Atilla Yeşilada

AKP’yi sardı bir korku

2 Kasım 2017

Canımı vermeye hazır olduğum, mezara kadar, hatta mezardan da oy vereceğim partim AKP’de son günlerde bir korku var ki, terlerinden feromon olarak yayılıyor. Yani burnuma gelmiyor, yaklaştığım zaman nüfuz edip direk beyne vuruyor. Huzursuz oluyorum, “kaç ya da dövüş” refleksimi tetikliyor. En yakındaki Beyaz Türk’e bir tekme sallıyorum. 17 yıldır Sevgili Partim’le hergün Milli ve Yerli, 21ci Yüzyılın Lideri Türkiye uğruna kabuk değiştirdim. Önce İslamcı, sonra neo-liberal AB sevdalısı, sonra IMF reformlarının katıksız uygulayıcısı, sonra Gülen cemaati müridi, sonra Ergenekon savcısı, sonra Gezi düşmanı, sonra Kürt Barış Süreci sözcüsü, sonra FETÖ avcısı, sonra Üst Akıl düşmanı oldum. En nihayet milliyetçiliğe bile razı oldum. İllevelakin Atatürk’çülük biraz ağır geldi. Yahu, daha dün şort giyen kızları tekmeleyip, elde balyoz-keser Atamız’ın heykellerini kırp-dökmüyor muyduk? Artık 60 yaşına geldim, bu jet hızıyla değişime ayak uyduramıyorum.

Vesveselerim var. Ya yarın Almanya ve ABD dostumuz olursa? “Yaşa Yanki, Grüss Gott Sana Frau Merkel” diye meydanlarda bağıracaksak? Hani olmaz da değil, bir ara hatırlıyorum, Tandoğan’da orak-çekiçli bayrağı yakıp “Kafkasları aşarız, Moskofları kaşırız” diye haykırarak slogan atarken Tuna’yı bin altı akınlarda geçermiş gibi coşkuluydum. Sonra domates hasadımı almadılar, evin için salça doldu, o yıl salça yemekten, çok affedersiniz büyük aptestim hep kırmızı çıktı da doktorlara taşındım durdum.

Hem Türkiye, hem eski Mülk-ü Aliye-yi Osmaniye’nin tek hakimi Batı Denen O Tek Dişi Kalmış Canavara korku salan, Ertuğrul: The Diriliş dizisinin tek sponsoru bu Yüce Parti neden korkar ki? Önce siyasetten tabii ki.

Bir partinin belediye başkanı “Evime gelip ailemi tehdit ettiler“ diye ağlaya ağlaya yakınıp istifa ediyorsa, acaba teşkilatın genel moral-motivasyon durumu nasıldır diye merak ederim doğrusu. Bu teşkilatı seçime götürürsen de, çalıştıramazsın, çünkü korkudan dişleri kitlenmiştir. “O-o-o-oy ve—ve—ve—rin” diyemez. Tabii, bu yüzden de hepsinin yenilenmesi şart. İyi ama, bu zamanda AKP’ye gönülden ve rant güdüsü olmadan hizmet verecek “taze kanı” nerden bulacağız? Tabii ki istişare ve temayül yoklaması ile. Yani herşeyi bilen ve herşeye kadir olan Ebedi Lider’e soracağız. Soracağız da aklıma şöyle ufak bir kuşku da gelmiyor değil. Acaba bu 16 yıldır aralıksız AKP’ye oy veren Yüce Milletin derdi yerel idareler değil Ankara’nın politikaları olmasın?

Bakın Hürriyet’te AKP’nin denetim görevlisi olarak istihdam edilen Sevgili Abim ve rol modelim Abdulkadir Selvi ne yazıyor:

“AK Parti 15 yıllık iktidarı sürecinde, üniversite mezunu, bireyselleşmiş, sorgulayan, iyi bir gelir seviyesine sahip, dış dünya ile entegre bir seçmen kitlesi oluşturdu. ‘Beyaz muhafazakârlar’ ya da ‘Beyaz AK Partililer’ denilebilir. AK Parti seçmeninin yüzde 15’ini oluşturuyor. AK Parti geleneksel politikalarla, ‘Beyaz Ak Partili’leri ikna etmekte zorlanıyor. AK Parti’nin önünde duran ikinci sorun ise her seçim döneminde 1 milyon 200 bin gencin oy kullanacak yaşa gelmesi”.

Abdulkadir Abi ya, sen zırt telefon, zart ziyaret Köşke’e dalarsın, hani bir fısıldasan. Milletin derdi ekmek. Almanya ile kavga yüzünden krediler kesildi, tekstilci ve turistler gelmez oldu, acaba bu yüzden mi kentliler AKP’den soğudu? ABD ile tam anlamıyla “papaz olduk.” Eskiden kafayı bozunca, şöyle bir Penisilivanya, dur, ağzımdan yel alsın, Miyami yapar, rahatlardık, o da elimizde patladı. Yoksa bundan mı kentliler partiye oy vermez oldu?

Abdul Abim, san Abdül diyebilir miyim? Çünkü seni kendime ailem kadar yakın biliyorum valla. Her sabah önce aptest alır, sonra seni okurum. Gençlik niye AKP’ye mesafeli ya? Bu haylazlar onlar için açtığımız binlerce kuran kursu, cemaat yurdu ve yüzlerce imam-hatibin kıymetini niye bilmezler? Tamam, hiçbiri iş bulamıyor ve üniversiteye giremiyor. Ama dünyalık bu kadar mühim mi? Abi, bir de bu “Deizm” nedir? Gençlerin hepsi “Deist” oluyormuş? Yeni bir tarikat mıdır? Köşk’ten cevaz var mıdır? İçinde kedicik veya finocuk var mıdır? İç donuyla zikir yapılır mı? Beni de alırlar mı?

Sen kasma Abdil Abim benim. Bak Optimar’ın anketine, AKP’m yine %51’de:

“AK Parti yüzde 50.6, CHP yüzde 23.3, MHP yüzde 9.9, HDP yüzde 7.8, İP yüzde 6.4”.

Ama Optimar 1876 yılından bu yana AKP’yi hep %51’de göstermiş. Optim-arsız diye adını değiştirse daha iyi olmaz mı? Bir de Voyager var. Onlar tamamen başka telden çalıyor:

“Gezici Araştırma’ya göre İYİ Parti %19.5’ta, AK Parti %43.8. Gezici Araştırma’nın anketine göre, %18.5’i CHP’ye, yüzde 8.8’i MHP’ye ve yüzde 7’si ise HDP’ye oy veriyor”.

Hhhh. Valla Voyager haklıysa, ilk seçimde koalisyona gideriz, için de A ve K harfleri olmaz. Çünkü HDH’nin oyları eksik hesaplanıyor. Kürt kardeşlerim korkudan oyunu belli edemiyor ki?

Sevgili Parti’min ikinci korkusu da ekonomi. Ankara’dan devamlı gelen “%7’de büyüdük, seneye %10”. “Yok ya, şaka mı yapıyorsun? Kesmez!” “En az %12” “Durun, o bilmez! O ne diyorsa, ben %2 fazlasını söyleyeceğim” teraneleri baydı.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar da, AKP’nin mumu artık en sadık dostu müteahhitler arasında bile yanmıyor. “EYG Grup İcra Kurulu Başkanı Ömer Faruk Çelik’e göre, konut fiyat artışındaki yavaşlama piyasadaki keyifsizliğin göstergesi. Ağustos ayında konut fiyatları yüzde 11,3 ile son 7 yılın en yavaş artışını kaydederken İstanbul’da konut fiyatları artışı tarihi düşük seviyede gerçekleşmişti.

Çelik, fiyat-satış uyumsuzluğuna şu sözlerle dikkat çekiyor: “TÜİK’in açıkladığı verilerle piyasanın dinamikleri birbiriyle örtüşmüyor. Piyasada keyifsizlik ve mutsuzluk var ki fiyat artışlarının yavaşlaması bundan kaynaklanıyor. TÜİK’te her dönem konut satış verilerinde yükseliş görüyoruz. Ortalamada yüzde 4-5’lerde giderken yüzde 10-15’lere çıktık. Piyasanın genel dinamikleriyle TÜİK’in açıkladığı veriler arasındaki probleme bakmak lazım.” Zamansız, talihsiz ve manidar ve bir açıklama! Üst Akıl orayı da ele geçirdi diye kaygılanıyorum.

Zaten ekonominin zortladığı asılan suratlardan ve hergün yırtık şorttan fırlayan bilmem ne gibi gündeme gelen yeni tedbir önerilerinden anlaşılıyor:

Bir bakan: Kredi Garanti Fonu mütemadi hale gelecek.

Öteki bakan: Kredilerdeki kamu yükünü kaldıracağız, zorunlu karşılıklar zorunsuz hale gelecek, karşılık vermeyeceğiz.

Bir üçüncüsü.. 80 milyar birikmiş KDV iadesi var, misliyle iade edeceğiz.

Öteki bakan da lafa girer: Ulan öyle bir tırstık ki, sigaraya da zam yapmayacağız, zıkkımlanın zındıklar!

Bir başkası ona omuz atar lafa girmek için: KOBİ’leri unutmayın, yine hibe kredi veriyoruz.

Biri koşarak odanın dışından gelir kan-ter içinde: Ucuz et dağıtıyoruz, bu kıyağımızı da unutmayın.

İlk bakan, ötekilere çelme takar: Ehh, biraz da özel sektör fedakarlık etsin, bankalar kar etmeyi versin canım.

Ballı bir bakan: Ama nasıl ya? 2018 tasarruf yılı olacaktı hani?

Diğerleri:   Get, len!

Tereddütler içindeyim. Yolumu kaybettim. Acaba Saadet Partisi’ne mi oy versem bu sefer?

 

Sitemi öyle bir yeniledim ki kafayı yiyeceksiniz!

Ziyaret etmeyen çok şey kaybeder!

FÖŞ

http://atillayesilada.com

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları