ANALİZ:  Özel sektörün kur riski var mı, yok mu?

Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?  Önlenemeyen kur artışı?  Enflasyon?  Kredi faizleri?  Kaliteli yabancı pivot eksikliği?  CHP’de kurultay toplanamaması?  Bilemediniz. İnkar […]
03:3810 Ağustos 2018
ANALİZ:  Özel sektörün kur riski var mı, yok mu?
Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?  Önlenemeyen kur artışı?  Enflasyon?  Kredi faizleri?  Kaliteli yabancı pivot eksikliği?  CHP’de kurultay toplanamaması?  Bilemediniz. İnkar […]

Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?  Önlenemeyen kur artışı?  Enflasyon?  Kredi faizleri?  Kaliteli yabancı pivot eksikliği?  CHP’de kurultay toplanamaması?  Bilemediniz. İnkar ve yalan. Değerli ve çaylak Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak da hızla 15 yıldır markalaşan AKP geleneğine uyarak inkarı düstur edindi. Yalnız o değil, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı  Hüesyin Aydın da inkarda dünya liginde yer alan değerli bir kanaat önderi ve yönetici.

 

TBB Başkanı Aydın ne dedi?

 

Türkiye yakalamış olduğu siyasi istikrarı ve güçlü ekonomi yönetimini bankacılıkta da gösterdi. Bilançomuzun yüzde 64’ü bireylere ve firmalara verilen kredilerden oluşuyor. Krediler içinde kurumsalın payı yüzde 80 düzeyinde. Bankacılık sistemi yılın ilk yarısında kredilerde sabit fiyatlarla yüzde 13 büyüdü. Yıl sonu itibariyle yüzde 15-16’da seyredeceğini düşünüyoruz. Sorunlu kredilerin oranı yüzde 3’ler civarında. Bu Türk bankacılık sisteminin aktiflerini iyi yönettiğinin bir sonucudur. Yüzde 7-7.5 civarında yakın izleme rasyomuz var. Türk bankacılık sistemi aktifi yönetmeyi biliyor.

 

 

Albayrak ne dedi?

 

Piyasa da bankalarımız ve şirketlerimizle ilgili yapılan spekülatif açıklamaların aksine kur ve likidite riski konusunda bir problem görülmediği denetleyici kurumlarımız tarafından da düzenli olarak yayınlanan raporlarda gözükmektedir. Yatırımcılar ve halkımızın bu söylentilerden ziyade gerçek durumu yansıtan raporlara itibar etmesini tavsiye ederiz.

 

 

BBC Türkiye:  Türk Lirası’ndaki değer kaybı döviz borcu olan şirketleri nasıl etkiliyor?

 

 

Özel sektörün, kurdaki yükselişe paralel olarak TL cinsinden sürekli artan dış borcunu ödeyip ödeyemeyeceği soruların başında geliyor.

 

Uluslararası finans kuruluşu HSBC, Türk şirketlerinin Eylül’de 6 milyar dolar, Ekim’de 9 milyar dolar dış borç geri ödemesi olduğunu aktarıyor.

 

HSBC’nin aynı raporuna göre gelecek yıl sonuna kadar ödenmesi gereken borcun tutarı ise 69,5 milyar dolar.

 

Bu borcun 51 milyar doları bankalara, 18,5 milyar doları ise reel sektöre ait.

 

‘Borç daha maliyetli çevriliyor’

Özyeğin Üniversitesi Öğretim Görevlisi Gizem Öztok Altınsaç, kurdaki her 10 kuruşluk artışın özel sektör üzerinde 20 milyar TL yük oluşturduğunu açıklıyor.

 

Altınsaç’a göre TL’de yaşanan değer kaybı ülke primini yükseltiyor, bu da özel sektörün borcununun daha maliyetli bir hale gelmesine sebep oluyor:

 

“Belli bir dönem sonra, bu dış borcu bu denli maliyetle çevirmek istemeyen reel sektör, küçülme yoluna gidecek ve belki özkaynaklarından da yemek zorunda kalacak. Bu da iktisadi olarak önemli bir yavaşlama anlamına gelir.

 

“Öte yandan reel kesimin dış ve iç borcu çevirmede yaşadığı sıkıntı banka rasyolarına ve karlılıklarına olumlu yansımaz. Özetle düşündüğümüzden de öte bir yavaşlama riski ile karşı karşıya kalırsınız.”

 

Amerikan Merkez Bankası Fed’in eski araştırma direktörü olan Erkin Şahinöz de kurdaki yükselişin ekonomik aktivitede yavaşlamaya yol açacağını vurguluyor.

 

Şahinöz, kurda görülen yüksek oynaklığın fiyatlama kararlarını olumsuz etkilediğini, bunun da ekonomik aktiviteyi sekteye uğrattığını açıklıyor.

 

‘2-3 çeyrek sürebilecek bir ekonomik daralma mümkün’

Ekonomist Şahinöz, şirketlerin net döviz borcunu TL cinsinden yılın başında daha düşük bir kurdan hesapladığını, ancak bugün kurun yükselişiyle bu hesapların zora girdiğini anlatıyor:

 

“TL konsolide bilançolara Şubat ayında 3,70 dolar kurundan yansıtılan bu net yükümlülük Ağustos sonunda (mevcut kur düzeyinin Ağustos sonu için de geçerli olacağını varsayarsak) 5,30 dolar kurundan kaydedilecek.

 

Reel sektör hem kur şokundan gelen kambiyo zararını hem de faiz şokundan gelen ek faiz maliyetini ne kadar sindirebilir?”

 

Şahinöz, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 2017 yılında açıkladığı Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketinin faiz, amortisman ve vergi öncesi kârının (FAVÖK) 2017 yılında 94,7 milyar TL olduğunu aktarıyor.

 

Şahinöz’e göre bu şirketlerin kur şokunun neden olduğu 347,5 milyar TL kambiyo zararını finansal açıdan taşıması çok zor olacak:

 

“Tüm veriler doğrultusunda ekonomik aktivitede yaşanan yavaşlamanın önümüzdeki aylarda daha da hızlanması ve yaygınlaşması beklenebilir. Hatta 2-3 çeyrek sürebilecek bir ekonomik daralma söz konusu olabilir.

 

“2019 yılında gerçekleşme ihtimali hatırı sayılır düzeyde olan bir global krizin yaşanması halinde Türkiye ekonomisi açısından senaryo biraz daha olumsuz bir hal alabilir.”

 

Bankacılık sektörü

Ortaya çıkan bu tablodan en çok etkilenecek sektörlerin başında ise bankacılık geliyor.

 

Reel sektörün iç ya da dış borcu çevirmekte yaşayacağı herhangi bir sıkıntı, bankalara olumsuz yansıyacak.

 

Bunu özellikle çok sayıda şirketin borcunu yeniden yapılandırma sürecine gitmesinden görebiliyoruz.

 

Bloomberg Intelligence’dan bankacılık analisti Tomasz Noetzel, bankaların önümüzdeki 12 ay içinde vadesi gelecek 100 milyar dolar civarındaki borcunu çevirmesinin daha maliyetli ve zor olacağını söylüyor.

 

Euronews:  Yükselen dolar ithalatçı firmaları nasıl etkileyecek?

 

 

Yılbaşından bu yana yurtiçi ve bölgesel belirsizliklerin de etkisiyle dolar karşısında yüzde 36’dan fazla değer kaybeden liranın yurtdışı döviz kredi yüksek ve ithalata bağımlı inşaat, ulaştırma ve gayrimenkul gibi sektörleri ciddi çıkmaza sokmasından korkuluyor.

 

Net döviz açık pozisyonu hâlihazırda 200 milyar doları aşan olan özel sektör üzerinde baskı artarken durumdan en çok etkilenen alanlar arasında hammadde ve doğrudan ithalat yapmak zorunda olan firmalar da var.

 

Geçtiğimiz yıl yüzde 8.9’luk büyüme ve 2 milyonun üzerinde istihdamla Türk ekonomisini sırtlayan inşaat bu yıl döviz kur baskısını en ciddi hisseden sektörler arasında.

 

İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Yönetim Kurulu Üyesi Kubilay Salihvatandaş’a göre son bir yılda elektrik, mekanik, alüminyum ve demir gibi ithal inşaat hazır ve hammadde ürünlerinde yüzde 30 ila yüzde 50 arasında bir artış yaşandı.

 

Bu durumda inşaatta kur maliyetinin kârları aştığını çok açık görebiliyoruz. Sonuç olarak konut fiyatları da yükselmeye devam ediyor, diyen Salihvatandaş bu Ağustos ayı da zor geçecek gibi göründüğünü sözlerine ekledi.

 

Salihvatandaş bir diğer ilginç ayrıntıya daha dikkat çekti: “Sektör dövizdeki artışlardan dolayı ihracata dayalı çalışmaya başladı. Piyasa aktörleri kur baskısından kaçmanın yolunu yabancıya döviz üzerinden konut ve hammadde satışında görüyor. Örneğin demirin yüzde 70’i şu anda ihracata gidiyor.”

 

Yeni dönemdeki politikaların yeni iş siparişlerini belirleyeceğinin altını çizen Salihvatandaş, örneğin imar barışı ile kentsel dönüşüm anlamında bir durağanlık beklendiğini de belirtti.

 

Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin (İMSAD) ‘Temmuz 2018 Sektör Raporu’na göre, döviz kurların ve faiz oranlarındaki aşırı yükselmeler kredi borçlusu inşaat firmalarının mali yapılarını çoktan olumsuz etkilemiş durumda. İMSAD bir önceki aydaki raporunda inşaat ve gayrimenkul sektörünün toplamda 50 milyar doları aşan döviz kredisi stoku karşısında şirketlerin yeniden yapılandırmaya gidebileceği öngörüsünde bulunmuştu.

 

 

Tüm şirket haberleri için tıklayın

 

Yorumlar

Son güncelleme: 03:3810 Ağustos 2018
Paylaş Tweet