Atilla Yeşilada

Darbenin ikinci yılında Türkiye öngörüleri

15 Temmuz 2017

Cumartesi sabahı 7.400 kişini daha kamu görevinden atıldığı müjdesi ile darbenin ilk yıldönümünü idrak etmeye başladım. Kaba bir hesaba göre FETÖ darbe girişiminin ilk yılında 300 bin kişi “çarktan geçti,” benim projeksiyonlarıma göre ikinci yılında en az 100 bin kişi daha o dişliler arasında öğütülecek.   Ne İstiklal Mahkemeleri, ne 1980 darbesi, ne 28 Şubat yaşanan toplumsal travmayı yakalayamaz.

Evet, nesillerce anlatılacak bir destan yazılıyor ama ne yazık ki  darbe gecesi milletçe hainlere karşı verilen savaşın değil, ardından haybeye kaybedilen yaşamların hikayesi olacak bu. Darbenin Türkiye’ye kaybettireceklerini anlatmadan önce, nerde durduğumu çok açıkça ifade edeyim, kaypak duruşları hiç sevmem.

  • Fethullah Gülen yakın tarihte eşi-benzeri görülmemiş bir ruh hastası ve ölümcül bir virüs. O ve işbirlikçilerinin bu toplumdan tamamen temizlenmesi kesin kes şart.
  • Makalede değineceğim için: Bu toplumda Kürt ve Aleviler ikinci sınıf vatandaş, onların acı ve problemleri dinmeden barış ve huzur olmaz.  Ama, PKK hiçbir siyasi amacı olmayan bir mafya ve terör örgütü. Teslim olmazsa, Suriye veya Irak, nereye kadar gideceksek gidelim, hepsini temizleyelim.
  • Kontrollü darbe tezi talihsiz ve delilsiz. Bu darbenin tek sorumlusu Gülen ve yardakçıları.

 

Geçmişle fazla uğraşmayı sevmem, ama kısa bir tahlil yapmadan da ikinci yıl için öngörü veremem. Bence birinci yılın sonunda kaybettiklerimiz kazancımızdan çok daha fazla oldu. Neden?

  • En büyük hata yargının tepesini usul ve hukuk tanımadan bir gecede temizleme telaşıydı. AYM, Yargıtay, Danıştay ve  HSYK’daki FETÖ’cüler ya bu yüce kurumlardaki meslektaşların reyi ile görevden alınmalı;  bu olmuyorsa, TBMM anayasa değişikliği ile bu işi halletmeliydi. Yargı sindirilip, içi AKP yandaşları ile doldurulunca suçlu-suçsuzu ayırt etmenin yolu kalmadı.
  • Hükümet her şüphelendiğini görevden alabilir, ama yargı süreci tamamlanıncaya kadar maaş ve özlük hakları korunmalıydı.
  • FETÖ’cü temizliğini “PKK yandaşı” diye Kürt Siyasi Hareketi temsilcilerine, sonra da tüm muhalif seslere yaymak Batı’da tüm itibarımızı kaybetmemize ve toplumda asla onarılamayacak yaralara yol açtı.
  • Darbe ekonomimizde izlenen Deli Dumrul politikalarını terkedip istikrar ve yapısal reformların başlatılması için fevkalade bir fırsat yaratmıştı, bu düşünülmedi bile.
  • OHAL önce gerekliydi, şimdi eroin bağımlılığı oldu, asla bitmez.

Darbenin birinci yılında nefret, intikam hırsı ve şüpheyle dolu bir Türkiye toplumu görüyoruz. “Kazananlar” da halinden memnun değil, muhafazakar camia 2012 yılına kadar Gülen’in bağrına yönlendirilmişti, şimdi hepsi potansiyel suçlu. Ya hapse atılıyor, ya işini kaybediyor, ya da şantaj çetelerinin kurbanı oluyor. Türkiye’de siyasi İslamın  intiharını seyrediyoruz.

FETÖ ve PKK temizliği darbenin ikinci yılında da bitmez. Gülen’in yeni bir darbeye hazırlandığı tezi komplo değil gerçek. ABD’de bazı güçlerin onu Erdoğan’a karşı koz olarak kenarda tuttuğunu düşünüyorum. AB ise insan haklarına kafayı takmış, gerisini ihmal ederek FETÖ ağının gittikçe güçlenmesine yardımcı oluyor. TSK ne kadar kahramanca mücadele ederse etsin, Kürt vatandaşların yaşadığı şehirlerde fiili sıkı yönetim devam edip, Suriye’de PYD-YPG güç kazandıkça, PKK bitmez. PKK şehit aldıkça da bizim gibi “Kürt kardeşim birinci sınıf yaşasın” diye ağzını açmaya cesaret edenler hep vatan hainidir ve eninde sonunda hapsi boylayacaktır.

Özet olarak, siyaseten Türkiye darbenin ikinci yılında daha da gergin bir ortam görecek. Yalnız muhalefet değil, muhafazakarlar da AKP’den yaka silkecek. AKP’ye sempatim yok, ama empatim var. AKP samimi olarak tüm dünyanın ona düşman olduğunun farkında. Evet, öyledir de. Bu doktrinde eksik olan AKP’nin kendi yaptığı hatalarla bu düşmanlığı beslediği özeleştirisi. Ama artık çok geç. Gülen-PKK-onlardan kurtulma gereksinimi-iktidarda kalma güdüsü  bir kısır döngü üretti.

AKP’nin gideceği tek bir yol kaldı. Daha da sertleşmek. Bu yüzden CHP’den daha fazla MV’nin gözaltına alınması; Meral Akşener’in kuracağı partiye çeşitli zorluklar çıkartılması beni hiç şaşırtmaz. ABD-AB ile ilişkilerin düzelmesi de bir hayaldir. Türkiye PKK’yi bitirmek için ister-istemez Suriye’de yeni bir savaşa girecek, İran’la bozuşacak, eğer ABD-Rusya buna karşı çıkarsa, bu riski de göze alacak, ya da gereken taviz neyse verecek.

Seçmen kaybeden AKP’nin ekonomide en ufak bir tökezlemeyi göze almasına da imkan yok.   Sorun şu ki, Türkiye’de büyüme %5 filan değil, TUIK’in rakamları yanlış. TUIK siyasetçilere yağcılık yapmıyor, ölçümleri hatalı. Gerçek büyüme belki %3-3.5 civarında. Bana inanmayın sokaktaki vatandaşa sorun. Bu büyüme dahi sürmez. Ercan Uysal’ın makalesini okuyun, büyümenin son zamanlarda en iyi öncü göstergesi olan kredi ivmesi korkunç zayıfladı. Mevduat faizlerini düşüremiyorsunuz, bankalar dışardan kredi almıyor. Bu bağlamda krediyle büyümenin sonu geldi. Bütçe harcamalarını daha fazla artırsanız, yabancılar tahvilleri şutlayıp kaçacak.  TCMB’na “faiz indir” deseniz TL değer kaybedecek, hem şirketler  finansman giderinden zarar edecek, iflaslar başlayacak, hem de TL’nin değerine çok önem veren vatandaş hükümete kötü not verecek.

Bu kısıtlamalar altında uyum yasaları çıkar çıkmaz, muhalefete çok ağır bir darbe indirip, eldeki tüm mali imkanları seferber ederek seçime gidilir. Bence bu da AKP’ye seçim kazandırmaya yetmez, çünkü ekonomik popülizm rezerv para merkez bankalarının para basmayı kestiği bir ortamda çok fena geri teperek TL’yi uçurumdan yuvarlayabilir.

O zaman da geleneksel “dış düşman icat etme” yolu devreye girer. Geçen sefer Avrupalı’ya “Nazi” yaftası  yapıştırma denendi, AKP’li anket kurumlarına göre başarılı oldu. Diğerlerine göre hiç bir halta yaramadı. Ama yine denenir. Bu kez Yunanistan’la Ege’de bir gerginlik, veya Kıbrıs Rumlarıyla karasularında doğal gaz arama üzerinden bir maraza işe yarayabilir. Ama en olası senaryo Suriye’de PYD-YPG yapılanmasını çökertmeye yönelik çok kapsamlı bir askeri harekat.

Ek olarak, referandumda kırsal bölge ve Kürt vatandaşların çoğunlukta olduğu yörelerde denenen hilelerin tüm yurtta uygulanması ve seçimin hiç bir meşruiyetinin kalmaması olacak.

Darbenin birinci yılında Türkiye fiilen demokrasi olma hüvviyetini yitirdi, ikinci yılı sonunda resmen de bu kimliğini terkedebilir.

 

FÖŞ

 

Facebook sayfalarımı ziyaret edin

https://www.facebook.com/ayesilada

Twitter: @AtillaYesilada1

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları