Çetin Ali Dönmez

Yeni bir büyüme ve kalkınma hikâyesi gerekiyor

11 Nisan 2017

Tüm ülke referanduma odaklandık, epey az zaman kaldı, inşallah sonuçları hep birlikte göreceğiz.
Çok önemli ekonomik ve siyasi sorunlarla başa çıkmak durumundayız, zaman aleyhimize işliyor, kolları sıvamak gerekiyor. Referandum sonucu ne olursa olsun artık geleceğe dönük planlarımızı, neler yapacağımızı gözden geçirmek zorundayız, kısa vadeli ya da günlük kararlar ile ülke ekonomisi güçlü ve sürdürülebilir olamaz, ülkemizin büyümesi ve kalkınması için uzun vadeli bakış perspektifi geliştirmeliyiz. İşsizlik yüksek boyutlarda, büyümemiz son gelen istatistiklerdeki düzelmeye rağmen yeterli değil, kurlardaki artış dengeleri zorladı, şirketlerimiz borçlu ve borçların büyük bir kısmı yabancı para cinsinden, mali durumları olumsuz etkilenen şirketler için, Kredi Garanti Fonu devreye sokulması, finansman ve teminat probleminin halledilmeye çalışılması olumlu bir gelişme olsa da  sorunu uzun vadede çözecek bir yöntem değil.

Referandum sonrası ekonominin dümenine kim geçecek, nasıl bir yol haritası olacak bilmiyoruz. Yükselmekte olan enflasyon nasıl dizginlenecek, şimdiye kadar uygulanan ekonomik politikadan farklı ne tür tedbirler alınacak. İşsizlik problemini nasıl çözeceğiz, yatırımları nasıl artıracağız hangi alanlara öncelik vereceğiz, finansman nasıl bulunacak, ihracat nasıl artacak, ihracatta katma değeri yüksek malları üretmeyi nasıl başaracağız.

Ülkemizin büyüme için yatırıma, yatırım için finansmana, finansman için de yurtdışındaki kreditörlere, yurtdışından yatırımcılara ihtiyacı var, çünkü ülkemiz ürettiğinden daha fazla tüketiyor, tasarruflar yeterli değil.  Önümüzdeki dönemde yabancı kreditörleri, yatırımcıları ülkemizde yatırım yapmaya, ya da bize uzun vadeli düşük maliyetli borç vermeye nasıl ikna edeceğiz? Bugüne kadar ülkemize yatırım yapan, dış finansman sağlayan ülkelere baktığımızda Avrupalı ve Amerikalı yatırımcıları ve finansman kuruluşlarını görüyoruz, bundan sonrası için hedefimiz aynı kesim mi, yoksa Rusya, Çin, Asya ya da Körfez ülkeleri kaynaklı finansman mı olacak? Finansman yöntemimiz nasıl olacak? İslami ya da alternatif finansal enstrümanları ne kadar ve nasıl  kullanacağız, ülkemize uzun vadeli yatırımları nasıl çekeceğiz?

Parayı, finansmanı bulduk diyelim, katma değerli ürünleri nasıl üreteceğiz? Katma değerli ürünler entelektüel sermaye gerektirir, entelektüel birikimi olan insanlarımızı ülkemizde nasıl tutacağız, yurtdışındaki yetişmiş insanımızı nasıl ülkemizde çalışmaya ikna edeceğiz? Ya da bizim insanımızda olmayan birikime sahip yabancı girişimcileri, teknik personeli nasıl, hangi yol ve yöntemlerle ülkemizde yatırım yapmaya, çalışmaya teşvik edeceğiz? Ekonomik kalkınma ve sosyal refahın sağlanması için gelişmiş bir ülke ya da gelişmiş ülkelerden hangileri ile daha fazla işbirliğini planlıyoruz ya da planlıyor muyuz? Kendi  hayatımızı düşünelim, eğitim hayatımızda tek başımıza değildik, öğretmenlerimiz vardı bize yol gösterdiler, fabrikalarda ustalar diğer personele eğitim verirler, öğretmenlik yaparlar, işyerlerinde bizden tecrübeli ve daha eğitimli insanlardan çok şeyler öğrendik, ülke olarak da bizden daha fazla gelişmiş bir ülke ya da ülkeler grubu ile daha sıkı işbirliğine gitmemiz ülkemizin gelişmesini sanayileşmesini hızlandırmaz mı? Osmanlı tarihinden güzel bir örnek verelim. Muhafazakâr kesimin sempati duyduğu Abdülhamid Han zamanında Almanya ile askeri ve ekonomik alandaki işbirliği Osmanlı İmparatorluğu’nda son derece olumlu gelişmelere yol açmış, ekonomik ve sosyal alanda ilerlemenin hızlanmasına yol açmış, o dönem bence bundan sonraki ekonomik ve finansal stratejimiz için de incelenmeye değer bir dönem, meraklılara incelemelerini tavsiye ederim.

Gelişmeliyiz, hızla ilerlemeli teknolojik atılımlar yapmalı, dünya çapında markalar yaratmalıyız. Katma değerli ürün yapabilmek bilimsel bir altyapı gerektirir, üniversite sanayi işbirliğini gerektirir, bu konuda şimdiye kadar yeterli başarı sağlayamadık bundan sonrasında farklı neler yapmayı planlıyoruz? Katma değerli ürün yapabilmek bilimsel altyapının yanında bilgiyi uygulamayı, bilgi ile üretmeyi yani teknolojiyi de gerektirir. Ülkemizde yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesi için nasıl bir yol haritamız var? Televizyonlarda magazin programlarından geçilmiyor, görsel medya üzerinden gençleri bilimsel gelişme, teknolojik üretim konusunda bilgilendirmeyi, özendirmeyi teşvik etmeyi ne zaman akıl edeceğiz?

Hiç gelişme olmadı demek haksızlık olur elbette. Teknolojik gelişme, katma değerli üretim kavramları gündeme geldiğinde teknoparklar gelir hemen akla, ülkemizde de teknoparklar art arda kurulmaya devam ediyor. Ancak burada bir noktanın altını çizmekte fayda var. Teknopark ya da teknoloji geliştirme merkezlerinin kuruluşu 1990’lı yılların başlarına rastlar, bu fikir 1980’lerde Rahmetli Turgut Özal zamanında tartışıldı ve daha sonra da uygulamaya geçildi. Dünyada ise Teknopark fikri çok daha eski tarihlere dayanıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde teknoprakların kurulması 1950 lerde Stanford üniversitesi ile başladı -ki bu meşhur Silikon Vadisi’nin temelidir- ardından 1970 li yıllarda Avrupa ve Japonya da yaygınlaştı. Ülkemizde teknoparkların kuruluşu ve çalışma esaslarının düzenleyen en temel mevzuat 2001 yılı Haziran ayında yürürlüğe giren 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’dur, bu Kanun sonrası teknoparkların sayısı hızla artmaya başladı. Teknoparklar ile ilgili ilk adımın bir askeri darbe sonrası, ilk hukuki düzenlemenin de 2001 krizinde yapılması dikkatinizi çekti mi? Başımıza ancak katastrofik olaylar geldiğinde önemli adımlar atan bir ülkeyiz, tecrübe edinmeden ve  ağır dersler almadan pek kımıldamıyoruz maalesef.  Referandum sonucu ne olursa olsun artık zaman kaybetmeden ağır sosyal ve ekonomik dersler almaya gerek olmaksızın bugüne kadar yapmakta olduklarımızı, izlediğimiz yol ve yöntemleri gözden geçirip yeni bir yol haritası çizmeliyiz. Ekonomik ve finansal açıdan global ölçekte bir tıkanma yaşanıyor, ülkemizde de bunun yansımaları görülüyor. Bizi bugüne kadar getiren dinamikler bundan sonrası için yeterli kalkınma ivmesi sunmuyor, yanı sıra jeopolitik riskler de had safhada yüksek. Ülke olarak uzun  vadeli ve dinamik olarak güncellenen, bürokrasiye gömülmemiş, beylik laflardan uzak bir strateji çerçevesinde toplumsal barışı sağlamış yeni bir Türkiye’nin temellerini atmalıyız.

Teknoparklara sadece teknik personeli, mühendisleri, temel bilimcileri değil finansçıları, sanatçıları pazarlamacıları, reklamcıları, sosyal bilimcileri de  sokmalıyız, ne kadar iyi ve yüksek bir teknolojiye sahip olursanız olun ticarileşmede başarısız olursanız ülkeye faydası olmaz, bunları başkası alır kullanır, yetişmiş elemanlarınızı cazip tekliflerle alıp götürürler. Bu konuda tüm teknoparklar bazında önlem alınmalı, açılım yapılmalı kanaatindeyim. Teknolojik gelişme ve teknolojik ilerleme kavramları gündeme geldiğinde ağırlıklı olarak savunma ve silah sanayi akla geliyor , oysa daha geniş daha kapsayıcı düşünmek gerekiyor. Geçenlerde Türkiye Teknoloji Takımı isimli güzel bir girişimcilik örneğinin  sunumlarına tanık oldum. Sunumlar son derece heyecan vericiydi, etkileyiciydi. Sunumlara ev sahipliği yapan  Yıldız Teknik Üniversitesi Teknoparkını da gezme fırsatı buldum. Teknoparkın firmalar,  girişimcilere, öğrencilere, akademisyenlere sağladığı imkanlar ile teknoloji üstlerinin en iyi örneklerinden biri olarak öne çıktığını gördüm ,  yalnız bir noktaya bence dikkat edilmeli; Teknolojide ulusalcılığı milliyetçiliği çağrıştıran “milli” kavramını öne çıkarmaktansa özgünlüğü öne çıkarmak daha doğru bir yaklaşım olur.  Bilimde teknolojide ilerleyelim ürettiğimiz ürünler dünyada alıcı bulsun ülkemize para kazandırsın, büyük markalarımız olsun, o ürünlerin sahipleri, çalışanları kim olursa olsunlar, belki bir kısmını yurtdışında da üretiyor olsunlar, ya da çalışanların, şirket sahiplerinin  bir kısmı Türk ya da Müslüman değil, İngiliz, Alman, Amerikalı hatta Hollandalı olsun fark etmemeli, bu ülkeye aidiyet duyuyorsa, bu ülkeye sosyal ve ekonomik açıdan faydalı ise millidir zaten. Ülkemiz iyi yönetilirse bölgenin Amerika’sı olmaya adaydır, bu potansiyeli heder etmeyelim.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları