Gizem Öztok Altınsaç

Quid Pro Quo*

9 Ocak 2017

Ya faiz ya kur. Birinden feragat etmeniz gerekiyor maalesef. Hem faiz düşük seyretsin hem TL değerli kalsın istiyorsanız, ki normali budur, bu durumda enflasyonunuzu düşürmek dış kırılganlığı azaltmak ve makro temellerinizi güçlendirmeniz gerekiyor. Eğer bu alanlarda zayıflıklarınız var ise, ya faizden ya da kurdan feragat etmeniz kaçınılmaz. Faiz düşük kalsın isterseniz TL’niz değer kaybeder, TL’deki değer kaybının önüne geçmeyi arzu ediyorsanız da faizi maalesef yükseltmelisiniz. Çünkü faizin iki bileşeninden biri olan ülke risk priminiz yükselmiştir. Çünkü, enflasyon artmış, büyüme zayıflamış ve politik ajandanız kalabalıklaşmıştır. Hal böyle olunca hem faiz düşük kalsın hem TL değer yitirmesin dediğinizde, eğer ki sermaye hareketleriniz serbest ise, bunun iktisadi açıdan tam bir formülü yok maalesef.

Bazı rakamsal gerçekler – Neredeyiz?

  • Enflasyon tarafında yön yukarı. Her ne kadar Ocak ayında baz etkisi kaynaklı yıllık enflasyonda bir geri çekilme görecek olsak da, Mart ve Nisan aylarında muhtemelen %9.5’u aşmış bir enflasyon söz konusu. TL’deki %20’lik değer kaybı, TCMB’nin önceki hesaplamalarında kullandığı kur geçişkenliği baz alındığında enflasyona 2 puana yakın yansıyacaktır. Hali hazırda faiz tarafında bunun fiyatlaması zaten gerçekleşmekte. Özetle enflasyonda henüz en sıkıntılı dönem geride kalmış diyemeyiz.
  • Büyüme halen zayıf. 3. Çeyrekte gördüğümüz kadar sıkıntılı bir tablo söz konusu olmasa da, arzu ettiğimiz noktadan uzaktayız. Bugün gelen Kasım ayı sanayi üretim verisi iyi, 4Ç’nin 3Ç’den daha iyi olduğunu doğruluyor. 3Ç’de yıllık bazda %3.3 daralan sanayi üretimi, Ekim-Kasım döneminde ortalama yıllık %2.4 artıyor. Aralık ayı zayıf gelecek olsa dahi, 4Ç rakamı 3Ç’den iyi gözüküyor. Kredilerde de son dönemde belirgin dipten dönüş var. Bu da olumlu. Dolayısıyla iç talep ve büyüme 4Ç’de 3Ç kadar sıkıntılı değil. Muhtemelen 4Ç’de yıllık bazda %2’ler civarında bir büyüme ile 2016’yı %2.5’a yakın bir büyüme ile tamamlıyor olacağız.
  • 2017’ye bakarsak %3 civarında bir büyümeyi normal şartlar altında gerçekleştirmemiz gerekir fakat ajandamız yoğun ve belirsizlik çok. Bu da tüketici ve yatırımcı güvenini zayıflattığından, şu aşamada daha yüksek bir rakam öngörmek zor. Kaldı ki 2017’de de turizm gibi sektörlerde çok arzu ettiğimizi yakalayamayabiliriz. Global arenada yükselen faizlerde benzer şekilde Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerini yükseltecektir. Bu da tekrar özel sektör ve yatırımlar üzerinde baskı anlamına gelmekte.
  • Cari açık 2017’de petroldeki yükseliş kaynaklı 5 milyar dolar daha yükseliyor olacaktır, bu da bizi 2016 sonundaki 35 milyar dolardan 40 milyar dolara taşır. Turizmde iyi bir takım gerçekleşmeler görürsek o zaman 40 milyar doların da altı mümkün.
  • Kamu bilançosu, bütçe, toplam resimde en iyi gözüken kalem.
  • TCMB, TL’nin durumu ve DTH’lar kısmına gelirsek. 2016 ortasından bu yana toplam DTH’larda 20 milyar dolara yakın çözülme görüyoruz. Fakat TL’nin 2.90’lardan 3.70’lere değdiği bir ortamdayız. Çünkü TL’yi belirleyen şey, ülke içindeki dövizin el değiştirmesi değil, ülkeye giren dövizdir. Döviz girişi yavaşladıkça da TL üzerinde baskı daha da artmakta. Kısa vadede döviz likiditesinin sıkışık olduğu durumlarda DTH bozmak işe yarasa da, TL’nin değerini temelde içeri giren/çıkan döviz belirler.
  • 6-7 aylık vadeye baktığımızda gelişen ülke kurlarındaki değer kaybı yaklaşık %6-7’ler civarında olurken, TL %20 değer kaybetmiş. Dolayısıyla %13-14’lik kısım ülke ekonomisindeki gelişmelerden kaynaklanırken yalnıza %6 civarındaki kayıp global kaynaklı gözükmekte.
  • Benzer şekilde geçtiğimiz hafta tüm gelişen ülke kurları dolar karşısında değer kazanırken, Türkiye bundan nasibini alamadı ve aksine değer kaybetti. Bu çok rastlanan bir durum değildir. Genelde gelişen ülkeler satılırken evet Türkiye en çok satılanlardan biri olur. Son 2-3 yıldır böyle. Fakat gelişen ülkeleri almaya başladıklarında Türkiye de çok daha fazla alınırdı. Geçtiğimiz hafta bu trade’in de böyle gerçekleşmediğini gördük, bu da çok olumlu değil.
  • Sürekli değer yitiren bir finansal enstrüman ya da varlık üzerinde yoğunlaşan açıklamalar da amaçlanan sonucun aksine, piyasaların hoşuna gitmeyebilir. Bu da sadece Türkiye’ye has bir durum değil.
  • 3 kritik gün var önümüzde, 20 Ocak’ta Trump’ın dönemi başlıyor ve bu hafta Çarşamba günü basın toplantısında dile getirecekleri çok yakından takip edilecek. Piyasa etkisi muhtemelen olacaktır. 24’ünde TCMB PPK var. 27’sinde de Fitch gözden geçirmesi. Bir not düşüşü daha elbette ki dünyanın sonu değil, ama borçlanma maliyetimize 20-30 baz puan da buradan ek gelir.

*Vermeden alamazsın, taviz, bedel

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları