Atilla Yeşilada

Siyasette Hakan Atilla depremi

4 Ocak 2018

30 yıldır finans camiasından ekmek yiyorum ve hiçbir mensubunun ceza almasını istemem. Basında ve filmlerde tarif edilenin  aksine bu camiada çalışanlar namuslu, işine bağlı  ve  son derece vatansever bireylerdir. Hakan Atilla’yı tanımam, ama anlatanlar dost canlısı, iyi kalpli ve yardımsever  olduğunu söylediler. Bu makalede tek subjektif yorumu yapayım: Hırsızlar kaçtı, polis arabayı süreni yakaladı.

Atilla’nın yargılandığı 6 suçun beşinden ceza alması siyaset ve bankacılık sisteminde deprem yaratabilir, hazır olalım. Bir de şunu anlamanızı istiyorum. Siz sosyal medyada istediğiniz kadar beni Amerikancılıkla ya da FETÖ ağzıyla konuşmakla suçlayın, ben objektif veriler üstünden geleceği tahmin etmeye çalışıyorum . Haklı-haksız, adil-adaletsiz benim mevzularım değil.

İlk olarak Atilla’nın avukatları 11 Nisan’da yapılacak ceza duruşmasında hakim Berman’dan davayı düşürmesini/kararı bozmasını  isteyecekler, sonuç alamazlar. Hakim daha önce 2 kez bu talebi reddetti. Ardından da temyize gidecekler. ABD’de temyiz davalarında karar bozma oranı düşüktür diye bilirim ama yine de Tanrı’dan Atilla’ya bol şans dilerim.

Maalesef, karar temyizde bozulsa dahi, Türkiye ve bankacılık sistemi için iş işten geçmiş olabilir. Çünkü yargılama sürecinde ortaya çıkan deliller resmen kayda geçti. Çok önemli bir nokta, Atilla’nın avukatları Zafer Çağlayan ve Süleyman Aslan’ı suçlayan ifade ve delillere itiraz etmediler. Bir anlamda suçun işlendiğine dair bir belirsizlik yok, kimin işlediğini tartışıyoruz.

Bundan sonra top ABD Hazine Bakanlığı ve Kongre’de. Hazine Bakanlığı muhtemelen Atilla’nın işvereni ve yaptırımları delme iddialarının odağında bulunan Halkbank aleyhinde bir ceza kesecek. Bu en hafif sonuç olur. Para cezasını ödemeyelim diyen akl-ı evveller var, ama o zaman daha ağır yaptırımlar gelir. Devlet Halkbank’a sermaye  koyar, ceza ödenir, konu kapanır.

Daha ağır bir senaryoda, davada adı geçen diğer bankalara da cezalar gelir. Bir diğer alternatifte, hem para cezası hem de- örneğin- bir kaç yıl bono-tahvil ihraç etmeme gibi yaptırımlar uygulanır.

Eğer AKP’nin çekindiği gibi Beyaz Saray bizi “çizmeyi” kafasına koyduysa, alınabilecek tedbirlerin sınırı yok. Çünkü bu daha önce karşılaştığımız banka davalarına benzemiyor. Koskoca ülkenin eski ekonomi bakanı, ekonomiden sorumlu devlet bakanı ve başbakanının “azmettirici” olarak suçlandığı bir davadan bahsediyoruz. ABD “ortada devlet suçu var, organize suç var” diye aklına geleni yapabilir. Mesela, “OFAC veya FATF 5 yıl tüm bankacılık sisteminizi denetleyecek” diyebilir.

Olayın maddi boyutuna geçmeden önce şunu da eklemek lazım. Kongre AKP’ye çok kızgın. Özellikle RTE’nın korumalarının Washington’da göstericileri dövmesi acaip tepki çekti. Bu olaydan yararlanarak Trump’dan bağımsız Türkiye’ye yaptırım yasası çıkartabilir.

 

Önümüzdeki 12 ayda Türkiye’nin dışardan 210 milyar dolar civarında borçlanması lazım. Bu yekun vadesi gelen borçlar ve cari açık finansmanını kapsıyor. Eğer 3Ç2017’de başlayan özel sektör sabit sermaye yatırım hamlesi finanse edilecekse, daha fazla dış borçlanma gerekecek, çünkü TL cinsinden uzun vadeli yani proje kredisi bulmak kolay değil.

Atilla davası sonucunda bankacılık sistemine uygulanabilecek yaptırımlar hususunda belirsizlik sürerse, ya da Ankara bir şekilde bu yaptırımları kabul etmeyeceğini açıklarsa, Türk banka ve firmaları dışardan kredi bulmakta zorlanır. Kimse ABD ile papaz olmak istemez, inanmayan İran’lı firmalara sorsun.

Bu noktada pragmatik olarak yapılacak olan Beyaz Saray’la oturup ”Kardeşim senin derdin ne, ne istiyorsun?” diye pazarlık etmek. Belki maksat Rahip Branson ve iki konsolosluk görevlisinin serbest bırakılmasıdır. Ama sanmıyorum. Rusya ve İran’la yakınlaşmanın bitirilmesinden, Irak ve Suriye politikalarında kamuoyunun kabullenemeyeceği tavizlere kadar bir dizi talep gündeme gelebilir. Ankara seçimlere 15 ay ya da daha az kala bu talepleri yerine getirmez. Zaten istenen tavizlerin hepsinin çok ağır maliyetleri olur, mesela Rusya kendisini terkedenleri affetmez.

 

O zaman ABD ile daha da krizli bir ilişkiye de hazırlanmak lazım. Zaten Ankara uzun zamandır Gülen’i iade etmeyen ve bir türlü Suriye’li PKK karbon kopyalarına yardımı kesmeyen Beyaz Saray’ın AKP’yi iktidardan indirmeyi kafasına koyduğunu düşünüyordu, kendi görüşüne göre haklı çıktı. Artık iki ülke arasında  güven sıfır.

Ankara ilk tepki olarak AB ve Rusya’ya dönecek. AB ilişkileri normalleştirmeye hazır, ama Brüksel’in de önşartı OHAL’in kaldırılması ve gazeteciler ve yabancı uyruklu tüm tutukluların serbest bırakılması olacak. AKP’nin AB sınırları içindeki tüm siyasi faaliyetlerini sonlandırması da bunlara eklenebilir. Yine iç siyasete yönelik nedenlerden dolayı AKP’nin bu tavizlere yanaşacağına inanmak zor. Rusya böyle zor günlerde omzuna dayanıp dertleşecek iyi bir dost da, ne Suriye’de bize yardımcı oluyor, ne de dış kredi kaynakları kesilirse  para yollayabilir.

Lütfen bana “Araplar yardım eder” gibi aptalca cevaplar yazmayın. Katar’ın likit F/X rezervleri hızla erirken, BAE ve Suudi Arabistan bizi düşman ilan etti.

 

Özetle eğer ABD AKP’yi devirmeye niyetliyse (emin değilim, daha çok pazarlık etmek isteyecektir),  ya da bu davanın sonuçlarını ortadan kaldırmak için çok ağır tavizler isterse, AKP’nin tek seçeneği kalıyor:  Gerginliği artırarak direnmek. Ama bu durumda sıcak para kaçar, yerli sermaye ise yatırımları öteler. Ekonomide ivme buharlaşır, zaten kısmen AKP’den soğuyan seçmen iyice bunalır.

Eğer ABD ve/veya AB ile uzlaşılamayacaksa, tek çare derhal eldeki tüm kaynakları ulufe olarak dağıtarak erken seçime gitmek. Daha da kötüsü seçim sonuçlarını garantiye almak için muhalefeti biraz daha silkelemek gerekebilir. Bu durumda HDP’ye yapılanlar İyi Parti ve CHP için de tasarlanabilir.

Belki de bunların hiç bir olmaz, karar temyizden döner, konu kapanır. Ama tam anlamıyla bir Pandora’nın Kutusu açıldı. Eğer gerçekten bir Haçlı İttifakı veya Üst Akıl varsa, ateşle sınavımız başladı.

 

FÖŞ

Websitem dört gözle  sizi bekliyor

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları