Güldem Atabay Şanlı

ANALİZ: ABD’nin yaptırım kararı ve ekonomi

2 Ağustos 2018

Ağustos ayı iyi haberlerle başlamadı.  Gerçi, Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir diyen atasözümüzü de anmadan geçmeyelim gelinen durum karşısında.

Sabah saatlerinde Türkiye Bankalar Birliği’nin özel sektörün sorunlu kredilerine yeniden yapılandırmanın yolunu bir çerçeve dâhilinde bankalara teklif ettiği haberi vardı.  Acil de yanıt istediğine bakılırsa liranın değer kaybı ve yüzde 30’lara dayanan rotatif kredi faizleri, yeniden yapılandırma kuyruğunu iyice kabartmış anlaşılan.  Cari fiyatlarla yeniden yapılandırmanın ise ekonomi durgunluğa giderken kime ne faydası olacak, ayrı bir tartışma konusu.

Akşam saatlerindeyse bu sefer gündeme bomba gibi düşen, ABD hükümetinin Rahip Brunson ve diğer ABD konsolosluğu çalışanları arasındaki tutuklularının serbest bırakılmaması sonucunda Türkiye için bir yaptırım listesi hazırladığıydı.  Haberde ABD ve Türkiye hükümetinin aylar süren bir “pazarlık” sonucunda bir yere varılamaması üzerine bu kararın alındığı da belirtilmişti.  Pazarlık unsurlarının ise ne olduğu net değil.  Ancak Nisan ayından bu yana çıkan haberlere bakıca “Brunson’ı al, Gülen’i ver” üzerine dönen konuşmaların varlığı ve ABD’nin tonunu son dört ayda giderek artırdığı gözden kaçmıyor.  BUgün gelen haberler arasında da pazarlığın esasta “Brunson’u al Atilla’yı ver” şeklinde döndüğünü öğreniyoruz.  ABD’nin ise Gülen’i ya da Atilla’yı vermenin söz konusu bile olmadığını netleştirdiği noktada, Brunson davasının artık bir kaldıraç gücü olmaktan çıkıp Türkiye için bir büyük yüke dönüştüğünü izliyoruz.

Kanlı 1 Ağustos bitmeden, gece saatlerdeyse,  ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ABD’de bulunan mal varlıklarını dondurma kararı aldı.  Gerekçe, Gül ve Soylu’nun Rahip Brunson’un tutuklanması ve yargılanmasından sorumlu kurumların yöneticileri olmaları.  Her iki bakan da artık ABD’nin “engellenmiş kişiler” listesinde.

Alınan duyumlara göre, ABD’nin elinde daha geniş bir liste de mevcut.  Türkiye Brunson’ın tutukluluğunda direndikçe mal varlıkları dondurulan- ABD’ye giriş yasağı konan AKP’ye yakın isimlerin sayısında artış olacak.  Bunları “Türk oligarklar” ya da işadamları diye tanımlamak mümkün.   Başka bakanların de listede olma ihtimalleri var.  Şirketlerin de benzer yasaklara kademeli şekilde mazur kalması bekleniyor.

Bir de tabi Demokles’in Kılıcı gibi bekletilen Halkbank kararının yüklü bir ceza ile açıklanması da planlar dâhilinde anlaşılan.

Evet, bu bir diplomatik deprem…

Gül ve Soylu’nun ABD’de ne kadar mal varlığı olduğu da el konduğu ya da ABD ile olan ticaretin boyutları tartışmanın odak noktası değil elbette. Konu, gücü tekelinde toplamış Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şimdilik” iki bakanı üzerinden Türkiye’deki hukuk sisteminin adaletsizliği; insan haklarının zayıflığı yüzünden ABD gibi bir dünya devi tarafından cezalandırılıyor oluşu.  Brunson ise ABD vatandaşı olması haliyle, hukuk ve insan haklarında yaşanan vahim eksikliklerin ABD ölçeğinde temsilcisi haline gelmiş durumda.

ABD ve Türkiye, ikili ilişkilerinde herhalde soğuk savaş yıllarından bu yana hiç bu kadar büyük bir kriz yaşamamıştı.

Türkiye’nin açıklaması gecikmedi: Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Adalet Bakanı Gül tarafından yapılan ortak açıklamada, ABD’nin kararı “şiddetle” protesto edilirken; ABD’nin söz konusu saldırgan tutumunun gecikmeksizin aynı “şiddette” verileceği söylendi.

Bu “eşit şiddetin” nasıl yakalanacağı meçhul ancak seçimlere giden Trump ve yine seçimlere giden Erdoğan açılarından NATO üyeliği önemli bir güç testi alanı olabilir.

Ekonomik depreme dönüşüp dönüşmeyeceğine Erdoğan karar verecek…

Hafızalarda hala taze olan bir Deniz Yücel vakası var elimizde.

Hem Türk hem de Alman vatandaşı olan Yücel, 14 Şubat 2017’de gözaltına alınmış;  27 Şubat’ta “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından tutuklanmış; ve Almanya’nın ekonomik baskıları üzerine hiç açıklamasız 16 Şubat 2018’de bir uçağa konup Almanya’ya- tabiri yerindeyse-geri paketlenmişti.  Daha erken seçim kararı 24 Haziran olarak o zaman açıklanmamıştı ancak seçimin erkene alınıp son 2018’in son çeyreğinde olabileceği her gün bağımsız manşet atabilen gazetelerdeydi. Seçim öncesi ise AKP hükümeti ve tabi Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomide kriz dalgası istemiyordu.

Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, “ABD Yönetimi hukuk dışı taleplerini bu yöntemle elde edemeyeceğini idrak etmediği sürece sorunlarımızı çözemeyiz” dese de, Deniz Yücel davası bunun pek öyle olmayabileceğini anlatıyor.

Türkiye ekonomisinin köklü sorunlarının, Fed faiz artış döngüsünün enflasyona paralel yükselmesiyle birleşmesi Mart’tan bu yana bilindiği üzere Türkiye ekonomisini uçurumun kıyısına taşımış durumda.  Seçimlerin 24 Haziran’da yapılmasının temel nedeni, ekonomideki aşırı kırılganlık hali.

Deniz Yücel olayı, hissettirildiği üzere Gülen’i veya Atilla’yı geri almak için pazarlık konusu edilen Brunson’ın yanında çok basit bir örnek olarak kalıyor.  Ama yine de yol gösterici.

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önündeki seçenekler Yücel olayına benzer şekilde Brunson’ı derhal tahliye ettirmek; ya da hukuk isteminin bağımsızlığında ısrar ederek olayların tırmanmasına izin vermek.

Tahliye kararı Brunson’ın bir sonraki duruşma günü olan 11 Eylül’de alınabilir; ya da nöbetçi mahkemeler yoluyla hemen alınabilir.  Böylesi bir karar, Sayın Erdoğan’ın Brunson hakkında iddia ettiklerinden geri dönüş olacağından itibar kaybettirici gibi algılanabilir. Özellikle, Orta Doğu ve Asya’da güçlü lider imajı yaratmaya çalışan Erdoğan açısından bu yaralayıcı olabilir. Ancak, Sayın Erdoğan’ın sarf ettiği onca sözden sonra uçak krizinin ekonomiye sıçramasıyla Rusya’dan dilenen özrü de hafızalardan çıkarmamak gerek.

ABD yaptırımlarının derinleşmesiyle ciddi bir ekonomik kriz olasılığını bir adam Brunson’ın tahliye edilerek atlatılma hali, öyle çok da göz ardı edilmesi gereken bir olasılık değil gibi görünüyor.

Peki, gerçekten Türkiye ABD ile olan gerginliği tırmandırarak zaten kırılgan bir ekonominin paramparça olmasına göz yumacak kadar gözünü karartır ve seçimlere bu rüzgârın gücüyle girmeye kalkar mı?

ABD ile kriz devam ederse ekonomik durgunluktan ekonomik çakılmaya geçiş…   

Olur da Brunson davasında geri adım atılmaz ; Trump ve Erdoğan köprüde karşılaşan iki keçi hikayesine benzer şekilde güç savaşına devam ederlerse ne olacak?  Belli ki ABD tarafı istediğini alana kadar baskıyı artırmaya kararlı.  Erdoğan kanadı da İncirlik Üssü’nü kullanıma kapatır, NATO’dan çıkma adımı atar ve benzer yasaklar getirmek yoluyla bir de Brunson’ı serbest bırakmazsa neler olacak?

  • Liranın değeri elbette barometre her zaman olduğu gibi. Doların lira karşısında değerinin 5,0’i vurması ilk tepki olarak Türk lirasının daha da değer kaybetmeye açık hale geldiğini anlatıyor ABD’nin yaptırım listesi çoğaldıkça.  Lira değer kaybettikçe, CDS primi yükseldikçe Türkiye için yaşamsal değerde olan dış fon kaynaklarını kurutmamak için faizler de eş zamanlı yükselmeye devam edecek.
  • Liranın hızlanan değer kaybı zaten yüzde 18-20 aralığına ilerleyen enflasyonun yüzde 20’nin de üzerine gitme riskini ortaya çıkaracak.
  • Reel sektör firmaları daha şimdiden bankaların önünde borç yapılandırma kuyruğuna girmişken, bu trend daha da sertleşecek ve iflaslar yoğunlaşacak.
  • Bu borçların bir kısmını devlet yüklenmek zorunda kalacak.
  • Türkiye ekonomisi üçüncü ve son çeyrekte hızla negatif büyümeye dönecek.
  • Eksi büyüme-yüksek enflasyon daha zorlu bir stagflasyon dönemini beraberinde getirecek.
  • Bankaların hızla yükselecek batık krediler nedeniyle sermaye ihtiyaçları oluşabilecek.  Bu sermaye ihtiyacı için yine devlet kaynakları kullanılacak.
  • Başta emlak olmak üzere, Türkiye’nin varlık fiyatlarında sert düşüşler yaşanacak.
  • Birbirini besleyen kur şokları, Erdoğan hükümetinin ekonomide kontrolü kaybetmesine neden olacak.
  • Türkiye IMF’nin kapısına koşar adımlarla ilerleyecek.
  • IMF’nin de bir anlamda ABD’nin etkisinde olduğu ve son kararla Türkiye’ye fon vermesinin yasaklanabileceği düşünüldüğünde, Türkiye ekonomisi yumuşak iniş senaryosunu unutacak. Yere çakılma senaryosuna geçecek.
  • 2019 herkes için çok zorlu bir yıl haline dönüşecek.
  • Mart 2019’daki yerel seçimlerde ekonomik sorunlar üzerinden AKP ağır bir darbe alacak.

Tüm bunların yaşanmasına Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan izin verecek mi gerçekten?  Bundan bir fayda çıkarabilecek mi kendine politik olarak? Yoksa Putin’den dilenen özür misali Brunson olayında hızlı bir çark edişle, konuyu kapatıp gündemi başka alanlara çekerek ekonomik zorlukların yumuşatılması için çaba mı harcayacak?

Önümüzdeki haftalarda bu konu netleşecek elbette. Brunson’ın 11 Eylül’deki davasından çıkacak sonuç, yolun nasıl seçildiğine dair ışık verici şu aşamada.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları