Analiz: Krizin adı Zafer Çağlayan

Atilla Yeşilada analizi: Türkiye bir diplomatik krizden ötekine koşuyor
08:128 Eylül 2017
Analiz: Krizin adı Zafer Çağlayan
Atilla Yeşilada analizi: Türkiye bir diplomatik krizden ötekine koşuyor

Türkiye bir diplomatik krizden ötekine koşuyor. Almanya ile ilişkilerin düzeleceğine dair umutlar (herhalde AKP dostlarının) Almanya’da duvarlara “Türkiye düşmanı partilere oy vermeyin” afişleri astırması ile suya düştü diyebilirim. AB bu krizi yatıştırmakla uğraşırken, Güney New York Eyalet Savcılığı’nın Rıza Sarraf ve Hakan Atilla iddianamesinde eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ı “Amerikan finans sistemini kullanarak, İran hükümeti ve başka İran kurumları adına, yüz milyonlarca dolarlık yaptırımlarla yasaklanmış işlemi planlamak ve bu amaçla işbirliği yapmak”la suçlaması (Uğur Gürses) ABD’le yeni bir krizin habercisi oldu. Hakim Berman davanın seyrinin değiştiğini ifade etti.

Gerçekten de bu iddianamenin kabulü ve davanın sanıklar aleyhine sonlanması, ya da Atilla ve/veya Sarraf’ın itirafçı olmayı kabullenmesi halinde, ABD-Türkiye ilişkilerinin de seyri değişebilir.

Önce politik boyuttan başlayalım. Artık Rıza Sarraf veya Hakan Atilla’nın serbest kalması çok zor. Bu dava bir anlamda geçmiş AKP hükümetlerinin icraatlarının da yargılanmasına dönüştü. Savcılık dava esnasında yalnız Çağlayan değil, diğer eski bakanlar hakkında da zamanında FETÖ’nün sosyal medyada yaydığına benzer suçlamaları basın önünde dile getirerek, muhalefete 2019 seçimleri için çok güçlü kozlar verecek. Eğer davalılar mahkemeyi kaybederse, ABD Ankara’ya karşı yaptırım uygular mı, bilemem. Fakat, beni daha fazla korkutan bir ihtimal var. Sarraf veya Atilla’nın itirafçı olması halinde CIA’in eline bizim asla öğrenemeyeceğimiz, AKP’nin en üst kadrosunu ilgilendiren utandırıcı doneler geçebilir. Bunlar Suriye, İran, Katar veya diğer bölgesel politikalarımız ABD lehine etkilemek amacıyla kullanılabilir, ya da hiç beklemediğimiz bir anda dünya basınına servis edilir.

Skandalın finansal boyutu da çok önemli: Halkbank iddiaları reddediyor, ama davanın odağında kişiler değil bankanın olduğu bir gerçek, en azından New York Savcılığı açısından durum böyle. Yakında iddianameye başka Türk bankaları da eklenebilir. Davanın kaybedilmesi halinde, geçmişte çok örneğini gördüğümüz gibi bankalarımızın sermayesini silip süpürecek miktarda maddi cezalar kesilebilir. ABD’de iş yapmaları ya da fon temin etmeleri yasaklanabilir. Türkiye bir kez daha FATF’da gözetime hatta kara listeye alınabilir.

Yukarda da izah ettim. Eğer ABD ile ilişkilerimiz bozulursa, Hazine Bakanlığı veya CIA Halkbank veya diğerleri hakkında bilgileri kendi bankaları ile paylaşarak, ya da şantaj unsuru olarak kullanarak kredi akımımızı olumsuz etkileyebilir.

Kısa vadede en büyük risk ise Başkanımız Erdoğan ve AKP’nin yargısal gelişmeleri Türkiye’ye karşı yeni bir komplo olarak değerlendirip ABD’ye karşı Almanya benzeri bir husumet kampanyası başlatması. Almanya ve AB çok uzun süredir Ankara ile çalıştıkları için bizim “Türk” huylarımıza şerbetli ve feverani hareketlerimize soğukkanlılıkla tepki veriyor. Ama yepyeni bir Amerikan yönetimi ve ne yapacağı hiç belli olmayan Trump böyle bir kampanya başlarsa karşılık verme yoluna gidebilir.

Özetle zaten Suriye’de PKK kopyası PYD-YPG’ye verdiği destek ve Gülen’e gösterdiği “özel misafirperverlik” yüzünden çoktan soğuyan ABD-Türkiye ilişkileri ağır bir yara aldı.

Almanya ve ABD ile ilişkilerin bozulması henüz ticaret, turizm ve kredi akımlarını etkilemedi, dolayısıyla ekonomi ve piyasaları ilgilendirmediği iddia edilebilir. Ama mesele bu değil. Dünyanın en güçlü devletlerinin eline– eğer isterlerse–gırtlağımıza sarılacakları kozlar verdik.

 

FÖŞ

Şahsi websitemi ziyaret etmenizi rica ederim.

www.atillayesilada.com

Yorumlar

Son güncelleme: 08:128 Eylül 2017
Paylaş Tweet