Hakan Özyıldız

Sıcak paracıların yüksek getiri avcılığı

5 Aralık 2017

Türkiye’nin 2018 yılında 210 milyar dolar bulması lazım.  Bunu ülkenin bir yıllık döviz talebi olarak düşünebiliriz.

İşin arz yanını basitleştirerek anlatmaya çalışayım. Elinde döviz kaynağı dolar, Euro bulunanların, gelişmekte olan ülkelere yönelik kaynak aktarma kararını nasıl aldıklarına bakalım.

Yılın son ayları uluslararası yatırım bankalarının, fon yöneticililerinin en meşgul olduğu aylardır. Bir sonraki yıl için bütçeler hazırlanır, yatırım kararları ve alanları belirlenir.

Fon yöneticililerinin amacı yüksek getiri elde etmektir. Ancak öncelik güvenli alanlara kaynak aktarmaktır. Bununla beraber yüksek getiri riskleri de beraberinde getirdiği için risk ile getiri kaçınılmaz olarak beraber olmak durumundadır.

Sıcak paracılar, merkez bankalarından alabildikleri kaynaklarla orantılı olarak, ilk önceliği kendi ülkelerinin tahvil piyasalarına verirler. Tahviller, kamu kâğıdı olabileceği gibi şirket tahvilleri de olabilir ve çoğunlukla 10 yıl vadelidir. Tahvil kaynaklarını da kabaca ikiye ayırıp dağıtırlar: a- Kredi derecelendirme kuruluşlarından yatırım yapılabilir derecesi alan tahviller, b- Yüksek getirili tahviller. İlk gruba yatırım yapmak kolaydır. Buna karşılık getirisi de düşüktür. Oysa ikinci grupta riskler çoğalırken getiri de büyümektedir.

Ardından hisse senedi piyasaları gelir. Sabit getirili tahvil piyasalarına oranla daha riskli olan hisse senetleri piyasaları çok değişken olmakla beraber aynı zamanda yüksek getiri sunmasıyla da bilinir.
Dahildeki tahvil ve hisse senedi piyasalarında sonra risk sırlamasına yükselen piyasa ekonomileri (YPE- Emerging markets) girer. Çoğunlukla bu ülkelerdeki kamu tahvilleri ve hisse senedi piyasalarına ilgi gösterirler.

Fon yöneticileri, faaliyet gösterdikleri ülkelerin denetleme ve düzenleme otoritelerinin bilançolarının izin verdiği kadar fonu YPE’lerine ayırırlar. Ondan sonra ülke seçimi başlar. Tahmin edeceğiniz gibi, ilk sırada uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından yatırım yapılabilir notu alanlar olur.

Ardından, bilançolarının izin verdiği oranda bir miktar para, bizim gibi yatırım notu düşük, riski ve getirisi daha yüksek YPE’lerine aktarılır. Risk yüksek olunca vadeler kısalır. Diğer bir deyimle, diğer YPE’lere oranla gelen para azalır ve vadesi düşer. Dövize olan ihtiyaç azalmazken düşen vade, oynaklığı olumsuz etkiler. Kurdaki hareketlenmeler, inişler/çıkışlar sertleşir.

Sertleşmenin bir nedeni sıcak para fonlarını yönetenlerin, ülkedeki siyasi, sosyolojik ve ekonomik tüm olaylara bakışlarıdır. Hoşlarına gitmeyen en ufak bir duyum, haber, karar, olay anında hemen aşırı tepki verebilirler. Onlar açısından zaten riskli olan piyasada ek belirsizlikler ortaya çıkınca çabuk karar alıp olası zararlarını minimize etmeye çalışırlar. Olabildiğince hızla YPE’lerini terk etmeye çalışırlar.

Böylesi davranışlar onlar açısından çok doğal karşılanır.

Bizim açımızdan da anlaşılır olmalıdır. Çünkü sıcak paraya ülkeye girerken ses çıkarmazken, çıkmasına tepki vermenin bir anlamı yoktur. Bu aşamada tepki vermekten zararlı çıkacak olan, dövize talebi olan ekonomilerdir. Çünkü artık dövize bağımlı hale gelmişlerdir. Dolayısıyla döviz arz edenlere sevgi (!), şefkat (!?) ve anlayış (!) göstermek zorundadırlar.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları