Nergis Kasabalı

Borsada referandum fiyatlaması

19 Nisan 2017

Referandum sonucuna borsanın şu ana kadar tempkisi sınırlı kaldı. Piyasa yorumcularının referandum öncesi en çok dillendirdiği görüş, referandum belirsizliğinin ortadan kalkmasının piyasalara olumlu yansıyacağı yönündeydi. Peki ama piyasa referandum belirsizliğini bir risk olarak fiyatladı mı? Bunun için, anayasa görüşmelerinin başladığı ve referandum kararının alındığı tarihten referanduma kadar geçen süreçte piyasanın nasıl seyrettiğine bir bakalım. BIST-100 endeksi anayasa görüşmelerinin başladığı 9 Ocak’ta 77,500, referandum kararının alındığı 11 Şubat tarihinde ise 87,500 seviyelerinde idi. Referanduma kadar geçen sürede neredeyse 92,000’e kadar yükseldi ve referanduma 90,000’in biraz üstünde bir seviyede girdik. Endeks dolar bazında dip seviyesini 11 Ocak’ta 2 cent seviyesinde gördükten sonra referanduma kadar dolar bazında %25 toparlandı. Bu verilere bakınca borsanın referandum belirsizliğini bir risk olarak fiyatladığını söylemek zor. Hal böyle olunca sonrasında da piyasanın tepkisinin sınırlı olmasını yadırgamamak lazım.

Piyasanın referandum belirsizliğini çok fazla fiyatlamadığına dair bir baska önemli gösterge de borsadaki yabancı payı. Eğer bir belirsizlik riski fiyatlaması olsaydı, halka açık piyasa değeri içindeki yabancı yatırımcı payının düşmesini veya en azından artmamasını beklerdik. Oysa son verilerle halka açık piyasa değeri içinde yabancı payının %65’i geçtiğini görüyoruz. Yabancı payı, yılbaşında %63’lerde iken son 5 yılın ortalaması da %63,5 civarındadır.

Peki piyasa bu dönemde neyi fiyatladı?

Yılın ilk 3,5 ayında küresel trendler yatırımcı kararlarında esas belirleyici unsur oldu. Kasım-Aralık döneminde tüm dünyada yaşanan sert Trump fiyatlamasının, yeni yılla birlikte sakinleştiğine, Trump’ın düşünüldüğü kadar hızlı hareket etmeyeceği algısının oluşmasıyla, dolar endeksinin geri çekildiğine ve Gelişmekte Olan Ülkelere tekrar fon akışının başladığına tanık olduk. Türkiye de bundan payını aldı, Türk bono ve hisselerine 2 milyar dolar giriş oldu. İstanbul Borsası 2016 yılının son çeyreğinde benzerlerinden daha sert düştüğü için toparlanma da daha hızlı oldu. Bunda, peş peşe açıklanan teşviklerin ve kredi garanti fonu gibi desteklerin de payı olduğunu söylemeliyiz. Bu süre içinde banka ve belli başlı reel sektör şirketleri 2017 bütçelerini kamuoyu ile paylaşınca ve analistlerin yıl için kar tahminleri ortaya çıktıkça görüldü ki düşük baz etkisi, kurun ihracata olumlu katkısı ve teşviklerin etkisiyle şirket karlarında 2017’de oldukça tatminkar bir büyüme olacak. Tüm bu faktörler borsada referandum öncesi 3 aylık dönemde TL bazında %20 civarında bir çıkışı destekledi.

Borsa bundan sonra nasıl seyreder?

Trump’ın büyük altyapı yatırımları, vergi ve korumacılık gibi konularda beklendiği kadar hızlı ve radikal adımlar atmayacağı/atamayacağı algısı, doların ve Amerikan bonolarının sakin seyri GOP’lar için bir süre daha destekleyici olabilir. Madalyonun öteki yüzünde ise artan jeopolitik riskler var. Fransa seçimleri, Amerika’nın Suriye’ye müdahalesi, K. Kore ile sorunlar küresel piyasalardaki bahar havasını her an sonlandırabilecek riskler.

Türkiye’ye gelecek olursak, küresel piyasalarda bahar havası sona ermediği sürece kısa vadede olumlu bilanço beklentileri borsanın bu seviyelerde tutunmasına hatta 93,000 zirvesini test etmesine destek olur. Önümüzdeki günlerde ilk çeyrek sonuçları gelmeye başlayacak. Hem bankalarda hem reel sektör şirketlerinde güçlü kar büyümeleri bekleniyor. Beklenen şirket karlılıkları 2017 yılı geneli için de destekleyici. Bankalarda potansiyel sorunlar ötelendi, çok büyük bir kur dalgalanması olmadığı sürece reel sektör şirketleri 2017’de iyi kar büyümesi sağlayacak. Ancak, bankacılık sektörünün KGF destekli kredi patlaması fonlama tarafını sıkıştıracak, maliyetleri yükselterek gelecek çeyreklerde kredi –mevduat makasının daralmasına sebep olacaktır. Bankaların aksine reel sektör şirketlerinin performansı teşviklerin tam katkısı ve yılın son çeyreğinde etkili olacak düşük baz etkisiyle yılın ilerleyen çeyreklerinde daha iyi olacak gibi görünüyor. Ancak, bir adım sonrasını öngörmeye çalışan yatırımcılar, mevduat büyümesi ile desteklenmeyen kredi büyümesinin sürdürülebilirliğini, geçici teşvikler sona erdiğinde reel sektör şirketlerinin büyümesinin nasıl olacağını şimdiden sorgulamaya başladı.

F/K oranlarının 9,5’larda, yani tarihsel ortalamalarında seyrettiği, faiz getirisinin borsa getirisinden yüksek olduğu bir noktada borsada alıma devam etmek için önümüzdeki 2-3 yıllık döneme dair beklentilerinizin çok güçlü ve risk algınızın çok düşük olması gerekir.

2008 krizinden sonra gelişmekte olan ülkelerin artan cazibesiyle sadece GOP yatırımcıları değil, bazı gelişmiş ülke piyasası yatırımcıları da fonlarının bir kısmını gelişmekte olan ülkelere kaydırmıştı. Türkiye de bu dönemde yatırım yapılabilir ülke notuna doğru ilerlerken bu tür yatırımcıların radarına girmişti. Ancak Amerika’da başlayan sıkılaştırma süreci ile birlikte fon akışının yönü değişmeye başladı, Türkiye yatırım yapılabilir ülke notunu kaybetti, birçok gelişmekte olan ülkede yapısal sorunlar, siyasi problemler su yüzüne çıktı, Türkiye 2015 yılında çok talihsiz gelişmelere maruz kaldı. Tüm bunların sonucunda belki hala yabancıların payı oldukça yüksek seviyelerde ancak kanımca kompozisyonda önemli değişiklikler oldu. Türkiye’yi çok uzun yıllardır tanıyan ve yatırım yapan fonların yatırımlarına büyük ölçüde devam ettiğini tahmin ediyorum. Bunun yanında pasif fon olarak adlandırılan endeks fonlarının ağırlığı artarken, algoritmik modellerle yatırım kararı alıp çok hızlı hareket eden fonları da piyasada sık sık duyar olduk. Buna karşılık yatırım yapılabilir notla gelen daha uzun vadeli fonlar piyasadan çıktı. Bu değişen profil, piyasanın kısa vadeli oynaklığını önümüzdeki dönemde artıracaktır. Yabancı payının %60’ın altına inmesini beklemem ancak şu anki %65 de küresel konjonktür değiştiğinde hızlı kar realizasyonuyla %62-63’lere kolaylıkla gerileyebilir. Öte yandan kanımca üzerinde durulması gereken asıl önemli konu yerli kurumsal ve bireysel yatırımcı katılımının artırılmasıdır. Mevduat faizlerinin %14’e dayandığı bir ortamda bu çok kolay değil ancak üzerinde çalışılması gereken bir konu. Bu konuyu bir sonraki yazımda daha detaylı inceleyeceğim. Bu yazı için son söz; ister yerli olsun ister yabancı, borsanın yeni katılımcıları cezbedebilmesi ve yeni zirveleri zorlaması herşeyden önce ekonomide öngörülebilirliğin artması ve güçlü bir yatırım hikayesinin oluşmasıyla mümkün.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları