Çetin Ali Dönmez

Öneri: Merkez Bankası opsiyonlar ile reel sektörün riskini azaltabilir

9 Ocak 2017

Daha ne kadar yukarı gideceği, nerede duracağı belli olmayan bir kur hareketinin içindeyiz.

Bazı ufak tefek önlemler dışında kamunun müdahalesi olmadı, adeta bir sarmal halinde dövizdeki yükseliş devam ediyor. Bu arada, Merkez Bankası en son bir aksiyon daha aldı. Şirketlerden yabancı para kredilerini bildirmeleri istenecek, buna göre de bazı tedbirler alınması planlanıyor anlaşılan.

Biraz geç kalındı ama zararın neresinden dönersek kârdır. Olumlu bir adım olarak değerlendiriyorum bu gelişmeyi. Şirketler için bu seviyelerden sonra neler yapılabilir konusuna ciddi kafa yormak gerekiyor, çünkü durum sıkıntılı. Daha önce bir önerim olmuştu, hatırlarsanız Merkez Bankası reel sektör şirketlerine vadeli döviz satsın ve bu işlemler TL uzlaşma ile sonuçlansın diye yazmıştım, görüşümü koruyorum ve Merkez Bankası’na bu defa biraz daha farklı bir aksiyon planı öneriyorum.

Önerim kısaca şöyle: reel sektör şirketlerinin belli bir tutara kadar tüm yabancı para cinsinden banka kredilerinin 2017 yılı içindeki ödemeleri TL cinsinden fark ödemeleri içeren opsiyonlar ile güvence altına alınsın,belirli tutarların üzerindeki banka kredi ödemeleri için ise şirketlere kademeli yüzde oranlar ile güvence verilsin.

Örneğin şirket bazında (grup şirketleri varsa ayrı bir değerlendirme gerekebilir) yabancı para kredileri için 2017 yılı içinde yapılacak 5 milyon dolara kadar olan ödemeler için 1 usd = 3,75 TL kullanım fiyatı üzerinden güvence altındadır denecek. Varsayalım kredi ödeme tarihinde dolar 3,85 olursa ve ödeme tutarı da 1 milyon USD ise TCMB şirkete (3,85-3,75)*1 milyon USD = 100.000 TL ödeme yapacak.

Örneğimizden devam edelim, şirket bazında 2017 yılında yapılacak 10 milyon dolara kadar anapara ve faiz ödemelerinde, ilk 5 milyon dolarlık kısmın tamamı için opsiyon kullanım hakkı tanınacak, kalan 5 milyon dolarlık kısmın yarısı için bu hak verilecek. Varsayalım şirketin 2017 yılında ödemesi gereken kredi ana para ve faiz toplamı 10 milyon dolar ise bunun 5 milyon dolarlık kısmı için 1 usd = 3,75 TL satın alma hakkı verilecek, kalan kısmın yarısına da 1 USD = 3,75 TL kur garantisi olacak dolayısıyla belirli miktarın üzerinde ödemelerde şirketin eli de taşın altında olacak. Varsayalım 8 milyon dolarlık ödeme yapılacaksa bunun 5 milyon dolarlık kısmı için şirket açısından tavan kur 3,75 olacak, kalan 3 milyon doların 1,5 milyon doları için tavan 3,75 olacak, geri kalan 1,5 milyon dolar şirketin riski olacak.

Bu tasarım üzerinde çalışılabilir, ilk dilim 5 milyon dolar olmaz, 3 milyon dolar olur, ilk dilim dahi olsa tamamı için opsiyon verilmez % 90’ı için verilir vb. farklı durumlar çalışılabilir .Veriler nasılsa TCMB’nin elinde, 2017 yılı için en kötü senaryoda ne kadar risk alacağına TCMB karar verecek. Burada iki hedef sağlanmış olur; birincisi TCMB şirketler tarafından kur hareketliliğinden kaynaklanan paniği ve mali problemleri biraz sönümlemiş olur, olumlu kur hareketlerinden de şirketler mahrum kalmaz, ikincisi bu yöntemle TCMB rezervleri tehlikeye sokulmuş olmaz, çünkü kur farkı TL cinsinden şirketlere ödenmiş olacak.

Bu uygulamaya belirli bir tarihten önce varsayalım 31/12/2016 tarihinden önceki krediler dahil edilir, yeni açılan krediler dahil edilmez, ancak eskiden alınmış krediler yeniden yapılandırılmaya konu olursa bunlar da dahil edilir. Böylece sorunlu krediye dönme ihtimali olan krediler de rahatlatılarak bankacılık sistemine de dolaylı destek sağlanmış olur. Ayrıca olası yapılandırmalarda bankalara da yol gösterilmiş olur, bankalar bu vesileyle şirketlerin 2017 yılı kredi ödemelerini belki rahatlatabilirler.

Örneğin 2017 yılı ödemesi 8 milyon usd olan bir şirketin ödemesi 2017 yılında 5 milyon dolar ya da altında olacak şekilde yeniden yapılandırılabilir. Çok dikkat edilmesi gereken bir nokta da bankaların bu işlemler ile kredi faizlerini arttırma yönünde hareketlerine ya da komisyon vb. başka adlar altında bu işlemlerden kendileri lehine avantaj sağlamalarının önüne kesin ve net bir şekilde önleyecek düzenleme yapılması konusudur.

Bunun dışında Bankacılık Kanunu ile ilgili bir tespitimi de paylaşmak istiyorum. Kanun’a dikkatli bir şekilde baktım. Döviz cinsi geliri olmayan şirketlere yabancı para cinsinden kredi açılmasında ya da bu türden kredileri kullanmaya şirketlerin yönlendirilmesinde bankaları sorumlu kılan bir ifadeye rastlamadım. Tamam şirketler kurumsal yapılar olmalıdır, 2009 yılında yapılan ve bence yeterli tedbirler içermeyen düzenleme ile şirketlere 5 milyon doların üzerinde döviz cinsi kredi alma serbestisi tanınırken şirket sahiplerinin ya da yöneticilerinin bu durumu değerlendirebilecek düzeyde ehil olduğu varsayılmış, ama gerçek ortada; şirketler bu konuda yeterli basirete sahip değiller(miş) anlaşılan.

Peki bu kredilere yönlendiren bankalara söylenecek hiç sözümüz yok mu? Sırf daha fazla para kazanmak ya da yurtdışından alınan sendikasyon kredilerinden kaynaklanan kur riskini şirketlerin üzerine yıkmak uğruna yabancı para kredi kullanımına şirketleri özendiren ya da yeterince uyarmayan bankaların hiç sorumluluğu yok mu?

Sermaye Piyasası Kanunu’nu açın birçok yerde yatırımcıya eksik ve/veya yanıltıcı bilgi vermenin ya da yanıltıcı şekilde yönlendirmeye ilişkin ihraççıları, aracıları, hatta bağımsız denetim şirketlerini caydırıcı, korkutucu hükümler varken Bankacılık Kanunu’nda buna benzer hükümlerin yer almamış olması doğru mu sizce?

Bence bu yönde hükümler Bankacılık Kanunu’nda ye almalıydı, ya da en azından bundan sonrası için bu yönde hükümler Bankalacılık  Kanunu’na konulmalıdır. Konulmalıdır ki bundan sonra benzer durumlarda şirketlerimiz aynı hatalara düşmesin. Şirketler için de belki TCMB şöyle diyebilir, “Bak 2017 yılında kur riskine el attım sana destek oldum ama mali tablolarında kâr elde ettiğin ilk dönemi takiben vergi öncesi karın % 10’unu geçmeyecek şekilde bana da geri ödeme yapacaksın, aldığın para milletin parası çünkü”.

Bedava yemek yok kimse kusura bakmasın

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları