Atilla Yeşilada

Ekonomide manşetler ve gerçekler

9 Ağustos 2017

Korkarım iklim değişikliği özellikle başkentlerde etkisini çok erken göstermeye başladı. Dün, Kuzey Kore ABD üssü Guam Adaları’na nükleer saldırı düzenlemeyi tasarladığını beyan ederken, Trump da Pyongyang’ı “alev ve dehşetle” tehdit etti. Daha da somut olarak, Washington Post’a göre Kuzey Kore “çok yakında”  kıtalararası füzelerine minyatürize nükleer bomba yerleştirebilecek.  Deliye kerpeten verirsen, önce  husyeleri “vay anam!” der. Kim Yung-un gibi şizofren bir  kontrol manyağına da nükleer füze verirsen, eninde sonunda kullanır. Haber üzerine bütün riskli varlıklar yeni zirveler erişirken, korku endeksi VIX de tarihi diplerine düşüt. Yok, bu kısmı şaka, ama eminim bir-iki gün içinde olur, çünkü deliye para verirsen gider Venezuela tahvili alır.

Tabii, Türkiye bu manyak gündemin tamamen dışında, son derece nesnel ve yararlı şeyleri tartışıyor.  Mesela, organik hoşaf Türkiye’yi ihracatta yüksek teknoloji çağına taşıyacak ürün olabilir mi? The Reiz-cool marka şişelenmiş organik hoşaf  suyu ile ihracatta verim düşüklüğünü aşabilir  miyiz?

İnanılacak gibi değil ama  Abdülkadir Selvi  gibi birkaç inatçı gazeteci bu insanın beynini likite çeviren sıcakta hala  haber kovalıyor. Mesela, AKP 2018 yılında erken seçim isteyebilir mi? Lehte ve aleyhte kanıtları değerlendiren Selvi, “ı-ıh olmaz” diyor.  Abdülkadir Abi, olmayacaksa niye yazdın?  Ben şimdi “Önümüzdeki 3 ayda kriz yaşanmayacak” diye bir makale yazsam, kimse okur mu? Abdülkadir Abi;  Akif Beki Hürriyet’ten kovuldu diyorlar, yalan değil mi? Senin BES’in var mı, ya da işsizlik sigortan?

Akif Beki ile ilgi bir anımı nakletmek isterim.  Yine bir gün ünlü bir yatırım bankası İstanbul’un güzide ve herkesin girmeye bütçesinin yetmediği lüks restoranlarından birinde yukarı salonu kapatmış, bizi de yorum vermeye davet etmiş.  Yıla 2011-2012 gibi. Bizi dinlemeye 5-6 kişi gelmişti. Birden yandaki masaya başka bir yatırım bankası Akif Beki’yi oturttu, onun önünde 12 yabancı müşteri var. Akif Abi sağlam AKP  promosyonu yapıyor,  biz de sesi boğmak için ondan daha yüksek bağırarak partiyi kötülüyoruz.  Tabii, Akif Beki kazandı, kim bizim kabusları dinleyip yatırım yapar ki? Valla, hiç dostu kalmayan Beki’ye mi üzüleyim, yoksa hiçbir dostunu hapse göndermek ya da işten attırmaktan çekinmeyen AKP’ye mi, karar veremedim?

Neyse, 2018’de erken seçim kaçınılmaz, çünkü AKP hızla taraftar kaybederken ekonomi de parlak manşetlerin gerisinde sıcakta çok kalmış hoşaf gibi küf tutuyor.

Tabii, AP’ye parayla iş yapan anketörlere göre parti halen %55’lerde. İşte bu mangalda kül bırakmayan yiğitlerden biri olan Optimar’ın son anketi.

Vay be, gözlerim yaşardı.  Ayağı yere sağlam basan SONAR Başkanı Hakan Bayrakçı ise şöyle diyor:

“Bayrakçı’ya göre Akşener’in parti kurması sonrası yapılacak bir seçimde AK Parti’nin oy oranı 42’yi geçemez. Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin İlhan Kesici’yi aday göstermesi durumunda şu anki tabloda Kesici’nin Akşener’den daha şanslı olduğunu da söyleyen Bayrakçı, “Ama Akşener partiyi kurunca göreceğiz” dedi. Bayrakçı, “Akşener’in partisinin müthiş bir rüzgar estireceğini biliyorum” diyerek oy tahmininde bulundu. Akşener’in şuan seçime girse yüzde 13-20 civarında oy alabileceğini söyledi”.

Gerçek nedir? Gerçek her daim ekonominin performansında gizli.  Büyümeyi %6’larda tutan bir AKP ilk seçimde tulum çıkartır. Yurdumun güzel insanları vicdan ve cüzdan arasında hiç iki arada bir derede kalmaz, anında cüzdana vurur mühür.

Peki ekonomide durum nasıl? 1Ç2017’de %5 olan milli gelir  büyümesi, 2Ç2017’de de %5, sonra da %7’ye yükselecek.  Tabii, TUIK’in rakamlarına inanırsanız.  İnanan var mı, akademide pek yok. Mesela, TCMB araştırma biriminden Zafer Yükseler şöyle der:

“Özellikle, inşaat, gayrisafi sabit sermaye yatırımları, ulaştırma-depolama, imalat sanayi, toptan-perakende ticaret ve GSYH serilerinde, 2009 sonrasında yapılan revizeler önceki  dönemlerin önemli ölçüde üzerinde olmuştur. Bu farklılaşmanın büyük ölçüde ölçüm hatalarının gittikçe artmasından kaynaklandığı  düşünülmektedir. Ancak son yıllarda, TÜİK’in istatistiki veri toplama ve yayınlama konusunda gösterdiği çabalar dikkate alındığında, revize oranlarındaki yükseliş önemli bir tutarsızlığa işaret etmektedir.

TÜİK son yıllarda, “Kısa Dönemli İş İstatistikleri”, “Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri Anketi” ve diğer istatistiklerinin kapsam ve sınıflandırmalarını AB standartlarına göre yeniden gözden geçirmiştir. Bu durum dikkate alındığında, bilgi kaynakları ve istatistiklerde yapılan iyileştirmelerin ulusal hesap sistemine yansıtılmadığı anlaşılmaktadır.

TÜİK yeni seride, “Kısa Dönemli İş İstatistikleri” yerine “İdari Kayıtları” kullandığını ve ölçüm hatalarının bu durumdan kaynaklandığını ifade etmektedir. TÜİK’in bu açıklaması da ciddi bir sorunu gündeme getirmektedir. Bu durum, TÜİK’in yayınladığı ve ekonomik konjonktürün takibinde kamu ve özel kesimin yoğun olarak kullandığı, başta sanayi üretim endeksi olmak üzere çeşitli sektörlerle ilgili üretim, ciro, istihdam ve işgücü girdi endekslerinin yetersiz ve hatalı olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır”.

Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Abi? Büyüyor muyuz, küçülüyor muyuz? Valla, büyüyoruz da, gittikçe düşen bir hızla.  Bakın, Haziran sanayi üretimi nasıl yavaşlıyor:

 

Hükümet aleyhtarı propaganda yaptığım düşünülmesin diye veriyi her türlü “istatistiki gürültüden” ayıkladı bizim arkadaşlar. Ben yandaş bir ekonomist olsam, yani ideoloji uğruna bilme ihanet etmeyi kabul etsem, şu grafiği de kullanırdım:

Sonra da çakardım manşeti:  Sanayi üretiminde deprem! Ama bizde yok öyle tatava, neyse o.

Zaten büyümeyi belirleyen sanayi üretimi değil, tüketimdir. Onu da TUIK’in perakende satış  istatistiklerinden takip ediyoruz.  Bakın Haziran’da ne olmuş:

Vay be, “artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok’u” oynuyoruz.  Ekmek-nusaf çarpsın hükümet aleyhtarlığı yapmıyorum. Yoksa şunu da eklerdim TUIK’in kendi websitesinden:

“Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış cari fiyatlarla perakende ciro 2017 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre %0,6 arttı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları %4, otomotiv yakıtı satışları %0,3 artarken, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) %1,4 azaldı”.

Yani, millet karnı doyurup arabasına benzin almasa, ekonomi iflas.  Ya, zaten benden duymanıza da gerek yok.  Bankalar Birliği kadar tarafsız, bağımsız ve objektif bir kurum var mı bu ülkede? Üstelik başkanı Sayın  Hüseyin Aydın da yerli & milli bankamız Ziraat’in başında , bakın ne diyor:

“Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Hüseyin Aydın, TBB yöneticilerinin basın mensuplarıyla yaptığı sohbet toplantısında “Bankacılık sektörü ilk yedi ayda güçlü yanını kullandı ve büyümeye destek verdi. Sektörde inişten daha hızlı bir çıkış yakaladık, yasal limitlerimizi sonuna kadar kullandık, elde avuçta ne varsa hepsini krediye verdik. Altı ayda çok hızlı koştuk, şimdi biraz soluklanacağız ama asla durmayacağız” ifadelerini kullandı”.

Durma Hüseyin Abi,  duranı arı sokar.   Yatır vatandaşın mevduatını KGF garantili krediye, vade geldiğinde “veresiye vere vere, kalmadı, kalmadı” şarkısını söylersiniz hep bir ağızdan.

Zaten çok fazla söze de hacet yok be Dostlar.  Her ayrılık biz hüzün, bakmayın gözyaşlarıma:

“Sağlık devi Dünya Göz, 86 milyon liralık tahvil ödemesini gerçekleştiremedi. Türkiye’nin en büyük göz hastaneleri grubu, daha önce de tahvil itfa ödemesini de kapsayan yaklaşık 800 milyon liralık kredi yapılandırma görüşmelerinde bankalarla anlaşmaya varamamasıyla gündeme gelmişti”.

Ah be Akif Abi, sen gittin, tuz koktu.

FÖŞ’ün çığır açan ekonomi  şaheseri “Muhalif Bir Ekonomistin Güncesi” kitapçılarda, ya da şuradan ısmarlayın:

 

http://scalakitapci.com/kitaplar/ekonomi/ekonomi-diger/muhalif-bir-ekonomistin-guncesi.html

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları