Atilla Yeşilada

Ekonomi politikaları: Winter is coming

4 Ekim 2017

Bir hafta boyunca Milano ve Londra’da seminerler verdim ve okurları– yani fon yöneticileri ve reel sektörde faaliyet gösteren şirketleri– ziyaret ederken, aynı zamanda Çin, Meksika ve Hint mutfağının eşsiz tadları ile damağımı renklendirdim. Ziyaretimin mesajı Game of Thrones’dan seçilmişti: Winter is Coming, ejderha ateşinde kızarmaya hazır olun, bol bol zeytinyağı sürünün.

Etkisi oldu mu? Katiyetle hayır. Yatırımcılar pozisyonlarından memnun. Çoğu Türkiye’de politik görünümün gittikçe içinden çıkılmaz hale geldiğinin farkında ama 2 noktada bana inanmıyorlar:

  • Fed ve AMB’nın bilanço daraltarak ya da faiz artırarak Gelişmekte Olan Piyasaları (GOP, Ülkeler = GOÜ) üzeceğine ihtimal vermiyorlar.
  • 2017 büyümesinin tamamen pompalama ürünü olduğunu görüyorlar, ama AKP’nin 2018 yılında da şapkadan bir tavşan çıkartıp bu Piramit Oyununu devam ettireceğine güvenleri tam.

Galiba Bakan Şimşek iki hafta içinde yine New York veya Londra yolcusu, o da pastanın üstüne sürer kremayı, en az yıl sonuna kadar sıcak para akar.

Neyse, ben vicdani görevimi yaptım, dinleyen herkesi yaklaşan tehlikeye karşı uyardım. Türkiye resesyona girmek üzere. Ve bu kez şapkada öyle dişin kovuğuna gidecek cesamette besili tavşan kalmadı. Yani maliye ve para politikasında yol bitti. Bunun nedenini anlamak için de önce finansal sistemi yakından tanımak lazım. Batı’lı mentalite işte bu sistemi kavrayamıyor, banka, özel sektör ve kamunun küresel likidite bolluğundan yararlanarak rahatlıkla faiz oranlarını zıplatmadan istediği kadar borçlanacağı bir finansal sisteme alışmış o.

Halbuki Türkiye nerdeyse kapalı bir finansal sisteme sahip. Doğru, sermaye hesabımız açıktır. Ama kapı açık demek bol yolcu geliyor anlamını taşmıyor. Son aylarda sadece “gecelik konaklama yapan” sıcak para giriyor o kapıdan.

Finansal sistem nasıl bilanço büyütür?

Dışardan yabancı doğrudan yatırım, sıcak para ya da kredi gelir. Yabancı doğrudan yatırımı bir kenara koyun, OHAL sürdükçe çeyizini versen gelmez. Sıcak para gelir, ama yetersiz, bu ekonomiyi ayakta tutan kredilerdir. Ama son 12 ayda hem banka hem de finans-dışı özel sektör dış borçlanmada gözle görülür bir isteksizlik sergiliyor. Bankalarla konuşuyorum, bazılarına göre yabancılar daha fazla borç vermek istemiyor. Diğerleri ise “F/X kredi alsak, kimse borçlanmak istemiyor” diyor. Buna rağmen Türkiye’de özel sektörün borcu büyüyor, çünkü senede 35-40 milyar $ cari açık var, bunu finanse etmek için ithalat kredisi, vs alınıyor. Zaten cari açığı finanse etmek için borçlanamadığımız gün, “Kara Kış geldi” ve TL de yere çakıldı demektir.

İşin özeti şu. Finans sistemi dışardan kaynak temin ederek bilançosunu genişletemiyor artık. İçerde ise tasarruflar kıt. Aşağıdaki tabloya bakın, son bir yılda krediler takriben %25, mevduat ise %22 büyümüş.

Daha da kötüsü, talep TL krediye, ama mevduatta büyüme döviz cinsinden. Onu da hemen ispat edeyim bana bir zahmet:

Yılbaşından bu yana F/X mevduatta artışa dikkatinizi çekerim. Zaten, Türkiye’nin yeterince döviz cezbedemediği, bu yüzden döviz açığının kısmen TCMB tarafından finanse edildiğini brüt rezervlerdeki durağanlık, hatta azalma da teyit ediyor:

“Ehh, ne olmuş yani?” diyeceksiniz?

TCMB’nin net döviz rezervi biriktirmediği bir ekonomide “kaliteli” para basamazsınız. Bir anlamda TCMB “faiz indirse”, aslında karşılıksız TL basar ve bu para büyük olasılıkla yerliler tarafından dövize çevrilir. Yukarda size yerlilerin bitmek tükenmek bilmeyen döviz iştahını resimlerle gösterdim. Bu iştah %13-14 TL mevduat faizine rağmen sürüyor. TCMB faiz indirse ne olacak? Daha fazla F/X talebi oluşup TL hızla değer kaybedecek. Enflasyon %15’lere fırlayacak ve AKP seçim kaybedecek. TCMB para basamazsa da, ekonomiye destek veremez. Daha da önemlisi, TCMB bankalara daha fazla fon, yani para veremezse, bankalar da kredi veremez ve özel sektör yatırım, hane halkı ipotek-araba kredisine erişemez.

Zaten halen o noktaya geldik. Kredilerin artış hızı Kredi Garanti Fonu’nun tükenmesi ile birlikte durma noktasına geldi. Hemen grafikle gösterelim.

Neyi gösterdik? Bankacılık sisteminin tükenme noktasına geldiğini, bir de seneye vergiyi 2 puan artırıp Kredi Garanti Fonu’nu bitirirseniz artık krediyle ekonomiyi besleyemeyeceğini. Bu durumda TCMB’ye “faiz indir” diye baskı yapmak da beyhude, çünkü “emriniz olur” diye faiz indirip para bassa, o para ekonomiye değil, dövize gidecek.

Sonuç: Para politikasında yol bitti, TCMB uçuruma bakıyor.

Maliye politikası da çalışmaz

Yabancı bunu anlıyor, zaten bizim uzmanların hepsi de biliyor. Ekonomiyi Orta Vadeli Özop Masalı, pardon Ekonomik Program’da zikredilen %5.5 reel büyüme patikasında tutmanın tek yolu kalıyor, o da bütçe harcamalarını artırmak. Zaten hükümet de hemen MTV’den başlayarak ek vergiler icat etti. Heyhat, ek vergi ile ekonomi canlanmaz, çünkü vatandaşın cebinden alıp, hükümetin cebine koyuyorsunuz. Harcamalarla ekonomiyi hızlandırmanın tek yolu, bütçe açığını genişletmek. İyi ama, o zaman da piyasadan daha fazla borçlanmak lazım. Bakın, zaten Hazine bu sene yalnız içerden değil, dışardan da vahşi boyutlarda borçlanmış:

Lütfen bana “ama GSYİH’ye oran olarak daraldı” demeyin, çünkü TUIK’in GSYIH verisini ciddiye almıyorum. Nedenini de en kısa zamanda yazacağım.

2018’de de bütçe harcamalarını bu tempoda kullanırsanız, zaten kıt olan tasarruf havuzuna vidanjör dayayıp tüm likiditeyi hortumlarsınız. Bankalara mevduat, dolayısıyla kredi verecek kaynak kalmaz. Özel sektörün kredi faizleri, hane halkının da ipotek faizleri yükselir. İstihdam ve konut satışları daralır, AKP seçim kaybeder. Tabii, dışardan borçlanma yolu açık. Muhtemelen Varlık Fonu vasıtası ile bir 10 milyar $ borçlanılır, ama bunun TL karşılığı 35 milyar, yani 6 aylık ek harcamaya bedel. Sonra Maliye de uçurumun kenarında.

Özetle, artık maliye ve para politikalarını kullanarak ekonomiye gaz verme dönemi sona erdi, Winter is coming. Fed ve/veya AMB’nın şahince adımlar atarak küresel likiditenin suyunu çekmesi halinde, yukarda çizdiğim manzara daha da vahim hale gelir.

Peki, ekonomi kendi yağıyla kavrulabilir mi? Size 3 grafikle kavrulamayacağını izah edeyim hemen. Bakın, birinci çeyrekte pompalanan teşvikler bitti, bütün sektörlerin beklentilerini harmanlayan Ekonomik Güven Endeksi’ne ne oldu? (Kalın siyah çizgi)

Devam edelim, ekonominin bel kemiği, hane halkı tüketimi. Hane halkının morali ne durumda acaba? Önce TUIK’in resmi Tüketici Güven Endeksi (kırmızı çizgi):

Sonra da BloombergHT’nin Tüketici Güven Endeksi:

2018’de büyüme %2.5-3’e düşer. Orta Vadeli Ekonomik Program “sen de benim hatalarımdan birisin” güftesi eşliğinde defnedilir ve derhal Türkiye’yi bu hale getiren yeni bir dış düşman aranır.

 

FÖŞ

Şahsi websitemi ziyaret etmenizi rica ederim

www.atillayesilada.com

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları