TÜSİAD Başkanı Bilecik: Finansal belirsizlikler okyanusundayız

TÜSİAD Başkanı Bilecik bugün yaptığı konuşmasa finansal anlamda ülkenin içerisinde bulunduğu zorluklara değinirken, iş dünyasının seçim öncesi taleplerini de bir anlamda dile getirmiş oldu
13:3715 Mayıs 2018
TÜSİAD Başkanı Bilecik: Finansal belirsizlikler okyanusundayız
TÜSİAD Başkanı Bilecik bugün yaptığı konuşmasa finansal anlamda ülkenin içerisinde bulunduğu zorluklara değinirken, iş dünyasının seçim öncesi taleplerini de bir anlamda dile getirmiş oldu

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik CFO Summit 2018’in açılış konuşmasını gerçekleştirirken, konuşmasında oldukça önemli mesajlar verdi.

Seçim öncesi iş dünyasının taleplerini dile getiren nitelikte bir konuşma yapan Bilecik, hükümetten ekonomik istikrar beklediklerinin altını çizdi ve ülke olarak finansal anlamda zor günlerden geçtiğimizi belirtti.

Bilecik’in konuşmasından önemli noktaları sizlerle paylaşıyoruz:

Dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu, belirsizliklerin giderek arttığı, hızlı değişimlerin yaşandığı zor koşullarda finansal yönetimin de giderek zorlaştığı bir süreçten geçiyoruz.

Küresel düzeyde Brexit gibi, Kuzey ve Güney Kore’nin bir araya gelip diyalog girişiminde bulunması gibi, olumlu ya da olumsuz, “Asla olmaz” dediğimiz değişimler gerçekleşirken, bölgemizde de arzu etmediğimiz, düşünmek dahi istemediğimiz bazı seçenekler konuşulmaya başlanıyor.

Amerika’nın dış politikasındaki belirsizlikler ve geçmişte yapılan antlaşmalara dahi saygı gösterilmemesi tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de fazlasıyla etkiliyor. İran Nükleer Antlaşması’ndan Amerika’nın ayrılma kararı alması ve İsrail’in İran’a karşı söylemlerinin giderek daha agresifleşmesi, hem bölgemiz hem ekonomimiz için önemli bir risk haline geldi.

Küresel büyümenin canlanması ve Opec antlaşmasıyla zaten artmakta olan petrol fiyatlarının bu gelişme ile daha da yükseldiğini, Amerikan Ambargosu’nun geçmişte de İran ile iş yapan Türk şirketlerini ve bankalarını nasıl olumsuz etkilediğini biliyoruz. Bunların ötesinde bölgede bir sıcak çatışma ihtimalini ise düşünmek dahi istemiyoruz. Kısaca, finansal belirsizlikler okyanusundayız.

FreedomHouse’un yayınladığı demokrasi endeksine göre, son 12 yıldır demokrasi küresel çapta geriliyor. 2017’de 71 ülkede siyasi hak ve özgürlüklerde gerileme yaşanırken, sadece 35 ülkede ilerleme kaydedildi. Maalesef ülkemiz 35 ülkenin içine giremedi!

Dünyada bir değişim rüzgarı, reform arayışı var. En gelişmiş ülkelerin seçim kampanyalarına baktığımızda Macron’dan Merkel’e, Trump’dan Asya liderlerine kadar hepsi reform vaatleriyle iktidara geliyorlar.

Bu reformların birbirinden kopuk, yukarıdan dikta edilen bir yöntemle yapılması mümkün değildir. Bu şekilde yapılan reformlar, toplum tarafından benimsenmeyeceği için uygulamada da başarılı olmazlar. Değişimi yukarıdan çok tabanın benimsemesi önemlidir.

Demokrasi olmadan reform, reform olmadan ilerleme olamayacağını anlamamız gerekir. Demokratikleşebilmek için ise en başta korkularımızı yenmemiz gerekiyor. Değişimden, diyalogdan, bizim gibi düşünmeyenden, bizim gibi olmayandan korkmaktan vazgeçelim.

TÜSİAD olarak reforma olan ihtiyacımızı her fırsatta yinelemekten vazgeçmiyoruz.

Şimdi önümüzde bir seçim süreci var. Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak çözmesi gereken pek çok yapısal sorunu var. Bir de bunların üzerine son zamanlarda küresel konjonktür ve kendi iç politikalarımız kaynaklı finansal belirsizlikler eklendi. Döviz kurları yüksek ölçüde dalgalanıyor, emtia, hammadde fiyatları hızla artıyor.

Son 7 yıldır dış borçlanma ile finanse ettiğimiz büyümemiz için yeni kaynaklara ihtiyaç duyuyoruz. Enflasyon oranımız ise maalesef dünyadaki en yüksek oranlardan biri. Bu nedenle TL cinsinden uzun vadeli fonlama imkanlarımız sınırlı ve çok maliyetli.

Dolayısıyla özel sektör olarak çok zor bir dönemden geçiyoruz. “ZorIukIar hayatta kaçınıImazdır; yeniIip yenilmemeyi ise seçimlerimiz belirler”. Zorluklara yenilmemek için hem rekabet gücümüzü artıracak yapısal değişimleri yapmalı, hem de eşzamanlı olarak finansal istikrara yönelik tedbirlerimizi almalıyız. Bu ortamda “ihtiyat” kelimesi belki de her zamankinden daha anlamlı.

İş dünyası olarak iş yapma ve yatırım ortamının iyileşmesi için hükümetlerden en önde gelen beklentimiz, makroekonomik istikrarın sağlanmasıdır.

Büyümenin sağlıklı ve sürdürülebilir politikalarla sağlanmadığı durumda, ekonomi kendi dengesine sert düzeltmelerle döner. Geçmiş tecrübelerimizden de biliyoruz ki, sert düzeltmelerin maliyetleri ağır olabiliyor. Bu nedenle büyümenin sürdürülebilir düzeyde ve sağlıklı politikalarla devam etmesi en büyük isteğimiz ve beklentimizdir.

Bizce çözüm net: En başta demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün geliştirilmesi; ifade ve düşünce özgürlüğünün, basın özgürlüğünün koşulsuz sağlanması; kurumların güçlendirilmesi; ekonomik istikrarın sağlanması; yapısal reformlarla rekabet gücünün artırılması ve AB üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması.

Yorumlar

Son güncelleme: 13:3915 Mayıs 2018
Paylaş Tweet