Atilla Yeşilada

Referandum ve sonrası

18 Nisan 2017

Önce, bu büyük milletin demokrasiye bağlılığını canı gönülden kutlarım.  Halk oylamasına %86 katılım halkın rejim değişikliğini çok ciddiye aldığı ve konuda muhakkak bir söz söylemek ihtiyacı hissettiğini gösteriyor.

Özellikle, elinde finansal kaynak ve medyaya erişim imkanı olmadan, pankartları sökülen, çadırları basılan, sokağa adım atsa, sosyal medyada iki paylaşım yapsa, hatta bir şarkı mırıldansa gözaltına alınan HAYIR kampı tarihe geçecek bir demokrasi mücadelesi verdi.

Bugün itibarı ile bu oylamanın kazanını da belli değil. Pazartesi sabahından bu yana basının her köşesinden yükselen oy çalma ve hile iddialarını okuyorum. Hepsini bu makaleye sığdıramam, arzu eden Twitter feed’ime girer ve paylaşmaya layık gördüklerimi gözden geçirir.

Benim bu oylamanın adil olup olmadığına dair referanslarımı da sayayım. Bir, AGİT gözlemci raporu. YSK’nın mühürsüz oy pusulalarını geçerli kabul etmesini kanunsuz ve adil seçim güvencesini geçersiz kıldığını tespit ediyor. İki, Freedom House makalesi, çok sayıda manipülasyon iddiasını gündeme taşıyor. Üç, Oy ve Ötesi STÖ’nün deklarasyonu:

“Pek çok sandıkta gözlemcilerin veya yurttaşların sayım sürecini izlemeleri engellenmiş, fiilen “gizli sayım” yapılmıştır.

Yine, daha önce muhalefetin oy aldığı yüzlerce seçim bölgelerinde “0” (sıfır) “HAYIR” oyuna rastlanmış olması “gizli sayım” gerçeğiyle birlikte şüpheleri artırmaktadır.

Gönüllülerimizden gelen tutanakların sistemimize yüklenmesi, yani veri girişi, ile girilen tutanakların analizi işlemlerimiz sürmektedir.

Avukatlarımız gerekli itirazlar için hazırlıklarını yapmaktadır.

Halkoylamasına ilişkin raporumuz en kısa sürede açıklanacaktır. AKP güdümündeki devlet kurumlarının açıklamalarına itibar edilmemeli, HAYIR ve Ötesi ve dost kurum ve kuruluşlardan gelecek açıklamalar dikkate alınmalıdır”.

Referanslarımı beğenmeyebilirsiniz, EVET’in haklı bir zafer kazandığını iddia edebilirsiniz. O zaman size hayırlı olsun.  Benim de elimden herkese irademin gasp edildiğini söylemekten başka bir şey gelmez zaten, muhalefetin YSK ve sonrasında AYM’ye yapacağı itirazlardan  sonuç çıkmayacağına adım gibi eminim. OHAL sayesinde bu itirazları dikkate alan hakimler de içeri atılacaktır. AB homurdanıyor, ama oylama sonuçlarını tanımama gibi bir girişim içinde değil. ABD önce mızıklandı, sonra  Trump Erdoğana’ı arayarak kutladı. Putin’in zaten umurunda değil. HAYIR kampı demokrasi mücadelesinde yalnız bırakıldı.

EVET kampı şaibeli de olsa referandumu kazandı, ama harbi kaybetti. Bursa hariç en büyük 7 kentten altısı HAYIR’a döndü. Kürt vatandaşların yaşadığı yörelerde EVET oyları yükseldi, ama bunların tehditle alındığı, ya da hileli olduğuna dair dikkate alınması gereken HDP iddiaları var. Anket şirketlerine göre MHP seçmeninin %70’i HAYIR demiş olabilir.  AKP de ise fire seçmeninin %10’u civarında tahmin ediliyor.

Seçmen niye AKP’den soğuyor? Nedenleri sıralayayım. Birincisi ekonomi bir türlü yoluna girmiyor. Yarın bu konuda bir makale yazacağım. Ama size sadece en önemli gösterge olan işsizliğin Ocak ayı ortalamalı grafiğini vereyim, yeter:

Tarım-dışı işsizlik %15, genç işsizliği ise %25’e vurmuş. Güçlü başkanımız bu tabloyu tamir edebilir mi? Kanka kapitalizmi ve kleptokrasi biter, ekonomik teoriyi amuda kaldıran garip kalkınma modelleri çöpe atılıp dünyanın kabul edeceği yapısal reformlar hayata geçirilirse, neden olmasın? Hükümetin bu yolda planları var mı?  Ben göremiyorum. Zayıf büyüme 2019’a kadar devam edecek, ve hile de yapsa seçimlerde AKP iktidarı kaybedecek.

İkincisi, halk oylamasında HAYIR haritasına bakın. Güneydoğu’nun tercihlerine ayrı değineceğim. Türkiye’de katma değer üreten, eğitimli, kentli ve orta-yüksek gelir düzeyinde seçmen yavaştan da olsa AKP’ye sırt çeviriyor. Çünkü ekonomiye müdahale,  ayrımcılık ve FETÖ’yü temizlemek adına mal ve nüfuz talanından bıktı artık. OHAL 3 ay daha uzatıldı, tamam, ama daha fazla uzatılırsa, bu seçmen iş yapamaz hale gelir ve gelecek seçimde desteğini tamamen çeker partiden.

Üçüncü neden ise AB’yle kavga. HAYIR veren kentlerde vatandaş AB’yle ticaret yapıyor, yabancı bankalardan kredi alıyor, turiste mal ve hizmet satıyor. Ödü kopuyor AB ile ilişkilerin bozulmasından. Yeni başkanımızın balkon konuşmasında tek somut vaadi idam cezasını TBMM’ne sunmak oldu. Pazartesi günü bu önerisini tekrarladı, ayrıca vize muafiyeti kalkmazsa, müzakere sürecini de referanduma götüreceğini beyan etti. Alman Dışişleri Bakanı Sigmund Gabriel ise idam cezasının yasalaşmasının otomatik olarak siyasi ilişkinin askıya alınmasına neden olacağını tekrarladı.

Maalesef analizine çok güvendiğim entellektüeller dahi, AB’yle müzakere süreci hitama erse dahi, Gümrük Birliği’nin tarım ve hizmetlere genişletilmesi müzakereleri üzerinden yeni bir ilişki kurulacağını yazarak kendileri ve halkı aldatıyor. Hizmetlerde ortak pazar için şeffaf  ihale yasası, bağımsız ve hızlı işleyen yargı ve hükümete değil anayasaya hizmet veren  bürokrasi lazım. Bunlar artık bizde yok. Ayrıca, biraz da muhalii basını okuyun. MİT’in Diyanet ve MEB üzerinden AB üyelerinde yürüttüğü casusluk faaliyetleri artık ciddi  istikrar sorunu olmaya başladı. AKP AB ile  müzakere sürecine dönmediği sürece kentli ve Batı ile ticaretten ekmeğini yiyen seçmeni geri kazanamaz. Şu anda da öyle bir niyeti yok.

Kürt seçmenin EVET’i desteklediğine dair çok ciddi şüphelerim olduğunu ifade etim. Ama öyle olduğunu varsayalım. Peki NEYE oy verdi?  Barış ve özerkliğe verdi. Ekonomik desteğe değil. Eyalet tartışması MHP oylarından 2 puanı HAYIR’a kaydırdıysa, Kürt oylarından 2 puanı da EVET’e kaydırmış olabilir. AKP Kürt seçmeni tatmin edebilecek mi?  Öcalan ve HDP “siyasi rehabilitasyon” geçirerek yeniden barış havarisi olarak pazarlanacak mı? Yoksa 2019’da Kürt seçmen de oyunu esirger.

Partiden gelen açıklamaları takip edebildiğim kadarıyla niyet içerde elden geldiğince az reform yapıp, muhalefeti temizlemeye devam etmek, ama dışarıya “bakın biz istikrarı sağladık, hadi artık gelip yatırım yapın” diyerek seçmen hoşnutsuzluğunu aşmak. Bu yolda da istihdam ve teknoloji getirecek çok uluslu şirketlere her türlü imtiyaz tanınacak, bunu inkar etmem. Ama işe yaraması çok zor. Bir çok finansal yatırımcı ülkenin nasıl yönetildiğine aldırmaz, faizi basarsın, gelir. Ama bu ülkeye kalıcı para yatırıp tesis kuracak, teknoloji getirecek,  istihdam sağlayacak yatırımcının ihtiyaçları çok başka.  Pazar günü yapılan seçim artık yargının da tamamen iflas ettiğini ispat etti.  Yatırımcının temel referans kaynağı olan “Batı basınında” bir tane dahi referandumu adil bulan, ya da başkanlık sisteminin Türkiye’ye fayda sağlayacağını öne süren makale bulamazsınız. Bu yoğun negatif propaganda bombardımanının  çok uluslu şirketlerin algısını bozmayacağını düşünmek için salak olmak lazım. Referandum zaferi Türkiye’yi açlığa mahkum ediyor.

Kılıçdaroğlu, HDP’nin halen hapiste olmayan omurgası ve MHP’nin muhalifleri Pazar günü EN AZ %48,6 oy elde ettiler.  2019 geldiğinde kavga, baskı ve sefaletten bıkan halk bu koalisyonu %50’in öylesine ötesine taşıyacak ki, hilenin şahikası dahi sonuçları değiştiremeyecek.

 

FÖŞ

 

Facebook sayfalarımı ziyaret edin

https://www.facebook.com/ayesilada

Twitter: @AtillaYesilada1

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları