Sabri Öncü

Akerlof ve Romer Talan Teorisine Bir Örnek Olay

5 Eylül 2018

Akerlof ve Romer,1994’te “Talan: Kar Amacıyla İflasın Ekonomik Yeraltı Dünyası” başlıklı
bir makale yazdılar. Romer da meşhur bir ekonomist ama Akerlof daha meşhur. Akerlof’un
Nobel aldığı iddia edilir ama aslında ekonomistlere Nobel ödülü diye bir ödül yoktur. O ödül,
1968 yılında İsveç Merkez Bankası Sveriges Riksbank’in uydurduğu, Nobel’in vasiyetiyle
uzaktan yakından alakası olmayan bir ödüldür. Şurada anlattığım gibi gerçek Nobel
ödülleriyle birlikte verilerek millet yenir. Ama o ödülü bile herkes alamaz. Akerlof’un hakkı
Akerlof’a.
Akerlof ve Romer’ın kendi özetleriyle teori şundan ibaret:
Teorik analizimizin gösterdiği şu ki şirketlerin batma (başaracağız üzerine
kumar oynama) yerine maliyetini topluma yükleyerek kar amacıyla batma
(talan) yönünde teşvikleri olduğunda, bir ekonomik yeraltı dünyası hayata
geçer. Kar amacıyla iflas, kötü muhasebe, gevşek düzenlemeler ya da suistimale
verilen düşük cezalar şirketin sahiplerini kendilerine şirketin değerinden fazla
ödeme yaptıktan sonra borçlarını ödememeye teşvik ediyorlarsa ortaya çıkar.
Bu kadar basit teori. Bunu ben desem teori diyen çıkar mı, bilemiyorum, ama Akerlof diyince
çıkıyor ne mutlu ki. Tabii Akerlof ve Romer sonradan bunun basit bir matematik modelini de
yazıyorlar ki zaten teorilerini teori yapan da o.
Tabii, iş aslında bu kadar basit değil. George Akerlof tanıdığım bir arkadaş. George ile
Amerika’da muhasebe skandallarının yaşandığı 2003’ü bitiren yılbaşı gecesi saat 24:00
civarında birkaç saat bu makalesini tartışmıştık bir masada. Sevdiğim, tüm hayatını akademik
dünyada geçirmiş saf bir insandır. Bence yani. Gerçi karısı Janet Yellen ondan daha yırtık
olduğundan Amerikan Merkez Bankası (Federal Reserve − Fed) Başkanı bile oldu ama
George öyle birisi değil. Yine bence yani.
Bu nedenle, burada sözü Esra Çevik Gürakar’a verelim. Esra Çevik Gürakar’ın Mayıs 2018’de
yayınlamış ve Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dönemine yoğunlaşmış
“Kayırma Ekonomisi” kitabının önsözü şöyle diyor:
“Kamu varlıklarına el koyarak gerçekleşen zenginleşme (birikim)”, rant
yaratma ve ranta el koyup rantı, iktidarı destekleyen toplumsal kesimlere
stratejik olarak dağıtma AKP’nin süreğenliğinin en önemli sacayağıdır.
Ve şöyle devam ediyor:

Bu sistemin üç temel yapı taşı vardır: Bunlardan ilki, AKP hükümeti önceki
hükümetlerden farklı olarak kanuni boşluklardan yararlanmak suretiyle değil
de kanun yaparak rant yaratmaktadır. İkincisi, yaratılan bu rantları AKP
hükümetiyle doğrudan siyasi bağlantıları ya da dolaylı ilişkileri olan özel
sektör firmalarına dağıtmaktadır. Üçüncüsü ise AKP yerel düzeyde seçmenlere
kaynakları tahsis etmenin yeni biçimlerini oluşturmuştur.
Özetle, talan yalnızca bozuk teşviklerle açıklanılabilecek bir şey değil ve belki de Sencer
Divitçioğlu’nun talanın ve yağmanın yeniden bölüşümü teorisini de işin içerisine katmak daha
anlamlı olacaktır ama biz Akerlof ve Romer Talan Teorisiyle devam edelim.
Akerlof ve Romer Talan Teorisinin yukarıda alıntıladığım kısa tanımında sözü geçmeyen
önemli bir başka bileşeni de devlet garantileridir. Gerçi devlet her zaman açıktan garanti
vermez ama bir projenin arkasında devlet varsa devlet garantisi varmış gibi düşünülür. Yani
açıktan garanti olmayabilir ama işin içinde devlet olduğunda garanti ima yoluyla vardır.
Örneğin, telekomünikasyon işinin içinde devlet yok mu?
Var tabii.
Telekomünikasyon olmadan bir ekonomi yaşayabilir mi?
Yaşayamaz.
Bir devlet, ülkesinde telekomünikasyon işini bir özel şirkete devretse bile o şirketin
telekomünikasyon işini batırmasına izin verebilir mi?
Veremez.
Dolayısıyla, telekomünikasyon işinde garanti açıkca verilmemiş bile olsa ima edilmiştir.
Şimdi Talan Teorisiyle devam edelim ve Akerlof ve Romer makalesinden şu alıntıyı yapalım:
Bu sapkın güdüler yalnızca bu garantilerin verildiği şirketlerde görülmez ve
talan simbiyotik olarak diğer sektörlere de yayılır ve bir ekonomik yeraltı
dünyası ortaya çıkar. Hükümet garantilerinin verildiği sektördeki talancılar
başka sektörlerdeki doğrudan bağlantılı olmadıkları şirketlerle bu şirketlerin
sözlerini tutamayacaklarını bilseler de sözleşmeler imzalarlar ve gelecekte ne
olacağına bakmaksızın onlardan bugün emdikleri gelirleri ceplerine indirirler.
Akerlof ve Romer şunu da diyorlar:
Durum bu ise, ekonomik değeri en çoklama normal ekomisinin yerine şimdi
emilecek değeri en çoklama altüst ekonomisi gerçer ki bu da şirketin şimdiki

ekonomik net değerini eksiye iter. Şirket sahipleri, şimdi elde edeceklerini en
çoklama yoluyla şirketten emebileceklerinin en çoğunu emmeye karar
verdiklerinde, yaptıklarının şirketin gelecekteki net değerinde büyük düşüşlere
neden olacağını bilseler bile şimdi emebileceklerinin en çoğunu emmelerini
sağlayan bütün eylemler onlar için daha cazip olur.
Artık, örnek olay Türk Telekom’a dönebiliriz. Teoriyi yazarlarının ağzından özetledik çünkü.
Hem de Akerlof’un Nobel (aslında Sveriges Riksbank) ödülü bile var. Ama öncesinde şu üç
önemli kavramdan söz etmekte yarar var.
I) Kira: Kira, bir şeyin sahipliğinden elde edilen ve karşılığında emek harcamadığınız
gelirdir. Söz gelimi, birilerine borç verdiğiniz paranıza faiz alıyorsanız o faiz kiradır. O borç
verdiğiniz (emanet ettiğiniz) parayı kazanmak için emek harcamış olabilirsiniz ama aldığınız
faiz için siz bir emek harcamadınız. Size faizi ödeyen emek harcadı, tabii size faizi ödemek
için başka birinden borç almadıysa. Kira bu anlamda karşılıksızdır, karşılığı emek
olmadığından.
II) Herhangi bir ekonomide üretilen dört tür mal/hizmet vardır: 1) Özel; 2) Kamu; 3)
Ortak ve 4) Kamu-malı benzeri. Özel mallar, tüketimi engellenebilen ve tüketilince azalan
mallardır. En basit özel mal örneklerinden biri sucuktur. Parası olmayana satmam. Yani
sucuğun tüketimi engellenebilir. Sucuğu ben yersem, aynı sucuğu başkası yiyemez ve geriye
bir sucuk daha az kalır. Yani sucuk tüketilince azalır. Kamu malları da bunların tersi. Kamu
malları tüketimi engellenemeyen ve tüketilince azalmayan mallardır. En basit kamu malı
örneği de havadır. Havayı solumam nasıl engellenebilir? Ayrıca, havayı ben solursam
yanımdaki de soluyamaz mı? Ortak ve kamu-malı benzeri mallara gelince, bunlar ya tüketimi
engellenemeyen ya da tüketilince azalmayan mallardır ama ikisi birden değil. Yalnızca
tüketince azalanlara (örneğin, İstanbul Boğazı’nda hamsi) ortak, yalnızca tüketimi
engellenebilenlere (örneğin, okumakta olduğunuz bu makale) kamu-malı benzeri diyoruz.
III) Doğal Tekeller ya da Doğal Tekel Sektörler: Doğal Tekel Sektörler, o sektörde üretilen
toplam mal ya da hizmetin bir kurum tarafından üretildiğinde birden fazla kurum tarafından
üretilmesine görece daha düşük maliyetle üretildiği sektörlerdir. Akla ilk gelen doğal tekel
örnekleri arasında telekomünikasyon, enerji üretimi ve dağıtımı, kitle ulaşımı gibi örnekler
var. Bu tür sektörler kimi zaman özel mal/hizmet üretilen sektörler olsalar da (söz gelimi
demir-çelik sektörü) böyle sektörlerde çok sayıda kuruma izin verilemeyeceğinden sektördeki
kurumlar özünde kira toplayıcılardır. İzin verilirse sektör göçer, şirketler batacağından.
Ancak, kamu, ortak ya da kamu-malı-benzeri mal/hizmet üretilen sektörler her zaman değilse
de çoğu zaman doğal tekellerdir. Böyle sektörlerdeki kurumların özel kurumlar olmasına izin
verilirdiğinde gözlediğimiz, Akerlof ve Romer Talan Teorisinin de dediği gibi o kurumların
en çok kirayı toplamak için talana yöneldiği oldu. Başka bir deyişle, gerçekte olanlar Akerlof
ve Romer Talan Teorisini destekledi ve desteklemeyi sürdürüyor.
Bütün bu tanımları verdikten sonra Türk Telekom’da yaşanılmış talanı anlamak basitleşiyor.
Öncelikle, telekomünikasyon kamu-malı benzeri bir maldır. Çünkü, altyapıyı kurduktan sonra

ve kapasite dolmadığı sürece telekomünikasyon tüketilince azalmayan bir maldır. Gerçi
kapasite dolunca yeni altyapı yatırımlarıyla kapasitenin artırılması gerekir ama oraya gelmesi
çok zaman alır. Mesela, kapasite dolmadığı sürece, ben annemi cep telefonumla aradığımda
sevgilim de aynı anda annesini cep telefonuyla arayamaz mı?
Arar.
Peki, telekomünikasyon neden doğal tekeldir?
Telekomünikasyon altyapısını kurması çok pahalıdır da ondan. Şehirin altına kaç tane bakır,
fiberoptik, vesaire, kablo ağı kuracağız? Ya da atmosfer dışına kaç tane uydu göndereceğiz?
Bunların her biri büyük masraflar. Bunlardan bir sürüsü yüksek kapasiteli bir tanesinden daha
masraflı olur.
Ve altyapıyı bir kez kurdun mu artık o şeyin sahibi oldun ve şeyin sahipliğinden kira
topluyorsun. Ha bin kişi alt yapıyı kullanmış, ha bin bir kişi. O sonuncu kişinin sana
neredeyse hiçbir ek masrafı yok. Kapasite dolmadığı sürece o son kişinin altyapıyı
kullanmasını sağlamak için hemen hiç emek harcaman gerekmiyor. Dolayısıyla, ondan
aldığın ücret de kira. Özetle, telekomünikasyon işinden kira toplanır.
İkinci bölümde Türk Telekom ile Teoriyi ilişkilendireceğiz.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları