Aylin Seçkin

Robotlar geliyor!

4 Temmuz 2017

Son iki yıldır robotlar, Sanayi 4.0, yapay zeka uygulamaları ve bunun ekonomilere, günlük yaşama etkisi nasıl olacak tahminleri üzerine ekonomistler, analistler, bağımsız kuruluş ve danışmanlık firmaları tarafından çeşitli ve çoğu da iyi raporlar, makaleler yazıldı, yazılmakta. Bugün bu konuya Türkiye penceresinden bakacak olursak ne görürüz? Konunun teknik kısmını bir yana bırakıp genel bir tarihsel perspektif kapsamında incelemek ve bir ekonomist olarak kendi bakış açımı özetle sunmak istiyorum.

Teknolojik gelişmelerin olası etkileri aşırı abartılarak verilince gerçekler de bir o kadar az ciddiye alınıyor. Bugün içinde bulunduğumuz durum Sanayi Devrimi sürecine çok benziyor aslında. Sanayi Devrimi de bir anda gelmedi. Onu başlatan sebep de yine aynıydı: iş gücü kıtlığı.

İşgücünün fiyatının enerji fiyatlarına oranı (saat ücretinin 1 milyon British Termal Unit enerji fiyatına oranı) 1700’lerde İngiltere’de çok yüksekken Fransa ve Çin’de çok çok ucuzdu. NewCastle’da 5 olan bu oran Strasburg’da 0,80, Paris’te 0,50, Pekin’de 0,20’ydi. Yine işgücünün sermaye malları maliyetine oranı Fransa ve Birleşik Krallık’ta 1650’lerde bir birine yakınken bu tarihten sonra farkın açıldığı, Birleşik Krallık’ta iş gücü maliyetinin sermayeye göre çok arttığı bilinmektedir. Bu da İngiltere’de işgücü tasarrufuna yönelik gelişmelerin hızlanmasındaki en önemli mekanizmadır. O dönemde Birleşik Krallık’ın Amerika ve diğer sömürgelerinde tarımda imparatorluktan gelen işçiler çalışıyordu. Bu Birleşik Krallık’ta iş gücünün kıtlığını ve işçi ücretlerinin yükselmesinin sebeplerinden biriydi. Sanayi devrimi ve makinalarla iş gücünün ikame edilmesi fikri o şekilde gelişti. 200 yıl önce şimdinin gelişmiş ülkelerinde tarımda iş üçünün % 80’i çalışıyorken şimdi bu oran % 2 civarı. Artık çok azımız çiftçi.

ATM’ler ilk çıktığında bankada gişelerde çalışanların bazılarının işlerini kaybedeceği ortadaydı. Ancak şimdi buna alışıldı öyle ki kimse tekrar eski yöntemle para çekmeyi arzulamıyor. Daktilo makinası artık antika değerinde, iş yerlerinde “daktilo” kadroları artık yok. Önümüzdeki 10 yılda üretim biçimleri kademeli olarak otomasyona, akıllı robotlara, yapay zeka uygulamalarına geçerken yaşam gereklerimiz teknolojiye göre şekillenecek, isteklerimiz ve onları gerçekleştirme biçimimiz ve sosyalleşme sistemleri de gelişip çeşitlenecek.

Keynes 1930 yılında 90 yıl içinde gelecek hızlı teknolojik değişimden bahsetmiş ve bunu teknoloji işsizliği olarak tanımlamıştı. Yine Leontief 1952’de emeğin yakın gelecekte daha da değersiz olacağını ve her geçen gün daha çok işçinin makinalar tarafından ikame edileceğini, yeni endüstrilerin her isteyeni işe yerleştiremeyeceğini öngörmüştü.
Belki artık bu tahminler şimdi gerçekleşebilecek. Acemoglu ve Restrepo (2017) tarafından yapılan son akademik çalışmada sanayi robotlarının 1990-2007 yılları arasındaki ABD emek piyasalarındaki ücret etkisini incelenmiş. Tabii şimdi teknolojik gelişme 15 yıl öncesine göre daha hızlı ancak çalışmanın sonuçları yine de ilginç.

Otomasyonun vasıflı ve vasıfsız işgücü piyasasında kutuplaşma ve geliş eşitsizliğini arttırıcı nitelikte etki yaptığına işaret ediyor. Otomasyondan işgücünün % 40-47’sinin etkileneceği ve risk altında olduğu iddia ediliyor.
Burada Acemoglu ve Restrepo iki şartı önemsiyor: İlki söz konusu teknolojiler gelişse bile firmaların bu teknolojileri ne oranda ve ne hızda uygulayacağını henüz bilmiyoruz. İkinci nokta, yeni teknolojilerin iş piyasasını nasıl etkileyeceği sadece ekonominin teknolojiden etkilenen sektörlerine değil, diğer etkilenmeyen sektörlerin bu duruma nasıl uyum sağlayacağına da bağlıdır. Diğer sektörler büyüyüp iş gücü fazlasını emecek işler yaratabilecekler mi sorusunun cevabı önemli.

International Federation of Robotics’in son raporuna göre şu an dünyada 1,5-1,75 milyon civarı endüstriyel robot var. Bunların sayısı Boston Consulting Group’un tahminlerine göre 2025 yılında 4-6 milyon civarı olacak. Sanayi robotları 4 ana sanayi dalında yoğun kullanılmakta: % 39 ile otomotiv birinci sırada. Daha sonra % 19 ile elektronik, % 9 ile metal, plastik ve kimyasallar geliyor. Robotların iş gücüne biri negatif iş kaybı etkisi diğeri ise pozitif verimlilik etkisi var.

Yine Acemoglu-Restrepo çalışmasına göre 1990-2007 yılları arasında ABD iş gücü piyasasında iş gücü ve ücretler azalmış. Her bir robot ortalama 6,2 işçinin işini elinden almış.

Zaman içinde robot üretimi ve kullanımı artışı robot üretim maliyetlerini indirirken ilintili sektörlerde ücret artışlarına da sebep oldu elbette. Bu olumlu etkinin boyutlarının robot ve işgücü ikame maliyetlerine ve ikame elastikiyetlerine bağlı olduğunu da belirtelim.

İşgücünün azalacağı tahmin edilen işlerin başında ise rutin manuel işlerde çalışanlar, makine operatörleri, şoförler geliyor. Bugün bu yarışın içinde kimler var? Neden bazı ülkeler en önden gidiyor? Bazıları ise epey geride.
Bunun en önemli nedeni demografi: artan yaşlı nüfus ve nüfus hızında yavaşlama ve duraklama bazı ülkeleri yaşlı ülkeler sevisine çekti. Japonya dünyanın yaşlı nüfusu en yoğun ülkesi. Nüfusun yaşlanması ve yeni nesillerin görece olarak daha küçük olacağı öngörüsü, işçi ücretlerine de büyük baskı oluşturmakta. Yüksek ücretlere ve büyüme hızının düşmesine tek çare teknolojiyi içine alan yaşam biçimine bir an evvel geçmek.

Otomasyon teknolojilerini en hırslı bir şekilde ekonomiye kazandıran ülkelere ve yaşlı nüfus oranlarına bakalım. 65 ve üstü yaş grubundaki nüfusun toplam nüfusa oranı % 7-13 arasında olan ülkelere yaşlanmakta olan ülkeler, bu oranın üstündeki ülkelere ise yaşlı ülkeler diyoruz.

Boston Consulting Group raporuna göre otomasyona geçiş hızlarına göre dünya imalat sanayi ihracatının % 90’ını yapan 24 ülkenin otomasyona geçiş hızları incelenmiş. Bu ülkeler dört gruba ayrılmış durumda. Aslında farklı hızlarda da olsalar otomasyon, yapay zeka teknolojilerine yatırım yapan ülkelerin Hindistan ve Endonezya hariç hepsi yaşlanmakta ya da yaşlı kategorisindeki ülkeler. 2016 yılında dünyada satılan robotların % 80’i Çin, ABD, Japonya, Almanya ve Güney Kore tarafından satın alınmış. Aşağıdaki tabloda ülkeler yaşlı nüfus oranlarıyla birlikte otomasyona geçiş gruplarına göre sunulmuştur. Japonya % 26.3 oranındaki 65 yaş üstü nüfusuyla uzun süredir dünyanın en yaşlı ülkesi durumundadır. Onu İtalya, Almanya, İsveç ve Fransa takip etmektedir.

Agresif Hızlı Modere Yavaş
G. Kore 13,1 Japonya 26,3 Almanya 21,2 İtalya 22,4
Tayvan 12,5 İngiltere 17,8 Çek Cumhuriyeti 18,1 İsveç 19,9
Tayland 10,5 Kanada 16,1 Polonya 15,5 Fransa 19,1
Endonezya 5,2 ABD 14,8 Avustralya 15,0 İspanya 18,8
Rusya 13,4 Meksika 6,5 Avusturya 18,8
Çin 9,6 Hollanda 18,2
Belçika 18,2
İsviçre 18,0
Brezilya 7,8
Hindistan 5,6

Hindistan ve Endonezya henüz yaşlanan kategorisine bile girmeyen iki ülke. Onları bu otomasyon yarışında öne çıkaran sebepler farklı. Özellikle Endonezya ihracat malları itibariyle gelişmiş ülkelerle ciddi rekabet halinde olan bir ülke. Endonezya’nın motivasyonu imalat sanayisini gelişmiş ülkelerle aynı kalite standartlarına ulaştırmak. Endonezya, ürettiği ürünlerin Almanya, ABD ürünleriyle hem kalite hem de verimlilikte yarışabilmesi için agresif bir biçimde robot teknolojilerine yatırım yapmak zorunda. Yani: rekabeti kaybetmemek için robotik yatırıma yönelmek. Hindistan ise yıllardır yüksek teknoloji, programlama ve yazılım konularında iddialı ve Silikon vadisine üst düzey teknolojik iş gücü ihraç eder durumda. Onun da robotik yarışında yavaş da olsa yer alması bu yüzden.

Bu yarışta devletler de çok aktif rol oynuyor, oynamak istiyor. Kanada devleti özel sektörle birlikte Toronto Üniversitesi bağlı Yapay Zeka Enstitüsünü kurarken, araştırmacı ve bilim adamlarını ülke içindeki projelerde çalışmaya teşvik etmek için çok büyük bütçeler ayırıyor.

Güney Kore hükümeti ise yeni beş yıllık planında akıllı robot sanayini daha da geliştirme ve robotların sanayide yaygın kullanıma ulaşmasını amaçlamakta. Kamu ve özel sektör yatırımlarıyla 2018’de 7 milyar dolar yıllık robot satış geliri hedeflemekte.

Bütün bunlar yaklaşmakta olan iş gücü kıtlığını bertaraf ederek ekonomik büyümeye hız kazandırmaya devam etme çabaları.

Peki Türkiye bu yarışın neresinde? Devlet politikası olarak hiçbir yerinde. Ama otomotiv sanayinde dünya devlerinin üretimleri de kademeli olarak robotlaşmaya geçerken mutlaka Türkiye’deki üretim de etkilenecektir. Bu maliyet açısından kaçınılmaz gözüküyor. Diğer üç sanayi dalındaki otomasyon ise (elektronik, metal, plastik ve kimyasallar) bu sektörlerdeki yabancı yatırım oranına ve dış rekabetin şiddetine göre şekillenecek ve şirketlerin robotikleşmeye ne hızda ve ne sürede geçeceklerini de zaman içinde göreceğiz.

Otomasyon, robotik üretim yaşlanan ekonomilerin büyüme hızlarını ve dolayısıyla refahlarını koruyabilmelerinin altın anahtarı olarak gözüküyor. Türkiye en hızlı yaşlanan OECD ülkelerinden biri olmasına rağmen bu olgu hükümetin henüz hiçbir sosyal, ekonomik ve sanayi politikaları stratejisine girmiş değil. Çok değil 15-20 sene sonra yaşlı sorunumuzu kucağımızda bulacağız ve biz o sorunla ne yapacağımızı, nasıl baş edeceğimizi bugünden bilmek ve ona göre ekonomik ve ileriye dönük planlar yapmak durumundayız. Yaşlanan Türkiye daha sonraki yazılarımın da konusu olacak.

 

Kaynakça:

Acemoglu, Daron ve Restrepo Pascual, (2017), “Robots and Jobs: Evidence from US Labor Markets”, NBER Working Paper No. 23285, March 2017.

Acemoglu, Daron ve Restrepo, (2017) “Secular Stagnation? The Effect of Aging on Economic Growth in the Age of Automation”, (mimeo).

Allen, Robert C. 2008. The British Industrial Revolution in Global Perspective. Cambridge:
Cambridge University Press.

Boston Consulting Group, (2015) The Robotics Revolution, The Next Great Leap in Manufacturing.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları