Güldem Atabay Şanlı

Yüzde 51 “EVET”: Gül bahçesi mi yoksa ateşten gömlek mi?

19 Nisan 2017

Referandum EVET tarafının zaferi ile sonuçlandı. Ancak, bu durum çok katmanlı nedenler yüzünden Türkiye için daha sorunsuz bir düzleme geçildiği anlamına gelemiyor maalesef. İçine girdiğimiz bıçak sırtı dönem 2017, 2010 ve 2007 referandum sonuçlarını gösteren üç Türkiye haritasını alt alta koyunca, çok net anlaşılıyor. (Şekil 1; yukarıdan aşağıya)

Cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi için yapılan 2007 referandumunda iktidardaki AK Partisi %69 destek almıştı hatırlanacağı üzere. Hukuksal altyapıyı kökünden değiştirmek için yapılan 2010 referandumundaysa, HAYIR tarafının gözle görülebilen ve etkili kampanyası karşısında elde edilen net %58’in getirdiği özgüvenle yönetilmişti Türkiye izleyen yıllarda. Politikada iktidar adına yaşanan karmaşaların büyük bir kısmı 2007 ve 2010 referandum sonuçlarının getirdiği halk desteğinden güç alınarak atlatılmıştı; özellikle Cumhurbaşkanı’nın “seçilmiş” oluşu üzerine basarak güç sağlanarak. Cumhurbaşkanı seçimleri süresinde AK Partisi içindeki itişmeler, Gezi Hareketi, 17/25 Aralık depremi, 7 Haziran’da tek başına iktidarın kaybı ardından 1 Kasım 2015’te yeniden iktidara gelişi ve hatta geçen yaz ki darbe denemesi dâhil.

2017 referandumunda ise sonuç yine EVET olmasına rağmen, bu sefer durum çok daha farklı. “Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine” %69 olan desteğin, iş “cumhurbaşkanlığı sistemine” gelince %51’e kadar gerilemiş oluşu, cumhurbaşkanının yeni anayasa ile süper güçlerle donatılmış olmasına rağmen Türkiye içinde gelecek yıllarda yönetimsel sorunların devam edeceğine işaret ediyor. Özellikle YSK’nın uzun süre tartışılacağı belli olan mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılması kararının, parlamenter sistemden Türk tipi başkanlık sistemine geçerken %51,4’e zayıflayan halk desteğiyle birleşmesiyle. Birçok şehirde devam eden barışçıl protesto gösterileri de zaten bu durumun ilk ifadesi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) referandum sürecindeki adaletsizliklere ait gözlemlerini Haziran ortası gibi resmi rapor haline dönüştüreceği gerçeği de, YSK’nın izlediği yolun uluslararası ilişkiler açısından da önemli olumsuz etkileri olacağını anlatıyor.

Şekil 1: 16 Nisan 2017-12 Eylül 2010-21 Ekim 2007 Referandum Sonuçları

Kaynak: www.haritalar.web.tr, Wikipedia, Egeli & Co.

Orta vade üzerine çok tutarlı öngörüler yapmak bugün için kolay değil. Referandumda görülen hukuksuzluklarla ilgili YSK’ya yapılacak itirazlara verilecek cevap, olası bir AHİM sürecinin varacağı nokta ve AK Partisi’nin 2019’a kadar ki oyun planının ortaya çıkması gerekli.

Bu yazı hazırlanırken, YSK’nın referandumun iptaline yönelik yapılan itirazlarla ilgili kararı henüz açıklanmamıştı; ki zaten gerçekçi bir yaklaşımla referandumun yenilenmesi kararını alması çok düşük bir olasılık. Ancak, halen Başbakan olan Yıldırım’ın sözlerine göre AK Partisi önceliği iç sorunlarını halletmeye verecek. YSK’nın resmi sonuçları açıklamasının ardından hemen Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Partisi üyeliği için davet edilecek. Spekülasyonların aksine, AKP parti başkanlığının da Erdoğan’a geçmesini amaçlayan bir büyük kongre hemen yapılmayacak; 2018 ortaları beklenecek. Fakat bu süre içinde “referandumda halkın mesajını aldıklarını” söyleyen Yıldırım’a göre kabinede değişiklikler yapılacak. Mart 2019’da yerel seçim, 3 Kasım 2019’da da meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilenecek.

Dolayısıyla bugün ve 2018 AKP genel kongresine kadar sürecek yaklaşık bir yıllık süreç, iktidar açısından son derece sancılı olabilir.

Başbakan’ın sözlerine göre ilk adım bir kabine revizyonu olacak. Milliyetçi söylemi yükselterek MHP tabanından aradığı desteği bulamayan AK Partisi’nin yeni dönemde Kürtler içinden kendi beğeneceği bir grupla yeniden bir barış masasına oturması ihtimaller dâhilinde. Kabine değişiminde İçişleri Bakanı Soylu’nun koltuğunu koruyup koruyamayacağı, bu açıdan önemli bir sinyal olabilir. Ekonomi tarafında ise kabinede fazla bir değişiklik olması makul görünmüyor.

2018’de AK Partisi kongresi yapılıp da parti Erdoğan’a teslim edilmeden önce bir erken seçim yoluyla parti içinde temizlik yapılması olasılığı; referandumda gelen zayıf destek nedeniyle düşmüş durumda. Fakat Yıldırım’ın “2019’dan önce seçim yok” sözlerine rağmen ters bir manevra hala mümkün. Seçim yerine önümüzdeki bir senelik süreçte, AK Partisi içinde olduğu tahmin edilen ancak referandum nedeniyle isimleri ifşa edilmemiş FETÖ’cüler partiden uzaklaştırılacaklar. Bu zorlayıcı süreç sadece milletvekillerini değil, büyük olasılıkla yerel yönetimleri de kapsayacak; il-ilçe teşkilatlarını da doğal olarak. OHAL’ın Temmuz ayından da öteye 2018 ortalarına kadar uzatılması bu çerçevede beklenmeli.

Şekil 2: İşsizliği Düşüren Doğrudan Yatırımlar, AB Çıpası Sonrasında Yükselişte

Kaynak: TDM, Egeli & Co.

Referandum sürecinde ve sonrası ortaya çıkan resme ilk bakışta “Yeni Türkiye” ve AB ilişkilerinin geleceği ise oldukça bulanık duruyor. Referandum kampanyasında ortaya çıkan gerginlik ve anayasal değişiklikle Türkiye’de güçler ayrılığının sıkıntıya girmesi bir yana; daha referandum gecesi konu edilen “idam” AB sürecine kapıyı açan Kopenhag Kriterlerinden geriye düşüş olarak algılanacaktır. Bu da AB kapısının yeniden kapanması anlamına gelebilir; Gümrük Birliği’ne beklenen revizyon ise bu ortamda çok fazla tatmin edici olmayabilir Brexit örneğinden anlaşılabileceği üzere. Diğer yandan iktidar partili Cumhurbaşkanı’nın yeni dönemde Rusya-Putin ile uyumunun yükselmesi de olasılıklar dâhilinde. Türkiye’nin Suriye tarafında Rusya eksenine doğru atacağı her adım turizm, dış ticaret ve enerji tarafında ekonomik ödüllerle besleneceğinden, Türkiye’nin Rusya eksenine manevrasını daha cazip hale getirebilir. Fakat ABD’nin olası bir Suriye saldırısı da tabi Rusya-Türkiye ilişkilerini bozabilecek bir gelişme olacaktır. Belki de Türkiye’deki referandum nedeniyle ertelenen ABD’nin Suriyeli Kürtlerle girişme aşamasında olduğu Rakka Operasyonu; yeni dönemde ABD-Türkiye-Rusya ilişkilerinde belirleyici olabilecek güçte. Musul’da da olduğu gibi.

Türkiye’nin temel zemininde oluşan değişim beraberinde sarsıntılara gebe. Anayasa değişikliği sonrasında süt liman bir havaya geçilmesi mümkün görünmüyor. Hem politik hem de ekonomik anlamda. Zaten referandumun EVET’le tamamlanmasına rağmen risk priminin (CDS)anlamlı bir gerileme kaydetmeyişinden, tahvil faizlerinin yüksek seviyesinden bunu izlemek mümkün.

Şekil 3: Türkiye Risk Primi (CDS) Düşmüyor

Kaynak: BloombergHT, Egeli & Co.

Ekonomiden devam edersek, hem Fitch hem de Moody’s in referandumu izleyen açıklamaları esasen uzun süredir eleştirel anlamda yazılıp çizilenin özet bir hatırlatması niteliğinde. “Kutuplaşmış seçimler, türbülanslı jeopolitik gelişmeler, devam eden belirsizlikler ve geniş dış finansman ihtiyacı, ülkenin şoklara karşı kırılganlığının kredibilite üzerinde baskı yapmaya devam ettiğini gösteriyor”. AKP’nin referandumda zayıflayan destek karşısında hem iç siyasette zorlanacağı hem de jeopolitik risklere bağlı olarak güvenlik sorunları yaşamaya devam edeceği bir dönem söz konusu olan. Bunlar Moody’s in vurguları. AB ile bozulmuş ve bozulmaya devam etmesi beklenebilecek ilişkileri bir de Türkiye’nin yoğun dış finansman ihtiyacı; istihdamı artıracak nitelikli dış finansman ihtiyacına olan ihtiyacı penceresinden daha dikkatle izlemek gerekiyor.

Siyasetin karışık olduğu ortamda ise son yıllarda olduğu üzere büyüme olumsuz etkilenmekte. Moody’s de zaten tam da buna vurgu yapmış. Referandum sonrası, bir de AKP içindeki FETÖ’cülerin temizleneceği hesaba katılırsa, daha da artacak belirsizlik ortamında tüketici ve reel sektör güven endekslerinin toparlanmakta zorlanacağı sonucu çıkarılabilir. Diğer yandan, zaten çift hanelere ulaşmış enflasyonda yükseliş yaza kadar daha birkaç ay devam edecek; bu da yeni haber değil. Bu resim içinde de merkez bankası ortalama fonlama maliyetini çift hanelerde daha aylarca tutmak zorunda kalacak. TL’nin kısa vadede hızlı eğer kaybının önüne geçebilir bu gelişmeler ancak, daha düşük tempolu bir değer kaybı olarak görünen kaderinde, fazla bir değişiklik yapamaz.

Şekil 4: Özel Sektör Açık Pozisyonu

Kaynak: TDM, Egeli & Co.

Hemen referandumun ardından bir de bütçede sıkılaşma gereğinin ekonomiye yansımalarını izliyor olacağız. Ekonomik yavaşlamayla uyumlu şekilde vergi gelirlerinde artış yavaşlarken, büyümeye atılan destekler ve referandum harcamaları nedeniyle giderlerdeki artış hızı gelirlerdeki artışın çok daha üzerindeydi ilk üç ay boyunca. Sonuçta artan finansman ihtiyacı da, daha fazla dış ve iç borçlanmayla kapatıldı. Faizlerin yükselmesi ile el ele gidecek daha yüksek iç borçlanma ise hemen iki yıllık süreçte bütçe performansını olumsuz etki yaratacak boyutta.

Şekil 5: Bütçede Bozulma Elle Tutulur Seviyede

Kaynak: TDM, Egeli & Co.

Fakat tabi, hükümet bir yandan bütçe harcamalarında frene basmaya çalışırken, bir yandan da ekonomiye destek ihtiyacı da devam edecek. Hele ki 2017-2018’de AKP içinde zorlu bir politik temizlik sürecinin ardından 2019’da Erdoğan’ın tam zaferini ilan edeceği başkanlık seçimi gibi önemli bir seçime doğru yol alırken.

Türkiye’de rekor büyümeye yol açacak şekilde 2010-2017 arasında özel sektörün kontrolsüz büyüttüğü dış borç, hem küresel parasal sıkılaşma döneminde oluşumuz nedeniyle, hem de Türkiye’nin bozulan dış ilişkileri nedeniyle yerinde saymak veya azalmak durumunda.   Bu da büyüme yakalamak zorunda olan hükümet açısından önümüzdeki aylarda, tam da bu amaçla yaratılmış Türkiye Varlık Fonu’nun aktif kullanılacağı anlamına geliyor. Bu düşünceyle, Varlık Fonu’nun mimarlarından Maliye Bakanı Ağbal’ın kabine revizyonu sonrası koltuğunu koruyacağını beklemek gerçekçi.

Türkiye Varlık Fonu’nun aktif kullanılması ise, kamu dış borcunun yeniden artış eğilimine gireceği anlamına geliyor. Seviyesini kestirmek ise bugünden pek kolay değil. Ama izlemeye değer bir gidişat elbette.

Şekil 6: Türkiye’nin Dış Borç Stoku

Kaynak: TDM, Egeli & Co.

%2-2,5 arası çok zayıf büyüme, çift haneli enflasyon, çift haneli tahvil faizi, %5’e yönelen cari açık/GSMH, %3’e yönelecek bütçe açığı/GSMH, %13-14 seviyesine oturacak işsizlik oranı, yüksek özel sektör borcu ve artış eğiliminde bir kamu dış borcu. Bunlar önümüzdeki birkaç yılın ekonomik görünümünün özeti. Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edilmesiyle beraber “gül bahçesi” içinde dolaşmaktan çok “ateşten bir gömlek” giyildiğine işaret ediyor.

Tüm küresel gerginliklere rağmen içerde doğru adımların atılması bu resmi tersine döndürebilir. Reformların gündeme gelmesi ve demokrasinin kalitesini artırıcı adımlar atılması, hem iç gerginliklerin düşürülmesine ilaç olabileceği gibi Türkiye’ye yatırımcı bakışını olumluya çevirebilir. Ancak, olanlar olacakların garantisiyse eğer, başkanlık referandumundan EVET çıkmasına rağmen, önümüzdeki dönmeler ne ekonomik ne politik açıdan kolay olmayacak günlere devam edeceğimiz anlamına geliyor. Ekonomide ve sosyal hayatta biriken problemlerin çözümüne gerçekçi bir yaklaşımla odaklanmak yerine; iktidar çoğalttığı gücüyle 2019 seçimlerine koşmaya yönelecek gibi duruyor yapılan ilk açıklamalara bakınca.

Haftalardır neredeyse sadece Türkiye konuşup yazıyoruz. Sonraki Çarşamba, yeniden dış dünyadaki gelişmelere odaklandığımız bir Haftanın Ortasında buluşabilmek dileğiyle.

Kaynak: http://www.egelicoaileofisi.com/content/files/reports/5588e610-b13b-4156-b13a-9ca78bb2d07c.pdf

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları