Arda Tunca

TCMB varlığını hatırlatmış mı oldu?

10 Ocak 2017

Konu başlığı yanıltmasın sizleri. Merkez bankasının bugünkü piyasa müdahalesi Türkiye’de bir merkez bankasının var olduğunu hatırlattı belki ama aslında tartışılması gereken konu başlığı merkez bankacılığı altında toplanmıyor.

Merkez bankasının bağımsızlığı çok önemli. Merkez bankasının maliye politikalarına uyumlu para politikaları yürütmesi de çok önemli. Fakat, hem bağımsız olmak, hem de maliye politikalarına uyumlu olmak arasındaki farkı ya Türkiye’nin iktisatçıları anlatamadı, ya da anlaşılması arzu edilmiyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), kurda yaşanan sürekli çıkış, yani Türk Lirası’nın sürekli hale gelen değer kaybı karşısında bugün bazı müdahalelerde bulundu. TCMB, bankaların bankalar arası para piyasasında borç alabilme imkanlarını 22 milyar TL ile kısıtladı. Yani, Türk Lirası cinsinden likiditeyi kısmak yönünde bir adım atmış oluyor ve Türk Lirası’nın değerini artırmaya çalışıyor. Diğer yandan, yabancı para cinsinden zorunlu karşılık oranları tüm vade dilimlerinde 50 baz puan indirildi. Yani, bankaların yabancı para cinsinden TCMB’de tutmak zorunda oldukları miktar azaltılarak, söz konusu olacak tutarların piyasada kalması sağlandı. Böylece, piyasadaki yabancı para likiditesi artırılmış olacak.

TCMB’nin bugünkü önlemleri, küresel boyutta Dolar’ın değerlenme eğilimine girdiği bir dönemde olunmasaydı, Türkiye’nin siyasi açıdan nasıl bir sürece evrilmekte olduğu net olabilseydi, TCMB’nin piyasada yüksek kredibilitesinden söz edebilseydik işe yarayabilirdi. Kısaca, TCMB’nin bugünkü önlemlerinin palyatif bir çözüm arayışı olduğu çok netti. Bu tip palyatif çözüm arayışlarında piyasa önce bir “sürü psikolojisi” ile “merkez bankası müdahale ediyor” dedikodusu ile olumlu cevap veriyor. Ancak, yapılan müdahalenin sorunu çözemeyecek güçte olduğu anlaşılınca, dakikalar ya da saatler içinde piyasa verileri müdahaleden önceki seviyelerine ya geri dönüyor ya da müdahalenin etkisiz olduğu sonucunu ortaya koyan görmezden gelinebilecek veriler oluşuyor. Bugün de öyle oldu.
Bu yazıyı yazdığım sırada Dolar/Türk Lirası 3.7662, Euro/Türk Lirası ise 3.9883 seviyelerinde. Müdahele öncesindeki rekor kıran Dolar/Türk Lirası kuru seviyesi 3.7881 idi. Euro/Türk Lirası cephesindeki rekor ise 4.0125 olarak gerçekleşti. Şu an için gelinen kur seviyeleri müdahalenin etkili olduğunu söylemiyor.

Dolar, Temmuz ayında 2.90’lı seviyelerde, Euro ise 3.20’li seviyelerde idi. Sözü edilen süre, son altı ay. Bu kadar kısa bir süre içinde böylesine yüksek oranlı bir sıçramanın ardında, 15 Temmuz, 15 Temmuz sonrasında hararetlenen başkanlık tartışmaları, terörün tırmanışı ve TCMB’nin bağımsızlığını tam anlamıyla yitirmiş olması var. 15 Temmuz’dan sonra kurlardaki değişimlere bakınca, 15 Temmuz’un olumsuz etkilerinin piyasada düşünülenden çabuk atlatıldığını görüyoruz.

Kur cephesindeki sorun, esas olarak Kasım’dan itibaren görülmeye başlanıyor. Kasım’dan itibaren Türkiye’nin demokrasisi ve siyasi geleceği ile ilgili olarak tartışmaların yoğunlaştığı bir döneme giriliyor. Yani, siyasi belirsizlik netleşmeye başlıyor. İçerideki belirsizliklere dış politikadaki belirsizliklerin de eklenmesiyle Kasım ayında $2.6 milyarlık bir sıcak para çıkışı gerçekleşiyor.
Siyaset tarafındaki gelişmeler ekonomiyi önemli boyutta etkilerken, TCMB’den herhangi bir müdahale sinyali gelmiyor. Arada, 0.50 puanlık bir faiz artırımı söz konusu oluyor ama aynı gün Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin AB’ye giriş sürecini durdurmaya yönelik tavsiye kararı ile bu faiz artırımının hiçbir anlamı kalmıyor. Yani, siyaset yine ekonomi üzerinde ağır bir etki yapıyor.
Kısa vadedeki sorunların çözümü TCMB’de. Fakat, en güçlü silahını kullanabilecek durumda değil. Kullanabilse dahi kısa vadeli tedavi için uygulayabileceği doz ihtiyaç kadar olamıyor. Üzerinde siyasi baskı var çünkü.

İLGİLİ HABERQuid Pro Quo*Quid Pro Quo*

Para politikası, doğası gereği uzun dönemli bir bakış açısına sahiptir. Uzun dönemli hedefleri olmayan bir para politikasının başarı şansı yoktur. Her ne kadar para politikası araçlarının kullanımı piyasalar üzerinde kısa dönemde etki yapsa da, üretim ya da enflasyon gibi makro değişkenler üzerindeki etkileri uzun dönemlidir. Diğer bir ifadeyle, makro değişkenler üzerindeki etkiler belli bir zaman aralığının sonunda görülür. Oysa hükümetlerin hedefleri çok daha kısa dönemlidir. Para politikası, politikacıların kısa dönemli siyasi karar süreçlerinin bir parçası haline getirilmemelidir. Hele ki, hükümetlerden bağımsız olarak belli konularda milli politikalar belirlemekte güçlüğü olan ülkelerin merkez bankalarının bağımsızlığını zedelemelerinin olumsuz yanları çok daha fazladır. Demokrasinin iyi işlediği ülkelerde merkez bankalarının bağımsız bırakılmış olmalarının enflasyon ve büyüme üzerindeki uzun dönemli etkilerinin olumlu olduğu istatistiki verilerle ispat edilmiştir.

Siyasetin, başkanlık tartışmalarıyla çok uzun dönemli bir plana sahip olduğu iddia edilebilir. Yani, bir üst paragrafta dile getirdiğim bazı noktalar çürütülmeye çalışılabilir. Bu da, yerinde bir eleştiri olur. O zaman da devreye giren konu şudur: Başkanlık ile beraber Türkiye’nin hem siyasette, hem de ekonomide birbirini çapraz olarak kontrol edebilecek kurumları var olabilecek midir? Ekonomi cephesinde, uzun yıllar birbirinden günlük etkileşimler anlamında kopmuş olan siyaset ve ekonomi yeniden öylesine bütünleştiler ki, Türkiye’de yatırım yaparak risk taşımanın maliyeti yükseldi. Bu maliyet, kurlar yoluyla yansıyor ekonomiye.

İLGİLİ HABERJCR'a göre TL'nin değer kaybetmesinin 4 nedeniJCR’a göre TL’nin değer kaybetmesinin 4 nedeni

Türk özel sektörü $210 milyar civarında açık pozisyon taşımaktayken ve bu nedenle kısa vadeli sermaye girişine bağımlı hale gelmişken sürekli değeri artan yabancı para ile başa çıkamaz. Mevcut durum, Türk firmalarının gelişmeleri önündeki en önemli engeldir. Türk Lirası, gelişmekte olan ülke para birimleri içinde en olumsuz performans sergileyenler arasında sürekli olarak ik üçte yer alır hale geldi.

Kısa vadedeki ivedi çözüm TCMB’de dedikten sonra orta vadede de çözümün Türkiye’nin ifade özgürlüğü, insan hakları, demokrasi, v.b. konulara bağlılığı ile ilgili doğru mesajlarında olduğunu söyleyebiliriz. Yani, siyasetin doğru çalıştığına dair öngörülerin oluşabildiği bir ortama ihtiyaç duyulmaktadır.

Eğer ki kısa vadedeki çözüm siyasetten gelirse – ki pek öyle gözükmüyor – TCMB’nin güçlü bir şekilde devreye girmesine olan ihtiyaç da azalır. Fakat, 2014 yılında TCMB’nin zamanında devreye girmeyerek 5.5 puanlık bir faiz artışı gerçekleştirmek zorunda kaldığı günleri de hatırlayalım.

Uzun vadedeki çözüm ise ekonomik reformlarda. Fakat, reform konusu uzun zamandır gündemden düşmüş durumda. Sektörel girdi-çıktı analizleriyle yapılacak çok teknik çalışmalar gerekiyor ama bu analizleri yapacak siyasi ve ekonomik zeminden çok uzaktayız. Zemin müsaitken dahi reform adı altında yapılan çalışmalar reforma işaret etmiyordu. Çok sayıda sektörde elde edilen çıktıların başka sektörlerde girdi olarak kullanılması yoluyla yaratılabilecek sektörler var. Enerji yatırımlarını konuşmuyorum dahi. O cephede, sürdürülebilir enerji yatırımlarıyla alınacak çok mesafe var zaten. Enerji tarafında yapılan çalışmalar diğer sektörlerdekine göre yine de daha olumlu denebilir.
Son olarak derecelendirme kuruluşlarına da değinelim. Yukarıda anlattığım süreçte çok da önemli değiller. Fiyatlamalar zaten piyasanın derecelendirmesini gösteriyor. Onların birşey demesi ya da dememesinin mevcut koşullar altında çok da önemi kalmadı.

İLGİLİ HABERMerkez Bankası dövizdeki 'oynaklık'tan rahatsız oldu, likidite adımları attıMerkez Bankası dövizdeki ‘oynaklık’tan rahatsız oldu, likidite adımları attı

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları