Atilla Yeşilada

Moody’s haksız mı yani?

20 Mart 2017

Türkiye’yi kuşatan sayısız düşman içinde en haini bu kredi derecelendirme kurumları herhalde. Çünkü bütün pisliklerini Cuma akşamı yaparak rakı masasının keyfini kaçırıyorlar. Bir de piyasalar Pazartesi’ye kadar açılmıyor, pozisyon alamıyoruz. Hayal edebiliyorum, bütün hafta toplanıp keyifle plan yapıyorlar, “Türkiye’ye ne kötülük edebiliriz?” diye. WAM! Cuma akşamı kalleş kumpas hayata geçiriliyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının büyük bir hayranı değilim, ama bu kez  Moody’sin  gerekçelerinin hepsinin altına imzamı atıyorum. Sevgili Hükümetim bu görünüm indirgeme kararını yeni bir komplo değil, dostça bir uyarı şeklinde okusa çok iyi olur. Dünya hızla değişiyor ve konjünktür Türkiye aleyhine gelişiyor. İçerde ekonomiye can suyu verme çabaları hormonlu ürün yetiştiriyor. Ekonomi resesyondan kurtuldu belki, ama öylesine kırılgan ki, ilk depremde yıkılacak ev gibi.

Gelin hep birlikte Moody’sin uyarılarını inceleyelim. ParaAnaliz’de dört başlıkta topladık bunları:

  1. Türkiye’nin kurumsal gücünde yaşanan bozulmanın devamı;
  2. Zayıflayan büyüme görünümü;
  3. Kamu ve dış hesap dengeleri üzerinde artan baskılar;
  4. Ve sonuç olarak artan kredi şoku riski.

Türkiye’nin  kurumsal gücü gerçekten çöktü. Yargıdan 4 binden fazla hakim ve savcı ihraç edildi, askeriye, polis ve bürokrasi darmadağın edildi.  FETÖ’cü olanlar bir daha asla kamuya dönmesin, her ceza verilsin. FETÖ’nün PKK’dan daha tehlikeli olduğunu her zaman söyledim ve iğrenç virüsün Türkiye’den temizlenmesi için yapılacak her türlü fedakarlığı desteklerim. Ama  metodlar yanlış. Artık İslamcı-muhafazakar kesim dahi işini kaybedenlerin hepsinin FETÖ’cü olduğuna inancını yitirdi. Harbi FETÖ’cüler en tepelerde, olan garibana oluyor. İkinci sorun FETÖ-PKK temizliği bahanesiyle ne kadar Atatürkçü, solcu, Alevi varsa kapı dışı ediliyor. Üçüncü  mesele tüm kamuyu ihbar edilme ve fişlenme korkusu sardı, kimse diğer memurlara güvenmiyor, iş yapamıyor. Ve en büyük sorun, kamudan atılanların yerine alınanların liyakatı sorgulanır. Başka tarikatların  devlete yuvalandığını duyuyoruz.

Zayıflayan büyüme görünümü de somut bir tespit. Hükümet bu sene %4.4 büyüme bekliyor, sonra inşallah %5 ve ötesine hızlanacağız. Ama IMF’den global yatırım bankalarına kadar bu tahminlere inanan tek bir Odin’in evladı yok. Türkiye %3’lere talim edecek. Hadi ecnebileri bir kenara koyun, TCMB’nin bu vatanın evlatları arasında yaptığı araştırmada bile büyüme 2 yıl içinde %4’e  varmıyor. İşte size son anketin sonuçları:

Tabloya dikkatli bakın, büyümeye paralel cari açık da bozuluyor. İşte kırılganlığın ilk kanıtı. Fed başta rezerv para merkez bankaları artık yavaştan QE’leri sonlandırıyor. Küresel likidite azalacak, bu cari açıkları finanse etmek güçleşecek, ama bizimkinin daralacağı yok.

Moody’s bir noktanın daha altını çiziyor. Türkiye’de yavaşlama yapısal, bu hastalığı ucuz kredi, şirketleri zorlayarak istihdam yaratmak, mega-projeler gibi kamu harcamalarıyla çözemezsiniz artık. Ekonominin damarlarını açacak reformlar lazım. Ne yazık ki zaten cılız ve mütevazi olan yapısal reform programı Prof Davutoğlu ile birlikte sırra kadem bastı. Yerini Varlık Fonu ile kalkınma gibi akla ziyan projeler aldı.

Gelelim üçüncü ihtara, yani kamu ve dış hesap dengelerinin bozulmasına. Bu ihtarda da haklı kredi derecelendirme kurumu. Size önce bütçede vergi geliri ve faiz dışı giderlerin grafiğini vereyim:

Bu manzarayı görüp endişelenmeyecek tek bir banker ya da fon yöneticisi bulamazsınız. Hükümet bu sene GSYIH’nın %2.5’u kadar bir bütçe açığını göze aldı. Kamunun borç yükü çok hafif de olsa artacak. Ama tek yük bütçe açığı değil ki?  Kredi Garanti Fonu acaba ne kadar şirketin ödeyemediği kredinin riskini üstlenecek? Varlık Fonu senede 25-30 milyar dolar borçlanmaktan bahsediyor. Bir kez daha hatırlatayım, bu borçlar kamu hesabına yazılır. Yani kamu borcu/GSYIH oranını yükseltir.  Bir de müteahhit borçları var.  Yani Hazine’nin miktarını devlet sırrı olarak sakladığı YİD ve Yİ projelerinin finansmanı için yüklenici kredilerine verdiği garantiler var.

Manzara bozuk. Büyüme yavaş, ama proje stoğundan fedakarlık etmiyoruz. Sosyal devletten geri dönüş yok, aksine seçmeni memnun etmek  için (2019’de çifte seçim var) her yıl yeni yardım programları ve harcamalar eklenecek bütçeye. Vergi gelirlerinde artış hızı düşecek.  İlerleyen yıllarda kamu borç dinamikleri bozulacak.

Dış hesaba gelince,  cari açık yüksek, daha da kötüsü finansman yapısı bozuk. Bakın Özlem Derici bu konuda ne yorum yapmış:

“2016 yılında 813 mln $ gibi düşük de olsa bir rezerv birikimi söz konusuyken Ocak ayında son 12 aylık rezervler 1.2 mlr $’lık kullanıma işaret ediyor. Yılbaşından bu yana portföy girişleri hızını arttırsa da Şubat ve Mart aylarında global koşullardaki değişikliğin yanı sıra referandum sürecine girmemizin, uluslararası ilişkilerdeki bozulmanın ve beklenenden önce gelen Fed faiz artışının etkilerini sermaye girişinde zayıflama ve dolayısıyla rezerv kullanımında artış olarak görebiliriz. Veriler geç geldiği için kesin bir çıkarım yapmak zor ancak kur üzerindeki baskının devam ediyor olması bizde hiç de finansman koşulları kolaylaşmış gibi bir izlenim uyandırmıyor”.

Ve gelelim en son meseleye, yani kredi şokuna.  Türkiye’de sanayi üretimi yıllık %2.5 büyüdü, ama kredi stoku %21 genişledi. Bir başka deyişle nominal GSYIH %13 civarında büyüyor, ama krediler %21 hızla.

Bu durum Çin’i andırıyor ve şirketlerin  krediyi marjinal ekonomik getirisi düşük alanlara sarfettiğini anımsatıyor.  Şişen kredi stoğu iki şekilde firmaların sağlığını bozacak şoklara neden olabilir. Birincisi, Fed’nin faiz artırımları bir noktada Dolar Endeksi’ni de yükseltmeye başlar ve TCMB hızlı faiz artırmaya zorlanır. Zaten şimdiden yılbaşından bu yana 350 baz puan sıkılaştırma yaptı, ama dolar/TL hala yılbaşı seviyesinin üstünde. Bu durumda TL krediler pahalılanır, büyüme yavaşlar ve nakit akımı azalan firmalar kredileri ödeyemez hale gelir.

İkinci tür şokta, banka ve fonlar ya global nedenlerden dolayı tüm Gelişmekte Olan Ülkelerden kaçarlar,  ya da Türkiye’nin risk profilini beğenmezler, ve kredi ve sıcak para akımları azalır veya durur.   Bu senaryoda yine krediler pahalılanır, çünkü önemli kısmı bankaların F/X borçlanması ile finanse ediliyor.  Ayrıca, TL değer kaybetmeye başlar, F/X borcu olan firmalar ağır stres altına girer.

Ekonomide kaldıraç yani borç/GSYIH oranı ne kadar yüksekse, bu tehditler o kadar belirgin olur. Dünya ekonomisi reflasyona gidiyor, yani yüksek global faizler, güçlü dolar, daha kıt  likidite senaryoları faraziye değil, oldukça gerçekçi.

Tüm bunlar yaşanırken, son savunma mekanizmamız olan TCMB rezervleri de sürekli azalıyor:

Ehh, şimdi haksız mı Moody’s yani?

 

FÖŞ

 

Facebook sayfalarımı ziyaret edin

https://www.facebook.com/ayesilada

Twitter: @AtillaYesilada1

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları