Gizem Öztok Altınsaç

“Senaryo analizi?”

24 Ağustos 2017

2017 son çeyreğe girerken elimizde ne var?

Herseyden önce büyüyoruz. OVP’deki 2017 büyümesi de muhtemelen %4.4’ten %5/5.5 civarına yükselebilir. 3. Çeyrekte de hem baz etkisi kaynaklı hem kredi genişlemesi kaynaklı belirgin büyüdüğümüz rakamlardan da anlaşılıyor.

Büyümenin kaynağı ne sorusu önemli. Buna cevap verelim ki devamı gelir mi doğru analiz edelim. Üç kaynağın katkısı çok:

  1. Net ihracat, halen pozitif katkı sağlasa da tersine dönebilir iç taleple birlikte.
  2. Kamu desteği, devam edecektir muhtemelen.
  3. İç talebin tüketim kaleminin artıyor olması, yatırımdan ziyade.

 

Olmayan tek kalem yatırımlar. Nitekim son çıkan KGF raporunda da aslında kredilerin temelde yeni yatırımdan ziyade olanı desteklemek, çarkların en azından durmamasına destek olmak için işlev gördüğü ortada.

Bu aşamada; ileriye dönük piyasayı ve ülke ekonomisine kafa yoranları ilgilendiren iki soru gündemde

 

  1. Global büyüme toparlıyorken, TR’de geçtiğimiz dönemde neden çarklar durma noktasına geldi de bu tarz yüksek montanlı desteklere ihtiyaç duyuldu?
  2. Bu desteğin devamı gelecek mi/nasıl gelecek/gelmezse var olan büyüme kompozisyonunda sürüdürlebilir görüntü yok o durumda ne olacak?

İlk soruya doğru cevap verebiliyorsak bir miktar yol almışız demektir ve KGF ile kazanılan zamanı da doğru kullanıyoruzdur. Doğru teşhisi koyabildiysek.(Bu konuda nacizane tavsiyem, konu ile gerçekten igilenenler için, Güney Kore nasıl Güney Kore oldu – son 50 yıldaki iktisat politikaları’na bir göz atmaları kafi)

İkinci soruya gelirsek: elbetteki destek bambaşka isimlerle/formüllerle devam edecektir. Çünkü TR şu aşamada desteksiz büyüyemiyor. Bu da yine maliye politikasından gelmek zorundadir. Daha cok keynesyen politikalarda gördüğümüz destek ki dünyanın pek çok ülkesi de hali hazırda bunu yapmakta. Fakat aramızda major bir fark var:

 

  1. Bu ülkeler bunu uygularken makro dinamikleri nasıl? Düşük enflasyon ve düşük faiz. Dolayısıyla genişleyici maliye politikasının bir sonucu olan yükselen borçlanma ve faizlerden korkmadıkları gibi arzu ediyorlar ki enflasyon gelsin.
  2. Bizde durum nasıl. Maliye politikasında yer var ama masanın diğer bacağında dünyada bu denli enflasyonsuz ve faizsiz bir ortam olduğu halen, parası en çok deger kaybetmiş en yüksek enflasyon ve düşemeyen faizleri olan ülke biziz. Üstelik de dünyada enflasyon yokken, faiz tarihsel düşükken.

 

O sebepten sıkı para politikası uygulayıp TL’de daha fazla da değer kazancı elde etmeniz mümkün olabilir, fakat bu sefer de genişleyen bütçe ve artan iç borçlanma kaynaklı  yüksek bir faiz seviyesi ile başetmeniz gerekiyor. Daha iyi bir formülünüz de yoksa bunu uygulamak durumundasınız.

Özeti şudur: adı ister yüksek enflasyon olsun ister TL’de aşırı deger kaybı ister destekleyici maliye politikası. İktisat kural meselesi; sonuç değişmez: yüksek faiz demek. Yüksek faiz de büyüme üzerinde baskı demek. O sebepten hazır teşvikler elimizi rahatlatmış ve global rüzgar da arkamızdan esiyorken, güzel de büyüyorken, sorunu dogru teşhis edelim ki büyümenin devamı gelsin.. 2/3 yıl değil. 15/20 yıl. Sürdürülebilir, stratejik ve oynaklığı az olan.

Ortam şu aşamada buna uygun değil diyorsak da, en azından, 2-3 yıl sonra bu kredilerin vadesi geldiğinde ve daha büyük bir bütçe açığınızla nasıl bir iktisadi ortamda olacağımıza dair doğru senaryo analizleri ve risk yönetimi yapabilelim ki, global tarafta faizler yükselmeye başladığında alternatif stratejimiz olsun.

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları