Çetin Ali Dönmez

Başarılı bir profesyonel yönetici örneği: Aykut Kocaman

18 Haziran 2017

Bu yazıyı yazmak için epey sabrettim, en sonunda Fenerbahçe ile sevgili Aykut Kocaman’ın 2 yıllık sözleşme imzaladığı haberi geldi gönül rahatlığı ile yazabiliyorum artık. Sakaryaspor’dan Fenerbahçe’ye geldiği günden beri takip ettiğim bir spor adamıdır Aykut Kocaman. Faal futbolculuğu sırasında saha içinde ve saha dışında örnek bir profesyonel kişilik ortaya koyan Kocaman, 1996 yılında Trabzonspor ile yapılan şampiyonluk mücadelesinin kilit maçında Fenerbahçe’nin Trabzonspor’u Oğuz Çetin ve kendisinin attığı gollerle 2-1 yenmesinin ardından bir Trabzonspor taraftarının öldüğü haberini duyunca “Keşke bu maçı almasaydık da o vatandaş ölmeseydi, bütün bir sezonun emeğini böyle maçlara bağlıyorsunuz, Trabzonsporlu arkadaşlar için üzülüyorum” şeklindeki sözleri ile benim ve pek çok insanın gözünde ve gönlünde yükselmişti.

Sadece kazanmaya odaklılık futbol ile sınırlı değil malum. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere ticari hayatta karşımıza çıkan merhametsiz sistem hep başarıyı övüyor, “altta kalanın canı çıksın” prensibine dayanıyor, ancak bu durumun sürdürülebilir  olmadığı da çok açık. Görünürde kaybedenler mutsuz gibi ama aslında kazananlar da çok mutlu değil, çünkü doyumsuz bir para ve başarı hırsı insan ruhunu darmadağın ediyor.

Aykut Kocaman’ın 1996’daki o muhteşem sözleri futbol dünyasındaki acımasız rekabette sadece sonuca odaklanmış, başarıdan başka gözü hiçbir şeyi görmeyen zihniyete bir başkaldırı idi, bilgelik dolu bir çıkıştı ve  çok dikkat çekmişti. Evet Trabzon yenilmişti ama bundan daha kötüsü Trabzonsporlu futbolcuların tüm bir sezonluk emeği adeta heba olmuştu. Bu maçtan sonra Trabzon camiası uzun üre kendine gelemedi. Aynı durum Avrupa’da yaşansaydı muhtemelen bu kadar dramatik sonuçlar olmayacaktı, “Bu maçı kaybettik bu sezon şampiyon olamadık ama biz size güveniyoruz arkadaşlar bir sonraki sezon daha iyisini yapacağınıza inanıyoruz” diyen, geçmişteki hatalarından ders alan, kadrosunu takviye eden bir yönetim ve taraftar bakışı olsaydı belki de bir sonraki sezon şampiyon Trabzonspor olacaktı. Her şeyde olduğu gibi futbola da çok duygusal bakıyoruz çabuk adam harcıyoruz sabırlı değiliz, bu da uluslararası maçlarda hep önümüze engel olarak çıkıyor, nitekim o kadar para dökülmesine, o kadar vergi teşviğine rağmen beklenen başarılar bir türlü gelmedi futbolda biliyorsunuz.

Konuyu çok dağıtmadan esas meramıma döneyim müsaadenizle.  “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” misali Aykut Kocaman bu demecinin ardından maalesef çok sevdiği Fenerbahçe’sinden ayrılmak zorunda kaldı, 2000 yılına kadar futbola devam etti ve sonra teknik direktor olarak çalıştı. Önce Fenerbahçe dışındaki diğer takımlarda görev yaptı, sonra Fenerbahçe’ye teknik direktör oldu, ancak bir süre sonra tekrar ayrılmak zorunda kaldı, 2014 yılı sezonundan bugüne Konyaspor’da önemli başarılara imza attı, şimdi de Fenerbahçe teknik direktörü oldu.

Bu konuyu Paranaliz’de ele almamın sebebi sadece futbol merakımdan değil elbette. Profesyonel yöneticilerin nasıl ve hangi şartlarda başarılı olacağını bu örnekten hareketle analiz etmek istiyorum. Teknik direktörü bir şirketin CEO’su olarak düşünebiliriz. Kulüp öncelikle kendine uygun bir teknik direktör arayışına girer. Teknik direktör ile anlaşırken aynı şirketlerin CEO işe alım sürecinde olduğu gibi CEO’ya verilecek yetki ve sorumluluklar, sunulan maddi imkanlar  konuşulur, şirket hedefleri üzerinde karşılıklı olaak mutabık kalınır. Hasbelkader CEO olarak da görev yaptım, başarının temelinin CEO’nun iyi bir ekibe ve rahat manevra alanına sahip olmasından, mevcut çalışanlar ile yeni katılanlar arasındaki uyumun sağlanmasından, Yönetim Kurulu ile CEO arasındaki yetki ve sorumlukların net tanımlanmasından geçtiğini gözlemledim.  

Aykut Kocaman’nın Konyaspor’daki başarısının temelinde de kulüp yönetiminin kendisine geniş bir hareket alanı bırakmasının, özellikle günlük işleyişe ilişkin birçok konuda tek yetkili kılınmasının, ekibini oluşturmasına müsaade edilmesinin, bilgisine güvenilmesi ve arızi başarısızlıklar karşısında sabırlı olunmasının yattığını düşünüyorum. Bu olmaz, icradan sorumlu olanın her işine karışılır, en ufak bir başarısızlıkta hesap sormaya kalkılır, otoritesi zedelenir ise sonuç kesinlikle hüsrandır, bunun örneklerini çok ünlü ve başarılı kariyelere sahip teknik adamların ülkemizin büyük kulüplerinden kovulması ya da kovulurcasına ayrılması şeklinde gözlemledik geçmişte.

İnsanoğlu yaratılış itibarıyla maalesef makam ve para hırsının pençesinde ve birbirinin düşmanı olduğu için yönetimde zaaf olduğu hissedilmeye başladığı andan itibaren dedikodu ve jurnal mekanizması devreye girer, günlük işler aksar, alınması gereken kararlar zamanında alınamaz, kulüpler bazında bakıldığında teknik direktor, şirketler açısından bakıldığında genel müdür topal ördek haline gelir, bunun ardından da başarısızlık kaçınılmazdır. İşin kötüsü sık sık yönetici değiştiren yapılara bir süre sonra iyi yöneticiler de gelmekte isteksiz davranır, dolayısıyla yöneticilerin işe alım süreci yanında, yolların ayrılması sürecinin de iyi yönetilmesi çok önemlidir.

Kıssadan hisse: Şirketlerde icradan sorumlu, yetki ve sorumlulukları net bir şekilde tanımlanmış, çalışacağı ekibi oluşturma imkanı tanınmış, kendilerine güvenilen ve güvenildiği şirkette hissettirilen güçlü yöneticiler  başarılı olurlar. Yönetim erki kolay bölüşülebilir bir erk değildir, savaşta nasıl tek bir komutan varsa yüksek rekabet gücü isteyen iş hayatında da icradan sorumlu olarak tek kişinin belirlenmesi en doğru yaklaşımdır.  Çok sevdiğim yazar Sayın Abdurrahman Yıldırım’ın yazılarında yaptığı gibi bir atasözü  ya da deyim ile bitireyim yazımı. “Çatal kazık yere batmaz.”

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları