Burcu Ünüvar

Gidinin bankacıları

7 Mart 2017

Bankacılık sektörü ile ekonomistler arasındaki mevzu epey uzundur. ‘Ne seninle, ne sensiz’ diyebileceğimiz bu ilişkinin içinde bazen ekonomistler günah keçisi olur bazen de bankacılar. Çoklukla krizlerin sebebi olarak görülen bankalar-bankacılar yine aynı krizden çıkışın da aracı olarak kabul görür. Bu ‘ayrılsak da beraberiz’ hali, uzar gider.

RedKit’te bir ata yüklenen iki tabeladan oluşan sahtekar bankaları geride bırakalı epey zaman olsa da, bankaların ülkenin büyümesine ve bireylerin ‘kalıcı’ refahına katkısı sorgulanmaktan kurtulamamıştır. 1969’ta Goldsmith ile başlayan bir literatürün devamı olarak ’90’ların sonu ve 2000’lerin başında genel kanı, finansal sektör büyümesinin ekonomik büyümeyi desteklediği yönündeydi. Hatta finansal sektörün sadece ekonomik büyümeyi değil büyüme potansiyelini de arttırdığını söyleyenler oldu (Levine, 2000). “Finansal sektör değil mübarek İsviçre çakısı!” diyeceksiniz belki ama konu ciddi ve oluru var. O yüzden ‘gidinin bankacıları’ değil de ‘hey gidinin bankacıları’ demek daha doğru aslında.

Fakat tabi ki 2008-2009 Küresel Krizi’nden sonra sorgulanan her ezber gibi bu da sorgulandı ve finansal sektör için ‘fazla büyüme göz çıkartır’ itirazı geldi (Cecchetti, Kaurrobi 2012, Gennaioli et al 2012, Srivisal 2013).

Peki ‘fazla finans’ hangi seviyede göz çıkartıyor? Chong ve Varela Sandoval (2016), kredi/GSYH oranı %95’lere geldiğinde finansal sektör büyümesinin ekonomik büyümeye marjinal katkısının negatife döndüğünü söylüyor. Eldeki çalışmalar gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler ayrı ayrı incelediğinde farklı süreçler olduğunu gösterse de, kredi / GSYH oranı %90-95 bandına geldiğinde artık büyümeye katkıyı sorgulamak gerektiği konusunda uzlaşıyor…belki de çok daha önce.

Merak edenler için bir not: Türkiye’de bu oran %75-80 arasında yatay seyrediyor. Yani finansal sektör ve kredi büyümesini konuşmanın tam zamanı. Üstelik son çalışmalar, bir ülkenin büyüme potansiyeli düşerken, finans sektöründe yapay bir büyüme gözlenebileceğini ve bunun da yanlış bir iyimserliğe neden olup büyüme potansiyelindeki düşüşün azımsanmasına neden olabileceğini gösteriyor. Bizim için bam teli tam da burasıdır, basalım! Lafı da daha anlaşılır söylemenin vaktidir o halde.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler, finansal sektör büyümesine çok daha düşük seviyelerden başlıyor ve önlerinde uzun bir yol oluyor. Gelsin krediler, büyüsün bilançolar! Bu sırada tüketimle büyüyen ekonomi ve sorgulanmadan gelen ‘krediler büyürse ekonomi de büyür’ algısı cabası…Sonra bir gün gelir ki, hanehalkı borca batar, ekonomi yavaşlar, borçlanıp tüketecek kimse bulunamaz ve birilerinin aklına gelir: tüketiyoruz ama üretmiyoruz!

Hah işte güzel kardeşim, biz de onu diyoruz! Kredi büyümesi deyince aklına sadece tüketici kredisi, konut kredisi, otomobil kredisi geliyorsa bir dur, bir nefes al ve tekrar düşün. Bankacılık ‘bir ev alacaktım kardeş, kaça olur kredisi’ ya da ‘bak yıl sonu yaklaşıyor, tam krediyle araba alma zamanı’ sohbetlerine sıkıştırılmayacak kadar kıymetlidir.

Pırıl pırıl, yeni mezun gençler. Daha boynunda kravat durmasına alışmamış, çekiştirip duruyor, topuklu ayakkabıyla 10 saat ayakta duruyor, akşam evde ağrı çekiyor…Dikiyorlar o gençleri sokakta bir köşeye, kredi kartı sattırıyorlar. En zor sınav sorusundan daha ağır geliyor bana, ‘hocam biz bunun için mi iktisat okuduk?’ dediklerinde. Oysa başka bir bankacılık mümkün!

Nitekim biraz önce saydığım çalışmaların hepsi bu gerekliliğe işaret ediyor: Kredi büyüme hızı önemlidir, doğru! Kredi büyümesinin ekonomiye katkısı giderek yavaşlar sonra eksiye dönebilir, doğru! Kolay beslenen tüketici kredilerine ya da zaten büyük firmalara verilen garanti kredilere yoğunlaşıp verimlilik yatırımlarını destekleyecek kredileri geri plana itmek, büyüme potansiyelini aşağı çeker; doğru, doğru çok doğru!

O halde bugünün kredi hesabında değil yarının sektör yarışında olmanın zamanıdır. Bu ülkenin geleceğini kuracak sektörlerin, üretimin, verimliliğin önü açılmalıdır. Şimdi ve tekrar: başka bir bankacılık gerekli ve dahi mümkündür! O zaman iş başına, bekleme yapmayalım!

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları