Atilla Yeşilada

2018: Özkaynak bul ya da öl

7 Aralık 2017

Çılgın bir yılı geride bırakıyoruz. 2017 Türkiye tarihine günü kurtarmak için geleceğin feda edildiği yıl olarak geçecek.  Düşünün, ekonomiyi krizden kurtarmak için toplam stoğun nerdeyse %12’si kadar devlet garantili kredi kullandırdık. Aralık ayına geldik; bir de bakıyoruz ki krizin üç önemli nedeni olan kur istikrarsızlığı, OHAL ve FETÖ temizliği aynı şiddetle devam ediyor, ama bankalarda  likidite tükenmiş. Batı’yla köprüleri attık da Rusya ile yol açamadık, Arap’lar bizi sevmiyor.  Üstelik tüm bu halk dalkavukluğunun seçmenleri sevindirdiğine dair en ufak bir emare de yok. Her yoklamada AKP’yi %50 bulan anketörlere göre AKP yine %50, ama ötekilere göre partinin oyları %40’a düşmüş olabilir.  Metal yorgunluğunun yerini troll bıkkınlığı aldı.

Aralık benim için derin düşünce ve 2018’i öngörme ayı. Bu tahminlerin hiç biri tutmaz belki, ama hiç de umurumda değil. Benimle alay edenler enformasyon pazarında arz-talep dengesinin nasıl oluştuğunu bir türlü anlamıyor. Biz hepimiz yazacağız ki, tüketici okuyup, gelecek hakkında  etkin bir fiyatlama yapabilsin.

İlk tahminim çok basit. Eyy firmalar, 2018 özkaynak bulma yılı, krediye dayalı iş yapma modeli artık miadını doldurdu. Özkaynak bul ya öl! Daha da iyisi, değeri sıfırlanmadan elindeki şirketi sat ve BES al, bari hayatının son yıllarını köprü altında geçirme.

Sabah ilk işim Muhammed el Arian’ın 2018’de rezerv para Merkez Bankalarının parasal duruşuyla ilgili yorumunu okumak oldu. Fed başta hepsi  QE’yi sonlandırma eğiliminde. Bu eğilimin pratiğe dökülmesi zaman alır. Napolyon da demiş ya, “en dahice  savaş planı bile ilk top mermisiyle darmadağın olur” diye. Ama QE çağı kapanıyor artık. Küresel faizler yükselecek.

Dün sitemize “Tahvilleri “itfa duvarı” bekliyor, borçlanma maliyetimiz yükselecek” başlıklı bir analiz koyduk. Gelecek sene 1 trilyon dolar tutarında bono ve tahvil itfa olacak, sendikasyon kredileri de pahalılaşacak. Getiriler ister istemez yükselecek. Türkiye gibi “yüksek riskli, bol arıza yapan” ülkeler dışardan borçlanmak için daha yüksek faizler ödeyecek.

Dışardan borçlanmak zorundayız, size son  kredi-mevduat tablosunu göstereyim.

İki noktaya dikkatinizi çekeyim. Krediler mevduattan çok daha hızlı büyüyor ve toplam kredi/mevduat oranı %120, TL kredi mevduat oranı %140. Bu çark içerden topladığı mevduatla dönmez artık. Dışardan aldığı borcun maliyeti yükselirken, TL ise sürekli değer kaybetmeye mahkum bir para birimi, bu yüzden o kredinin TL fiyatı da sürekli yükselecek.  TL niye mi değer kaybedecek? Birinci nedeni %13 enflasyon ve milli gelirin %5’ne yaklaşan bir cari açığımız var. İkincisi ise Sevgili Mehmet Şimşek’in ilan ettiği yeni tedbir paketi, okuyalım:

“25 bin şirketimizin Döviz yükümlülüğü var. Bu 25 bin şirketimizin 23 bininin Döviz yükümlülüğü 15 milyon dolar ve altında. Bunlar nispeten küçük, kısmen orta ölçekli şirketler. 23 bin şirketin açık pozisyondaki payı yüzde 16 civarı. 2 bin büyük firmanın ise payı yüzde 84 civarı. Biz ilk aşamada 2 bin firmaya ilişkin veri toplamanın yasal altyapısını bu hafta oluşturduk. Bir çerçeve oluşturacağız. Bu küçük ve kısmen orta ölçeklilere biz doğrudan doğruya sınırlama getireceğiz”.

 

Ehh, döviz borçlanmaya sınır getirirseniz, Türkiye’den döviz çıkar, TL değer yitirir.

İşte, size NİYE krediyle işi götüremeyeceğinizin çok basit ve mantıksal bir analizi. Kredi pahalanacak, bulunması zorlaşacak ve artık öyle “benim döviz gelirim var” diye borçlanamayacaksınız. İsterseniz bir Rıza Sarraf gibi şemayla anlatayım?

Özkaynak bulmak şart. Hakikaten SABAH Gazetesi yazarlarının iddia ettiği gibi, yurtdışında milyarlarınız varsa, mecburen yurda getirip, şirkete sermaye olarak koyacaksınız. Yok  ”ben böyle hakaret duymadım, bu RTE’den çok RTE’ci troller  benim alın terime küfrediyor, nah oy veririm” diyorsanız, size özkaynak bulma yollarını öğreteyim.

Aksi halde bir iflas hukuku uzmanına danışın, ya da AKP Genel Merkezi’ni arayın, size Man Adası’nda şirket kurup para Tursil’lemenin yollarını anlatan broşürden postalasınlar. Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi Abi’m de olur, o da Kılıçdaroğlu’nu yalanlaya yalanlaya bu işin girdisi çıktısını en az Rıza Sarraf kadar öğrendi.

Birincisi halka açılın. Borsa’ya kote olmanız şart değil. SPK’dan izinle kendi yörenizde işdünyasına aşina kişilerden sermaye bulabilirsiniz. Crowd-funding’in ne olduğunu öğrenin.  Ama daha kalıcı bir yöntem ortak bulmak. Bunun da bir çok yolu var.

Size biraz satın alma ve ortaklıklar ve fikre sermaye koyma yöntemlerini anlatayım.  Türkiye’de yüzden fazla kurum şirketinizi nasıl güzelleştirip yabancı bir kuruluşa veya sizin işdalınızda değişik ihtiyaçları olan bir yerli firmaya satacağınızı, ya onu ortak getireceğini öğretir. Bir komisyon karşılığı bu işleme aracılık eder. Bu süreçte şirketinizin gerçek piyasa değerini de tespit eder.

Bunların ötesinde sayıları daha az olan, ama akıl almaz işler yapan benim “risk sermayesi” diye tanımladığım ama artık “angel investor” “start-up funds” gibi değişik isimler alan fikir, prototip ya da düşük ölçekli imalatı olup da işini büyütmek isteyen firmalara ortak ve sermaye bulan kuruluşlar var. Bunları da kolaylıkla bulabilirsiniz. Gelirler, işinizi incelerler, eğer cazip bir fikriniz varsa, size yerli veya yabancı sermaye bulmaya çalışılar.

QE devri bizim global ekonomide yaşama şansı olmayan, verimsiz, köhne, devlet rantıyla hayata tutunan onbinlerce şirketimizin ömrünü uzattı. Tam bunlardan kurtuluyorduk ki Kredi Garanti Fonu sayesinde bir yıl daha ayakta kaldılar. Ama bu kan takviyesi de tükendi. Şimdi kurtlar sofrası kuruldu. Kusura bakmayın kardeşler, global kapitalizm acımasızdır. Bazen ormanı yakacaksın ki, bir türlü güneş alamayan minik filizler yeşersin, dev ağaçlar olsun. Bütün kaynakları emen verimsiz firmalar batacak, gençler, parlak fikirleri olan, yeni teknolojileri üretime entegre eden, rekabet  ve dövüşe aç olanlar piyasayı işgal etsin.

Evrim bir centilmenler yarışı değildir. Seni yemeyen her şeyi yiyeceksin.   Özkaynak bulacaksın ya da havlu atacaksın. Türk’ün   silah zoruyla global kapitalizme entegre olma dönemi başladı.

Evet, bu makaleyi yazmaktan sadist bir zevk duydum. Çünkü her ne kadar paraya para demesem de, ben özümde işçiyim ve emeğimi satarak kazandığım için komprador sınıfından nefret ederim. Ama kapitalizmden nefret edilecek en iyi yer Boğaz kıyısında 5 yıldızlı bir otelin Kral Dairesi. Fondip!

 

Şahsi websitemi ziyaret edin, ya da kendi kredinizde boğulun

 

www.atillayesilada.com

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları