Güldem Atabay Şanlı

Yellen, dolar, TL…

13 Temmuz 2017

Muhalefetin CHP önderliğinde muazzam gövde gösterisine dönüşen Adalet Yürüyüşü ve 10 maddelik manifestosu karşısında; 15 Temmuz anma törenleri kapsamında Erdoğan’dan muhalefete yönelik sivri açıklamalar Türkiye’de gündemin öncelikli maddeleri.  2018 ortasında erken seçim ihtimali ufukta belirirken, seçimler planlandığı gibi 2019’da da olsa belli ki siyaset kazanı Türkiye içinde kaynamaya, karşılıklı manevralar giderek sertleşmeye devam edecek.  İktidarın, iktidarını koruma gayretleri içinde 2019’a kadar ekonomiyi de diri tutma çabası ise önemli ikinci alt başlık halinde izlenecek.

Bu kapsamda, hükümetin detaylandırması beklenen “180 günlük” ekonomik oyun planı, vadesi itibarıyla bir erken seçim olasılığına işaret ediyor.  Basına yansıyan maddelerin anlattığı, hedefin ekonomide verimlilik odaklı çalışmalar yapmaktan ziyade, AKP’nin oy tabanını ekonomik olarak mutlu tutmaya yönelmeyi öncelik olarak belirlediği.  Bu hafta içinde bankaların elinde atıl durumdaki gayrimenkulleri özsermayeye ekleme ve böylece kredi verme kapasitesi artırmaya yönelik adımı da hemen bu perspektiften okumak gerekli.  Enflasyonun çift haneye çıkmasına seyirci kaldıktan sonra da faizleri düşürmek için sözel müdahale çabalarını da.  Bu tip adımların, Türkiye ekonomisini içinde bulunduğu sistemde oyun kurallarının dışına itmeye devam ettiğini, bankacılık sektörüne zarar verebileceğini de vurgulamak gerekli haliyle.  Siyasi oyunlar üzerinden kafaları kuma gömmek durumuna mahkûm; gelişmekte olan ekonomilerde yavaşlamanın esas nedenlerini pas geçerek sürdürülebilirliği olmayan yöntemlerle ekonomiyi iteklemeye çalışmak pek sağlıklı bir tercih değil.

Dünyanın gözü ise çok daha somut gerçekler üzerindeydi bu hafta.  Fed Başkanı Yellen’dan gelecek açıklamalar dolayısıyla bu haftaki yazıyı, Yellen’dan gelecek mesajlar netleştikten sonraya beklettik.  Yellen, beklenenden daha yumuşak bir söylemle genel bir coşku havası yarattı dün itibarıyla.  Hisse senedi piyasalarındaki zirvelere yeni zirveler eklenmesini sağlayan konuşmasının satır aralarına da bakmak önemli.

Her şeyden önce, Yellen’ın politikacılarla yaptığı soru-cevap niteliğinde gelen açıklamalardan çıkan; bu sene bitmeden- muhtemelen Eylül toplantısında- Fed’in dev 4,5 trilyon dolarlık bilançosunu küçültme planını açıklayacak oluşu.  Bir de, Aralık ayında bir faiz artışının daha neredeyse cepte oluşu.  Sıfır faizin ABD ekonomisini küresel krizden çıkarmaya yetmediği anlaşılınca “miktarsal genişleme” adı altında yarattığı likiditeyi, vadesi gelen tahvilleri yeniden almayarak yavaş yavaş azaltmaya başlayacak Banka. Diğer yandan da, hem gelişmiş ekonomilerde başta AB olmak üzere ardı ardına gelen beklenenden daha iyi toparlanma verilerine bağlı, ABD emek piyasasında sıkılaşma arttıkça da “doğal faiz seviyesine yönelişine devam edecek.

Şekil 1: Ultra Gevşek Para Politikası Artık Çok Gerekli Değil

Zurnanın ses verdiği nokta da işte bu “nötr faiz” seviyesinin ne olacağı.  Çünkü emek piyasasında sıkılaşma, ekonomik hareketlilikte canlanma enflasyona yansımadığı gibi, son birkaç ayda ABD’de enflasyonda yavaşlamalar dikkat çekmekte.  Aslında uzun zamandır tartışılan, bizlerin de 2013’ten bu yana bu platformda defalarca yazdığımız çizdiğimiz; Fed’in politika faizini daha önceki iki zirve noktası olan %5,25-6,5 aralığına kadar tırmandırmasının imkânsızlığı.  Bunun yerine bankanın mevcut parasal sıkılaştırmayı, faizi %3 seviyesini geçmeyecek şekilde yapacağı.  Faiz tarafında %3’lere yönelik yükselme aksamadan devam ederken bilanço küçültme adımlarının gelen ekonomik verilerin yansıttığı tempoya uydurulmasını izleyeceğiz yeni dönemde. Başka bir ifadeyle, Yellen’ın dünkü açıklamalarında “esnek bir şekilde sıkılaştırmaya devam edecekleri” mealindeki sözlerinden anlaşılması gerek tam da bu.

Anormal dönemler anormal çözümlerin üretilmesine neden olmuştu 2007-2009 krizini izleyen yıllarda.  Şimdi de Fed henüz; halen “sıra dışı” denebilecek bir şekille normalleşme sürecinde adımlar atacak.  Önceki dönemlerle kıyaslamak çok anlamlı değil.  Ancak, faiz seviyesinin %3’e yönelmesi kesintisiz devam ederken, dün Yellen’ın “geçici zayıflık” olarak nitelediği enflasyonun seyri bilanço küçültmenin temposunu etkileyecek.  Ve her iki adımın toplam etkisi de piyasalardaki bahar havasının belirleyicisi olacak.

Şekil 2: Reel Faiz Hala Çok Düşük

Kaynak: BCA, Egeli & Co.

Ekonomik toparlanma reel sektörün kar marjına olumlu yansımaya devam ettiği ölçüde, mevcut likiditenin çekilmesi hisse senedi endeksleri üzerinde yıkıcı etkiler yaratmayacaktır ilk başta.  Diğer yandan, faiz seviyesi arttıkça ve reel ekonomide yavaşlık; dolayısıyla firma karlılıklarında durağanlaşma baş gösterdiği noktada da bilanço küçültme sürecine ayar yapılacak. Yellen’ın açıklamalarından anlaşılan, güvercin mesajlarından çıkan gerçek bu.

Fed Başkanı Yellen’ın Şubat’ta görev süresinin sona erecek ve hatta görevden alınma süreci tetiklenmiş Başkan Trump’ın onu tekrar aynı koltukta görmek istemeyebileceği hesaplandığında, ilk adımların çok yavaş gelmesi mümkün.  Yabancı raporlara bakınca zaten senaryolar içinde yavaş yavaş “başkanın görevden alınması durumunda piyasa oynaklığının ne olabileceği” senaryolarının yazılıp çizilmeye başladığını da görüyoruz bu aralar.  Yellen’ın koltuğunda değişim ve tabi asıl Trump’ın geleceği ile ilgili sert adımlar politik riskin artması demek önümüzdeki en az dokuz aylık sürede.  Fed’in sıkılaştırma senaryosu içinden bu riski artık ayıklamak pek mümkün değil. O nedenle 2018’de miktarsal sıkılaştırma sarmalının yumuşak başlaması; enflasyon hızlanırsa hızlanması; %2 hedefiyle dengeli giderse de ölçülü bir miktarsal sıkılaştırma izliyor olacağız.  Her iki durum da zaten piyasaların daha en az iki yıl daha rahat nefes almalarına yarayacak.  Bu tabi zirve üzerine zirve yaratabilir mi; onu da işin uzmanları tartışacak.

Dün Yellen’ın açıklamaları arasında bir diğer ilginç nokta da Fed’in hedef enflasyon seviyesini değiştirmeyi düşünmediği yönündeydi.  Burada aslında söylenmeye çalışılan, toparlanmanın gücüne rağmen enflasyonun yumuşak bir seyir izlemesinin devam etmesi halinde; Fed’in hedefini %2’den aşağı çekmeyi tartışıp tartışmadığı.  Kapalı kapılar ardını bilmek mümkün değil.  Ancak böylesi bir düzenleme yapılması hali hem bir sonraki durgunlukta Fed’in faiz indirme/miktarsal genişleme olanaklarını kısıtlamakta; hem de mevcut küresel yüksek borç yükünü daha da artırarak iflaslar dalgasına neden olabileceğinden pek mümkün görünmüyor.  Tam karşıtı seçenek olan, hedefin yükseltilmesi ise; evet bir sonraki durgunlukta faiz seviyesinin daha etkin kullanılma imkânını yaratabilir.  Ama bu daha da fantastik bir düşünce gibi duruyor.  Zaten %2 hedefine bile ulaşılamadığı ortamda rotanın şu gün frene değil daha yüksek enflasyon için gaza basmaya döndürülmesi dün Yellen’ın hiç değinmediği şekilde varlık balonlarının körüklenmesi ve bir sonraki krizin daha yakın bir tarihe çekilmesi anlamına geliyor.

Reel faizin halen çok düşük, Fed faizinin ise en fazla %3 olurken miktarsal sıkılaştırmanın da veriye odaklı gideceği varsayımı altında doların da munis bir tempoda değer kazanması mantıklı.  Kazanmaması ise, Japon ve Çin merkez bankaları parasal genişlemeye devam ederken; Avrupa merkez bankasının ise daha “çıkış stratejisinin” bile açıklamamışken tabi pek mümkün değil.  Yine de verilerin yönlendirmesi sonucu olabilecek en yumuşak geçişin Fed tarafından uygulanmaya devam edeceğini anlıyoruz.

Türkiye söz konusu olunca; burada mevsim çok daha farklı. Türk lirası dün gelen açıklamalardan ilk etapta olumlu etkilenmiş görünüyor.  Ancak, hak, hukuk, adalet arayan hareketin ister erken, ister zamanlı seçime kadar temposunun düşürülmeden eylemlere devam edileceğini varsaymak gerek. Demokratik arayışa gelecek tepkinin ise süregelenden daha sert olabilme olasılığı düşünüldüğü OHAL ortamında; politik risk seviyesinde, politik gerginlik seviyesinde düşüşten bahsetmek mümkün olmayacak.  AB’nin sene sonunda görüşmeleri resmen dondurma kararı alabilme olasılığının AP kararı sonrası yükselmesi, ekonomide kısa vadeli arayışların hâkim olacağı beklentisi bulanıklığı artıracak faktörler.

Dolayısıyla, doların munis bir hızla değer kazanmasının ana beklenti olması bir yana.  Son günlerde yazılan bazı raporlarda telaffuz edilen şekliyle sene sonunda TL’nin dolar karşısında değerinin 3,40 seviyesine güçlenmesi için ise akılcı bir neden bulmak kolay değil.  Aralık ayını faiz artırmadan pas geçmesi halinde bile, miktarsal sıkılaştırma kapının ardındayken TL’nin değer kazanması pek kolay değil.  Fed’in parasal sıkılaştırmadan vazgeçmesi; Türkiye’den petrol fışkırması ya da Katar’ın doğal gaz gelirinin önemli kısmını Türkiye’ye bağışladığını açıklaması gibi akla ziyan gelişmeler hariç.  Bir de tabi, hukuk devleti olma yolunda gerçek adımlar atılması da bu listeye eklenebilir.

 

Kaynak: http://www.egelicoaileofisi.com/Content/Files/Reports/4657d870-4f83-4d30-939f-e329ebff3e2d.pdf

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları