Güldem Atabay Şanlı: Hayır; Türkiye’nin Ocak enflasyon verileri iyi değil…

Güldem Atabay Şanlı çok konuşulan yeni yılın ilk enflasyon verisi hakkındaki görüşlerini paylaştı
13:0212 Şubat 2018
Güldem Atabay Şanlı: Hayır; Türkiye’nin Ocak enflasyon verileri iyi değil…
Güldem Atabay Şanlı çok konuşulan yeni yılın ilk enflasyon verisi hakkındaki görüşlerini paylaştı

5 Şubat’ta açıklanan enflasyon verisi 2018’e düşüşle başlayarak bir sürpriz yapmıştı. Tek haneli yıl sonu enflasyon beklentisine dair olumlu görüşler paylaşılsa da tek haneli enflasyonun olukça iyimser olduğu düşünceleri öne çıkıyor.

İLGİLİ HABEREnflasyon sepeti değişti, yeni yıla enflasyon düşüşle başladıEnflasyon sepeti değişti, yeni yıla enflasyon düşüşle başladı

Güldem Atabay Şanlı da Ahval’de yer alan yazısında geçtiğimiz haftanın çok konuşulan yeni yılın ilk enflasyon verisine dair görüşlerini bir araya getirmiş.

“Ocak ayı TÜFE enflasyonu yüzde 1,02 ile 12 aylık TÜFE enflasyon oranını Aralık ayındaki yüzde 11,9’dan yüzde 10,3’e düşürmüş oldu. Geçen yılın Ocak ayında enflasyon oranı, TL’nin değer kaybı ve gıda fiyatlarının etkisiyle yükselmişti hatırlanacağı üzere.

2018’in Ocak ayındaki gerilemeyse büyük ölçüde baz yılı etkisi ve daha ılımlı seyreden gıda enflasyonu sayesinde. 12 aylık gıda fiyatları enflasyonu, olumlu hava koşulları sayesinde işlenmemiş gıda fiyatlarında yükselişin sınırlı kalmasıyla önceki aydaki yüzde 13,8 seviyesinden Ocak ayında hızla yüzde 8,8’e geriledi.

Nitekim, “gıda ve içecek” alt kategorisinin manşet TÜFE enflasyonuna katkısı 2017 Ocak’ta 1,4 puanken bu sene Ocak’ta aynı katkının 0,4 puanla sınırlı kalması, manşet enflasyonu tam 100 baz puan aşağıya çekmiş oldu.

Benzer şekilde, Ocak ayında Y-ÜFE enflasyonu aylık yüzde 0,99 artışla, 12 aylık Y-ÜFE enflasyonunu bir önceki ayın yüzde 15,5’inden bu ay yüzde 12,1’e indirdi.

Manşet enflasyonda yaşanan düşüş doğal olarak piyasada olumlu karşılandı. Fakat yaşanan sevincin lira ve tahvil faizleri üzerindeki etkisi oldukça sınırlı kaldı. Çünkü nihayetinde, Türkiye’nin enflasyon oranı Ocak’taki düşüşten öteye, gelişmekte olan piyasa ortalaması yüzde 3,5’in aksine halen çift haneli seviyelerde bulunuyor.

Elbette ki tedirginlik, baz yılı etkisinin ötesinde, gelecekte beklenen enflasyonu da etkileyen yüksek çekirdek enflasyondan kaynaklanıyor. Yıllık TÜFE enflasyonunda 157 baz puanlık düşüşe rağmen, çekirdek enflasyon göstergesi C-endeksinin Aralık ayında yüzde 12,3 seviyesinden Ocak ayında sadece yüzde 12,2’ye gerilemesi sıkıntı yaratıyor.

Detaylara bakıldığında, Ocak ayı boyunca doların küresel ölçekte değer kaybettiği dönemde çekirdek enflasyonun liranın artan değerine direnç göstermesi oldukça ilginç. Liranın sene sonuna kadar istikrarlı kalacağı beklentisi hakim olsaydı, normal koşullarda bu durum, çekirdek enflasyonun önünüzdeki aylarda sert bir düşüşe gireceğinin habercisi olurdu.

Üstelik, liranın değer kazanması maliyet baskılarını hafiflettiğinden Y-ÜFE enflasyonu döviz kuru hareketlerine paralel bir seyir izlerken; tüketici fiyat enflasyonu liranın hareketlerinden ayrı bir eğilim içinde görünüyor.

Rakamlarla ifade edilirse, ulaştırma ve telekomünikasyon hizmetleri sayesinde, on iki aylık “hizmet enflasyonu”, Aralık ayındaki yüzde 9,5 seviyesinden Ocak ayında yüzde 9,2’ye gerilerken; on iki aylık “mal enflasyonu” çok daha hızla yıllık yüzde 13’den yüzde 10,8’e düşüş gösterdi son bir ayda.

Bu durum, merkez bankasının yüzde 5 enflasyon hedefini yakalamadaki başarısızlığı ve çekirdek enflasyonun çift hanede takılı kalmasıyla beraber ele alınıp enflasyon beklentilerindeki bozulmanın artan gücüyle açıklanabilir.

Enflasyonist güçlerin çirkin başını tekrar gösterdiği ortamda, Türk halkının bankalara koşarak birikimlerini döviz tevdiat hesaplarına her hafta artan oranda çevirmeleri rastlantı değil elbette. Türk ekonomisinde dolarizasyon bir kez daha yükselirken zaten enflasyonla mücadelede etkisiz kalan para politikasını iyice zayıflatmakta.

İleriye doğru bakınca, Ocak ayı enflasyon verileri iç açmaya pek yetmiyor zaten. Bir kere, varil başına 80 ABD dolarına doğru giden petrol fiyatları zaten 2018 yılının önümüzdeki birkaç ayı boyunca gelişmekte olan piyasalara enflasyon olarak yansıyacak.

Türkiye net bir enerji ithalatçısı olarak, daha yüksek petrol fiyatlarından artan enflasyon ve genişleyen cari açık üzerinden etkilenecek.

Benzer şekilde önünüzdeki aylarda hem gıda hem çekirdek enflasyonlar, Türkiye de dâhil olmak üzere başlıca gelişmekte olan piyasalarda hızlanacak. Türkiye’nin aksine, geçen yılın son birkaç ayında istikrarlı bir seyir izleyen gelişmekte olan piyasalarda gıda enflasyonu, 2018 yılı boyunca yükselme eğilimine girecek.

Dolayısıyla, birkaç aylık olumlu baz yılı etkisini takiben, Türkiye’de enflasyonun istikrarlı bir şekilde çift haneli rakamların altında kalması pek mümkün görünmüyor artık.

Türkiye’de çekirdek enflasyonun manşet enflasyonun üstünde olması liranın güçlenmesine rağmen maliyet baskılarının devam ettiğine işaret ederek durumu biraz daha karmaşıklaştırıyor.

Bu da tabi, baz yılı etkisi ve geçici fiyat ayarlamaları ötesinde Türkiye’de enflasyonist güçlerin neredeyse hiç azalmadığını herkese hatırlatmalı. Manşet TÜFE’yi yeniden yüksek tek haneli seviyelere indirecek baz yılı etkisinden öteye; yılın ikinci yarısı boyunca Türkiye’de enflasyon oranı yüzde 10-12 arasında değişecek.

Lira-dolar paritesi değeri söz konusu olduğunda, 2018 sonu için bahisler 4,1-4,3 seviyesini gösteriyor. Nitekim sene boyunca Fed’in faiz artırımları gerçekleştikçe ve ufukta şimdiden yılın dördüncü faiz artışı belirmişken, ABD tahvil faizlerindeki yükseliş döviz piyasalarında büyük oynaklık yaratacak.

Para güvenli limanlara geri döneceğinden, kurlardaki zayıflık özellikle gelişmekte olan piyasalarda derin bir şekilde hissedilecek.

Liranın değer kaybı maliyet baskıları üzerinden her zaman Türkiye’ye enflasyon getirir. Hele bir de yüksek enflasyonla mücadele etmeyen bir merkez bankası yanında; yüksek faizin enflasyonun nedeni olduğu konusunda sağlıksız bir şekilde ısrar eden bir yönetim varken; enflasyonda düşüş hayalden öteye geçemiyor ne yazık ki.

En son faktör olarak da, seçimler öncesinde ekonomik büyümeyi kuvvetli tutmak için hükümetin elinden gelen her şeyi yapacağı gerçeği var. 2017 yılında kaydedilen yüzde 7’lik GSYİH büyümesine kıyasla, hükümet bu yıl yüzde 5’lik büyüme hedefini bile istihdamı – ya da başka bir ifadeyle oy desteğini- korumak için yetersiz görüyor.

Böylesine agresif bir büyümeye ulaşmak için kalan tek güç tabii ki yeni ekonomik teşvik paketleri yoluyla daha fazla kamu kaynağını kullanmak. Kasım ayında tüketici fiyat enflasyonu hükümetin ekonomik büyümeye verdiği destek ile birlikte yüzde 13 oranında zirve yapmıştı hatırlanırsa.

Geçen sene olduğu gibi, bu sene de benzer büyüme çabaların tekrarlanması şüphesiz yeni enflasyonist baskılar yaratacak. Hem de enflasyon beklentilerinin merkez bankasının samimi olmayan enflasyon hedeflemesi çerçevesinde çoktan bozulduğu bir ekonomide.

Yılın ilk Enflasyon Raporunda, Merkez Bankası 2018 yılı tüketici fiyatı enflasyon beklentisini yüzde 5’lik “hedef” karşısında yüzde 7,9’a revize ettiğini açıklamıştı geçen ay. Daha güçlü enflasyon baskısı yaratan dış dinamiklerle merkezin gerçekçi olmayan enflasyon revizyonu birleştiğinde, merkez bankasının itibar kaybı daha da artacaktır.

Enflasyonun geçen yılın sonlarında yüzde 13’e dayanmasının ardından hala “sıkı” bir para politikası izlediğini savunan merkez bankası, manşet enflasyonun önümüzdeki iki ay içinde baz yıl etkisi ile düşmesine rağmen ortalama fonlama maliyetini yüzde 12,3 seviyesinin altına indirmeye hevesli olmayacaktır.

Tabi, merkez bankası başkanı Çetinkaya’nın geçen hafta cumhurbaşkanlığı sarayına çağrılmasıyla birlikte tekrar ortaya çıkan siyasi baskılara dikkat etmek gerekli. Şüphesiz, finansman maliyetindeki herhangi bir erken indirim, enflasyon tarafında bir felakete dönüşme potansiyeli taşıyor ve merkez bankası da bu durumun son derece farkında aslında.

Bu nedenle, çekirdek enflasyon önemli ölçüde azalmadan önce bankanın fonlama oranlarını mevcut seviyelerde tutacağını varsayabiliriz.

Yine, merkez bankası enflasyonist güçleri bastırmak için yapması gereken faiz artırımını büyük olasılıkla yapamayacak mevcut koşullar altında.

Şu durumda, enflasyon kendi dinamiklerine bırakıldığında, yukarıda bahsi geçen durumlar da göz önünde alındığında 2018 sonunda TÜFE enflasyonunun çift hanede kalması kaçınılmaz görünüyor.

Kısacası, 2018 yılının ilk çeyreğinde manşet enflasyonda beklenen düşüşe bakarak, enflasyon tarafında fazla umutlanmaya gerek yok. Mevcut eğilimler merkez bankasının hareketsizliği ile birleştiğinde bu yıl da enflasyon cephesinde mutlu bir son olasılıklar dâhilinde değil. ”

Yorumlar

Son güncelleme: 13:0212 Şubat 2018
Paylaş Tweet