Güldem Atabay Şanlı

Almanya’da seçimin yankıları: Avrupa ve Türkiye?

28 Eylül 2017

Almanya’da Pazar günü yapılan seçimlerde II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa ırkçı bir partinin meclise (Bundestag), hem de 94 vekille girmiş olması dikkatle üzerinde düşünmeye değer bir gelişme.

Seçim sonuçları bir yandan tamamıyla statükonun devamı anlamında. Görev süresi 16 yılla üst sınıra dayanacak Angela Merkel, Alman seçmen tarafından bir kez daha şansölye koltuğunun sahibi. Fakat detaylara bakınca Almanya’da “merkez politikalara” yönelen seçmen tepkisinin ne kadar şiddetli olduğu netleşiyor. Bir anlamda Fransa, Hollanda, Macaristan seçimlerinde olandan farklı olmamakla birlikte, söz konusu ülke Almanya olunca; Pazar günü yapılan seçim sonuçlarının dünya üzerinde dalga dalga etki yaratması kaçınılmaz.

Almanya’da 2013 yılında Yunanistan’ın “kurtarılmasına” tepki olarak kurulan AfD (Alternative for Germany), bir önceki seçimde %5 barajının kıl payı altında kalmıştı. Geçtiğimiz Pazar ise anketlerden yansıyan beklentilerin de üzerine çıkarak oylarını neredeyse üçe katladı. Eski Doğu Almanya’da AfD’nin oy oranının %23 gibi çok yüksek bir seviyede bulunduğunu da eklemek gerek. Üstelik AfD seçim geri sayımında da ana tartışma konularını belirleyen parti konuma yükseldi. Bunun bir diğer anlamı da, gelecek dönemde AfD’nin gündemi yönlendirmeye devam edeceği. Alman uzmanlar zaten bir kere meclise güçlü bir şekilde girmeyi başarmış ırkçı bir partinin yakın zamanda yok olmayacağı konusunda hem fikir.

Almanya ekonomisi dünyada ve Avrupa’daki tüm zorluklara karşı güçlü bir performansla devam ederken, CDU’ya 8,5 puan kaybettiren seçmen tepkisinin temelinde Merkel’in “mülteci” politikasının yatıyor olduğunu söylemek gerek. 2015’ten bu yana Avrupa’daki diğer ülkeler mülteci kabulü konusunda isteksiz davranıp, AB ölçeğinde ortak bir tavır sergilemekten uzak dururlarken Merkel 1,5 milyondan fazla mülteciyi Almanya topraklarına kabul etti bilindiği üzere. Aynı Almanya, aynı dönemde birden fazla büyük IŞİD terör saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Mülteci kabulu kararların altında imzası olan “büyük koalisyon” ortakları Merkel’in merkez sağ CDU’su ve Schulz’un sosyal demokrat SPD’si, doğal olarak geçtiğimiz seçimden en ağır yarayla çıktı.

Seçmen talebi ve iktidar partilerinin söylemi arasında doğan boşluğu da, görüldüğü üzere daha çok genç seçmenin oyunu alan ırkçı AfD doldurmuş durumda. “Almanya’yı geri alacağız” sloganı zaten ABD seçimleri sonrası çok sürprizli de değil. Fakat “Almanların II. Dünya Savaşında yaptıkları nedeniyle artık suçluluk duymalarından vazgeçmesi gerektiğini” savunan AfD’nin yanında; küçük parti denebilecek Yeşiller ve FDP de son seçimden güçlenerek çıktılar. Bu durum da bundan böyle Almanya’da politikanın çok parçalı olarak yola devam edeceğinin habercisi. Avrupa ölçeğinde benzer bir yapının aşamalı olarak iktidara geleceğini beklemek de mantıklı hale geliyor o halde.

Bunun demokrasi ve ekonomi adına iyi mi kötü mü olduğunu da ancak zaman gösterecek.

Nasıl bir hükümet?

Sosyal demokrat söylemin kendi içindeki problemleri bir yana, 2017 seçimlerinde 2013’e kıyasla 5,2 puan kaybeden ve Merkel ile “büyük koalisyona” devam etmesi halinde bir sonraki seçimde barajın da altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan SPD, yeni hükümette yer almayacağını daha seçim gecesi açıkladı zaten. Geriye kalan en olası hükümet senaryosu ise, olası bir koalisyonu oluşturabilecek partilerin renkleri ile bayrağına benzetilen “Jamaika Koalisyonu”. Daha detaylı bir ifade ile CDU’nun siyahı, FDP’nin (özgürlükçü Free Democrats) sarısı ve Yeşiller Partisi’nin (Green Party) yeşili. Söz konusu üçlü koalisyon eyalet seviyesinde uygulama alanı bulup başarılı da olmuştu. Ancak, seçim sonucunu etkileyen bu kadar derin ayrılıkların bulunduğu konular halen ortadayken ulusal ölçekte başarılı olup olmayacağı şimdi tartışma konusu.

Yeşiller ve CDU arasında enerji, iklim değişikliği ve mülteciler konusunda önemli görüş farklılıkları var. Benzer farklılıklar Yeşiller ve FDP arasında da var. Fransa-Almanya ortak vizyonu ile yeniden şekillenmesi beklenen Avrupa’nın geleceği konusunda ise CDU ve FDP arasında müthiş bir uçurum var. FDP, Fransa’nın taze ve popüler başkanı Macron’un Euro bölgesinde yapmak istediği ortak bütçe gibi önermelere tamamen karşı.

Almanya’da merkez sağ ile merkez sol (CDU-SPD) ortaklığı ile yürütülen sekiz yıllık “büyük koalisyon” hükümeti artık gelecekte olmayacak. II. Dünya Savaşı sonrası Alman politikasına hâkim olan orta yolcu, uzlaşmaya dayanan politik söylemin şimdi AfD’nin meclisteki zehirli varlığı ile etkilenip, belki de Bundestag’daki “medeni tartışma” ortamının uzun bir süre için olumsuz yönde değişmesi söz konusu. Pazar gecesi beklenenin üzerinde güç kazanan AfD zaten daha seçim gecesi “Merkel’i avlamaya” kararlı olduklarını açıkladı bile. Gerçi Merkel, iyi giden ekonomiye rağmen, mülteci akını korkusu üzerinden AfD’ye oy verenlerin korkularına yönelik önlemler alarak, bu oyları gri kazanmak niyetinde olduğunu açıkladı. Ama Merkel’in önünde AfD’li bir meclis, üçlü bir koalisyon gibi dört zorlu sene bulunuyor şimdi. Hükümeti kurmak bile zorlu ve uzun bir süreç olarak bekleniyor, değil ki üretken şekilde devam ettirebilmek.

Yeşiller Partisinin eş-bakanı ve Türk kökenli Cem Özdemir, koalisyonda yer alma şartlarının çok sıkı olacağının açıkladı hafta başında.

Buna karşın, koalisyon hükümeti kurulamaması halinde seçimlerin yenileneceği Almanya’da seçmen hükümet kurulmasından yana. Tekrarlanacak bir seçinde AfD’nin daha da güçlenmesi riski de bir diğer bakış açısı. Bu nedenle ya bir “Jamaika Koalisyonu” ya da muhtemelen dışardan Yeşiller destekli CDU-FDP arasında bir azınlık koalisyonu seçenekler arasında.

Şekil 1: Almanya Seçimler

Kaynak: Bloomberg, Egeli & Co.

AfD’nin etki alanının nereye kadar uzanacağı esas merak konusu. %12,6 ile tarihi bir rekor kırdığını ve bu seviyenin üzerine gelecek seçimlerde çıkmasının Almanya gerçeği içinde mümkün olmadığının söyleyenler sayıca çok fazla. Diğer yandan benzer ırkçı söylemlerin Avrupa’nın hemen her meclisinde temsil gücünün artması da artık sıradan bir gerçeklik.

Şekil 2: Almanya-Olası Hükümet Senaryoları

Kaynak: WSJ, Egeli & Co.

Kelebek etkisi…

Merkel önümüzdeki aylarda Suriye’de “barış” olasılığının artmış olmasının etkisiyle daha önce yanaşmadığı şekilde mülteci kabulüne bir üst sınır getirerek AfD’ye kayan seçmeni geri kazanmayı deneyebilir. Ancak, ok yaydan bir kere çıkmış durumda ve mülteciler yanında Avrupa’nın geleceğinin tartışıldığı bir ortamda AfD’nin Bundestag’daki habis varlığı tüm bu yaşamsal konuların çok zorlu bir atmosferde tartışılıp karara bağlanacağının habercisi. Diğer yandan mültecileri ülkelerine kabul etmekte son derece isteksiz davranan Polonya ve Macaristan da yeni Alman hükümetinin ağır ateşi altında kalacak bundan böyle.

Macron’un Fransa seçimlerindeki başarısını, Almanya’nın seçim sonuçlarıyla beraber bakıldığında reformlar konusunda devam ettirmesi zor artık. Bu da bir sonraki Fransa seçiminde Fransız ırkçı lider LePen’in gücünü artırabilmesine yol açacak nitelikte. Euro bölgesinde anlamlı bir reform yapma olasılığı da benzer nedenlerle azalmış görünüyor. 2008 krizi sonrasında uygulanan çıkış yöntemlerinin krizi doğuran politikalardan uzaklaşamamış oluşu da paradoksal bir şekilde bugün hem neden hem de sonuç olarak halen karşımızda durmakta.

Diğer yandan, hemen önümüzdeki ay Avusturya’da yapılacak parlamento seçimlerinde güçlenen AfD etkisinin ülkenin benzer ırkçı partisi Freedom Party üzerine yansımaları kaçınılmaz görünüyor. %25 civarı oy alması beklenen Avusturyalı FP’nin ırkçı söylemini hükümet ortağı olarak daha yüksek bir merkezden duyuracağı düşünülüyor.

Özetle, Alman seçimlerinden sonra utanmazca yükselen ırkçı-faşist-yabancı düşmanı söylem, artık Avrupa ölçeğinde daha ağırlıkla var olacak.

Ümit Akçay’ın ifadesiyle:

“ekonomik eşitsizliklerden ve bunların beslediği sosyal korkulardan türeyen ve karşılıklı olarak birbirlerini besleyen milliyetçiliklerin yükselişi… ekonomi politikalarda değişmezlik siyasi dengenin giderek daha sağda kurulmasına yol açıyor.”

Almanya’nın politika sahnesindeki tüm bu sert dalgalanmaya rağmen, Almanya demokrasisinin ve ekonomisinin son derece sağlam ayaklar üzerine kurulu olduğunu da atlamamak gerek elbette. Almanya’da demokratik altyapı popülizmin atış tahtası haline gelecek olsa da, Almanların ezici çoğunluğu AfD’nin ırkçı söylemine destek vermiş değil; %5-6 oranında fazladan erilen desteğin de büyük kısmı tepki niteliğinde ve “eve” dönme olasılıkları yüksek.

Başta Almanya ve Fransa olmak üzere liberal Avrupa demokrasileri, mülteci konusuna Suriye ve komşularındaki savaşı bitirme yoluyla sorunu çözme açısından yaklaşırlarsa da; faşizmin güçlenmekte oluşu belki belli bir dönem sonra bir fayda bile sağlamış olabilir.

Türkiye-Almanya: Şimdi daha zor

Almanya seçimlerini Türkiye özelinde de değerlendirmek gerekli. Mevcut iktidarın zorlu geçeceği ve temelinde daha önceki seçimlerde olmadığı kadar ekonomik ve sosyal problemlerin bulunacağı başkanlık seçimleri öncesinde, Almanya ile mevcut gergin ilişkilerin toparlanması mümkün değil. Milliyetçiliğin oy kazandırdığına inanan iktidar partisi, anti-AB; anti-Avrupa- anti küreselleşme söylemini artırarak devam ettirecek gibi görünüyor.

AfD’nin neredeyse dikte ettiği seçim öncesi konular içinde Türkiye de vardı. CDU ve SPD Almanya’daki Türk kökenlileri boykota davet etmesi nedeniyle Erdoğan üzerinden Türkiye’yi; seçim sonrasında hedef tahtasına oturtma vaatlerinde bulunmuşlardı. AfD’nin şimdi de meclisteki beklenmedik gücü Türkiye’de aşınan demokrasi paralelinde Erdoğan karşıtlığını gündemden düşürmeyeceğe benziyor.

Bekleyen gerginliğin ölçüsünü kestirebilmek için… Almanya’da olası bir Jamaika Koalisyonunda Yeşiller eş-başkanı Özdemir’in (Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hainlikle suçlanan Özdemir’in) örneğin Almanya’nın yeni Dışişleri Bakanı olma olasılığını bile şöyle bir gözlerinizi kapayıp hayal etseniz yeter…    

Şu şartlar altında, Almanya merkezli Avrupa’da “istenmeyen adam” olmanın başkanlık seçimlerinde getirisi mi götürüsü mü olacağını ancak zaman içinde görmüş olacağız. Hele ki ekonomik anlamda bir faydasının olması, jeopolitik anlamda bir yarar sağlaması mümkün değilken.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları