Atilla Yeşilada

Kendi terinde boğulan gezegen

18 Temmuz 2017

Bu sabah Five Seasons Hotel’de yabancı konuklarla yaptığım istişarelerden Semerburgaz’daki 5 katlı mütevazi müştemilatıma dönerken, bir yanda kürek çekip lüfer tutuyor, öte yanda da geleceği düşünüyorum. Elon Musk boşuna elektrikli otoya yatırım yapmasın. O araba burda satmaz. Değerli hükümetimize de bir nasihat. Boşverin bu yerli oto serüvenini, gelin el birliği ile yerli Hovercraft yapalım. İstanbul’da bir tek amfibik araç işe yarar, Abi.

Uzun zamandır iklim değişikliğinin biz, insan cinsini nasıl fakirleştirdiği ve Anadolu’yu nasıl vuracağını anlatan bir makale hazırda duruyordu, ama Fatih Terim’in Yüzevler Kebap deplasmanında kaç puan aldığının tartışıldığı, SURVİVOR’ın halka arzının an meselesi olduğu bir ülkede iklim değişikliği makalesi satmak kolay değil. Belki bugün Avrasya Tuneli’ni dalgıç kıyafeti ile arşınlarken bu makaleye biraz daha önem verebilirsiniz. Bu da garibime gitti yani. Avrupa ve Asya’yı deniz altından birbirine bağlayan bir tünel inşa ediyorsunuz. İlk aklınıza gelen şey, su baskınına dayanıklı inşa etmek olmaz mı?

Trump gerzeği inkar edebilir, ama artık Büyük Petrol (Big Oil) bile vazgeçti, global iklim hızla değişiyor ve bunun tek sorumlusu da biz, insan denen canavar. “Isınıyor” değil “değişiyor” diyorum, çünkü İstanbul’da yaşadığımız akıl almaz yağışlar, sel baskınları ve hortumlar ya da tornadalar da iklim değişikliğinin tezahürleri. Gelecek her zaman belirsiz, ama bu gidişle 21ci Yüzyıl başında Kuzey Kutbu kalmayacak. Eğer Grönland’ı kaplayan buz dağları erirse, Okyanuslar 7 metre kadar yükselebilir, Floridi’dan Londra’ya, Karaköy’e kadar bir çok alçak rakımlı bölge sular altında kalır. Temiz su kaynakları tuzlanır, tarımsal alanlar gözle görülür ölçüde daralır. Nihayetinde çok daha felaket bir olgu yaşayabiliriz: Kuzey Atlantiğı sıcak tutan Gulf Akıntısı ya da su altı devri daim sistemi çöküp ikinci bir Buz Çağı başlatabilir.

Tamam, anladık insanlar açgözlü ama bu denli de keriz değil. Göz göre göre intihar etmezler. Yüzyılın sonuna kadar ortalama ısı yükselişini 1.5-2 santigratta sınırlı tutsak dahi, ekonomik maliyet çok ağır. Bu konuda bayağı araştırdım, mesela Schroders yılda küresel gelirin %1’i kadar bir maliyet buluyor. 2050’ye kadar 12.5 trilyon Pound rakamları havada uçuşuyor. Ama en çok tekrarlanan rakam Stanford ve University of California (Berkeley) ekonomistleri Marshall Burke, Solomon Hsiang ve Edward Miguel tarafından tahmin edilen: 21Cü Yüzyılın başında dünya   milli gelirinin %23’nü kaybedeceğiz. Üstelik kaybın çoğu da Türkiye gibi Gelişmekte Olan Ülkeler’de gözlenecek.

Rusya, Alaska, Kanada ve genelde İskandinav ülkeleri iklim değişikliğinden kazançlı çıkıyor, çünkü kaliteli insan göçü alıyor, işgücü verimliliği artıyor ve tarımsal hasat yükseliyor. Türkiye ortalarda bir yerde, kayıplar var, ama telafi edilmez değil, geleceğim. Orta Doğu kaput Abicim. Afrika ise… Pardon, neresi orası?

Bu senaryo değişebilir mi? İki düşük ihtimal var. Birincisi, büyük devletler ki tüm G20’yi kastediyorum, çok sıkı emisyon kontrollerinde anlaşır. Karbon ve metan salınımına vergi salınır. Mal ve hizmetler çevreye saldıkları sera gazına göre fiyatlanır. İkincisi bu gezegenin güzel insanları çevreye verdikleri zararı farkederek yaşam tarzlarını değiştirir. Mesela? Daha az ambalaj kullanır, evine güneş paneli döşetir, “tüketim ekonomisi” yerine “deneyim ekonomisine geçer” yani, iki yerde yazlık almak yerine her yaz başka yerde tatile gider.   Bir tek gerçek var. Piyasa kendi haline bırakılırsa arz-talep değişikliği yoluyla bu problemi halleder görüşü tam bir deli zırvası. Öyle bir şey olmayacak. Piyasa biz kendi terimizde geberinceye kadar tedbir almayacak, sonra bütün bu değişim birkaç yılda fiyatlanacak.

Gelelim Türkiye’ye. En büyük kayıp su! Biz zaten su konusunda orta halli bir ülkeyiz. Ancak şu andaki nüfus ve onun gelir seviyesine yeten temiz su var. İklim değiştikçe, hem yağış azalıyor, hem de nehirlerdeki akım azaldığı için temiz su kıtlığı başlayıp göreceli fiyatı hızla yükseltiyor. Sulu tarım yapan bölgeler ağır hasar görüyor. İkinci kayıp turizm. Ege ve Akdeniz Dubai’ye dönüyor. Karadeniz de Ege’ye, ama Karadeniz’de tatil köyü kuramazsınız, coğrafyası, suyun “tadı” ve sosyolojisi başka. Enerji iyice pahalılaşacağı ve temiz enerji şart olacağı için üretimde gerileme kaçınılmaz.

Tüm bunlar artık Türk biliminsanları tarafından da bulgunlandırıldı, büyük gurur duydum. Her sene iklim değişikliği hakkında düzenli literatür taraması yaparım, bu sene bir dizi makale buldum, tebrik ederim.

Ancak, bu makalelerde pek bahsi geçmeyen birkaç konu var ki, hani bu vatana hediyem olsun diye bedava şöyle bir ortaya atayım. Birincisi göç. Irak, Suriye ve Güney’i büyük ölçüde çölleşince Türkiye büyük miktarda, milyonları –kastediyorum– göç alacak. Bu kadar fakir insanı besleyip, topluma adapte etmek devlet yapısını sonuna kadar zorlayacak. İkincisi yine göç. Yetenekli, becerili ve okumuş insanlar Rusya’ya göçecek, çünkü Rusya tarıma açılıp hızla zenginleşecek. Ama herkes sabahtan akşama kadar içtiği için demografik yapısı değişmeyecek. İnsan eksikliğini bizden giderecek. Üçüncüsü Su Savaşları. Fırat ve Dicle bölgenin en kıymetli stratejik varlıkları haline gelecek. Onları korumak için ciddi bir bedel ödeyeceğiz.

Peki, ne yapabiliriz? İklim değişikliği ile mücadele klasik bir “ekonomik dışsallık.” Yani ben ne yaparsam yapayım, Çin kirlettikçe, kaderim değişmiyor, dolayısı ile hiç bir şey yapmamak en akılcısı. Genelde doğru, özelde eksik.

Birincisi Kyoto Protokolu veya Paris Anlaşması gibi uluslararası iklim koruma mevzuatına yan çizme yerine bölgede uygulanması için önderlik yapabiliriz. İkincisi HES yapmayın. Değmez. 10-20 yıl içinde nehirlerin debisi o barajları karsız kılacak. Yerli kömürden elektrik? Peki, ama ne olur bir de çevre mühendislerine danışın, eğer çevreyi kirletiyorsa valla değmez. Üçüncüsü, ağaçlandırın, ağaçlandırın, ağaçlandırın. Yeşil az da olsa iklim değişikliğinin zararlı etkilerinden koruma sağlıyor. Bu arada 100 yılık ormanı kesip yerine fidan dikmek ağaçlandırma değil. Lütfen Wikipedia yasağını kaldırıp “eko sistemi” maddesin okuyun, ya da birisi sizin için tercüme etsin.

Ve en önemlisi, yenilenebilir enerji ve enerji tasarrufunu teşvik ve sübvanse edin.

NOT: Ankara’nın bir iklim değişikliği ile mücadele eylem planı var biliyorum ve okudum. Harika şeyler yazıyor. Nedense pek uygulandığına inanmadım.

 

FÖŞ

 

Facebook sayfalarımı ziyaret edin

https://www.facebook.com/ayesilada

Twitter: @AtillaYesilada1

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları