüksekken, dolar borcu olan şirketler konkordato kuyruğundayken üretici tarafın maliyet sindirebilecek alanı kalmamış durumda.  Demek ki, ÜFE fiyatlarındaki yüzde 46 önümüzdeki 6-9 ay daha TÜFE tarafına yansımaya devam edecek.

Daha net ifadeyle bugün açıklanan Eylül enflasyonu detayları hızlı, akıllı ve doğru adımların atılmadığı ortamda yıllık TÜFE enflasyonunun 2019 ortalarında yüzde 40’lara yelken açtığını anlatıyor.

Peki bu gidişatı durdurmanın yolu yok mu?

Var elbette. Ekonomi yönetiminin sadece ve sadece rasyonellikle kucaklaşması.  bamka stres testlerinin bir an önce tamamlanması. İnandırıcı sonuçların şeffaf şekilde kamuya açıklanması.  Gelecek kötü günlerde bankacılık sektörü ve batmadan devam edecek şirketlerin ayıklandıktan sonra doğan sermaye ihtiyacının belirlenip; açıklanıp; inandırıcı bir kaynakla eşleştirilmesi.

IMF’den bahsediyoruz bu aşamada; evet.  Yabancı basında çıkan analist hesaplamalarına göre Türkiye’nin kaynak ihtiyacı Arjantin’in IMF’den sağladığı 50 milyar dolarla 75 milyar dolar arasında.

Bu gerçekliğin şeffaf bir şekilde bir ekonomi yönetimi planı haline dönüşmediği her gün liranın değer kaybı, enflasyonun 2001 öncesi seviyelere yükselmesi, sert bir ekonomik daralmanın ardından uzun sürecek durgunluk yılları riskiyle başbaşayız çünkü.

Güldem Atabay.

 

 

 

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları