Arda Tunca

Çin’in sosyal kredi sistemi

24 Ağustos 2017

Charles Booth adlı bir iş adamı, 19. yüzyılın sonlarında Londra’da işçi sınıfının ekonomik ve sosyal koşulları üzerine bir çalışma yapar. Çalışmanın ortaya koyduğu sonuçları değerlendirerek işçi sınıfının alım gücünü düzeltecek bir sosyal kredi mekanizmasının hayata geçirilmesi gerektiği fikrini ortaya atar. Fikrin temelinde, kapitalist sistem içinde üretilen ürünleri satın alabilecek bir tüketici kesiminin oluşamadığı tespiti bulunmaktadır.

21.yüzyılın son çeyreğine yaklaşılırken, Çin’de de bir sosyal kredi sistemi yaratılır. Ancak, 19. yüzyılın sonlarında İngiltere’de geliştirilmeye çalışılan ekonomik içerikli sosyal kredi mekanizmasıyla Çin’de geliştirilen arasında hiçbir bağlantı bulunmamaktadır. İngiltere’de geliştirilmesi düşünülmüş olan düzen, bir alım gücü yaratmayı hedeflerken, Çin’de önerilen düzen devletin vatandaşlarını gözetleme gücünü anlık düzeye getirebilme amacını taşımaktadır. Amaç, dijital totalitarizm yaratmaktır.

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da bir paylaşımda bulundum. Paylaşımımdaki ifadelerim şöyleydi: “Big data, kapitalizmin ve otokratik düzenlerin kontrol mekanizmalarında Big Brother’a dönüştü. Ne büyük bir adammışsın sen George Orwell.” Orwell’in 1984 adlı romanında okuduklarımız ve Çin’in yaratmaya çaba gösterdiği ve geliştirdiği sosyal kredi mekanizması arasında bire bir benzerlikler söz konusu. Peki, nedir Çin’in sosyal kredi sistemi?

Çin vatandaşları, 2014 yılında ortaya atılan bir planın gereği olarak akla gelebilecek her tür dijital platformda izleniyor. Vatandaşların bu platformlarda ortaya koydukları davranışlara göre bir puanlama sistemi uygulanıyor. Dijital platform, sadece sosyal medya ve e-mail hesapları gibi kişiye özel dijital kullanım alanlarıyla sınırlı değil. Örneğin, bir vatandaşın yılda kaç trafik cezası yediği ya da hiç ceza almamış olması da puanlamanın bir parçası. Veriler, bilgisayar sistemlerindeki kayıtlardan takip edilebiliyor. Kişinin hangi internet sitelerinde dolaştığı, ne gibi ifadeler kullanarak internette arama yaptığı, telefon görüşmelerinin içeriği de puanlamada önemseniyor. Tibet ve bağımsızlık kelimeleri yan yana kullanılarak yapılan bir arama ya da Tiananmen 1989 ifadesiyle bilgi aramak başa çok ciddi belalar açabilme potansiyeline sahip.

Puanlama sistemiyle ortaya çııkan sonuç, vatandaşların düşük faizli kredi kullanma olanağına sahip olabilmesi, iş yerinde terfi alabilmesi gibi ödüllendirmeler sağlayabiliyor. Tam tersine, çeşitli cezalar da söz konusu olabiliyor. Herşey, çıkan puana bağlı. Sosyal kredi sistemi ile Çin, vatandaşlarını iyi ve kötü ayrımına tabi tutmuş durumda. Tek partili bir devlet ve devlet kontrollü bir medya ile big data kullanılarak tüm vatandaşlar izleniyor. Dijital dünyanın içinde yer almayan vatandaşlar ise ne ödül, ne de ceza mekanizmasının dahilindeler. Çin’de yaklaşık 700 milyon kişi internet kullanıyor. Bu kişiler iyi ya da kötü olabiliyorlar ama dijital platformlarda yer almayan vatandaşların hiçbir kategoride yer alabilme şansı da yok. Bu, onlar için iyi mi, kötü mü? Konuya hangi açıdan yaklaşsanız sıkıntılı. Adalet, eşitlik, fikir özgürlüğü, v.b. konu başlıkları çerçevesinde çok sorunlu bir konu. Ancak, Çin’de bir sorun haline dönüşmüyor.

Big data, devletlerin vatandaşlarını kontrol edebilmesi ve 1984 romanının distopik anlatımları gerçeğe dönüşebilsin diye tasarlanmış araçlardan ve unsurlardan oluşmuyor. Ancak, kullanım amacına bağlı olarak big data rahatlıkla Big Brother’a dönüşebiliyor. Charles Booth’un İngiltere’sinde dijital ortamlarda araştırma şansı olsaydı, işçi sınıfının satın alma gücünü artırmak için yaratılması önerilen sosyal kredi mekanizmasında big data çok önemli bir görev yerine getirebilirdi. Fakat, Çin’in sosyal kredi mekanizmasının amacı başka. Dolayısıyla, big data kullanımına dair niyet de farklı.

Bir önceki yazımda, 2008’deki finansal krizle beraber dünyanın genel demokrasi düzeyinin nasıl gerilediğini ana hatlarıyla özetlemeye çalışmıştım. Çin’in ve çok sayıda gelişmekte olan ülkenin gelişmiş ülkelere nasıl kafa tutmaya çalıştığını ifade etmiştim. Çin’in sosyal kredi mekanizmasının finansal krizle doğrudan bir ilgisi bulunmamakta. Ancak, dünyanın demokrasinin uygulanış biçimi çerçevesinde geldiği noktada ortaya koyduğu niyet açısından önemi büyük. Çin’in insan hakları ihlalleri yeni ortaya çıkmış değil. Sözünü ettiğimiz ülkede insanlar bir yerden başka bir yere devletin verdiği izin olmadan gidemiyordu bir zamanlar. Komünist dönemden kalma alışkanlıklar halen toplumda yoğun olarak hissediliyor. Ancak, sosyal kredi mekanizmasıyla kurulmaya çalışılan düzen tamamen kapitalizmin ürettiği dijital ürünler üzerinden oluşturuluyor.

İçinde bulunduğumuz dünyada demokrasi gelişmiyor. Tam aksine, geriliyor. İnternet ya da diğer ifadeyle world wide web, tüm dünyayı birbirine bilgi ve iletişim ağı ile bağlamayı hedefliyordu. Bir süre öncesine kadar var olan gelişmeler, dünyayı bu amaca götürüyordu. Fakat, çok sayıda engellemeler ve kısıtlamalarla internet amacından saptırılan bir noktaya getirildi. Bu engellemeler ve kısıtlamaların ardında gerileyen ya da gelişemeyen demokrasiler var. Küreselleşmeye katkı sunan bir araç olarak kullanılan bir bilgi ve iletişim ağı, bölgeselleşmeye başladı. The Economist dergisi, internetin “splinternete” dönüşmeye başladığını yazdı geçtiğimiz sayılarından birinde. Bölmek ya da ayrıştırmak anlamına gelen İngilizce’deki “split” kelimesiyle internet kelimelerini birleştirerek, internetin nasıl ülke sınırlarına benzer sınırlarının oluşmaya başladığını anlatmaya çalıştı dergi.

Çin’deki sosyal kredi sistemi, dünyanın genel demokrasi düzeyine ilişkin önemli örneklerden birini ortaya koyuyor. Çin’in durumunun 2008’deki krizle doğrudan bir ilgisi olmadığının altını yeniden çizmek isterim. Ancak, Big Brother tarzı bir distopik totaliter rejime dönüşmesinde 2008 krizinin dolaylı etkileri olduğu düşünülebilir, tartşılabilir. Bu nedenle, Çin örneğini bir önceki ParaAnaliz yazımla beraber değerlendirerek okumanın konu bütünlüğü açısından yarar sağlayacağını belirtmem gerekiyor.

Finansal kriz, demokrasilerin durumu ve gelişmiş ülkelerde yayılan ve derinleşen Endüstri 4.0 uygulamalarının geleceğin sosyal, siyasi ve ekonomik koşullarıyla doğrudan ilgisi var. Kapitalist düzen, son 25 yılda geldiği kısır döngüden başka sorunlu bir noktaya ilerleyecek. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki bağlantılar belli noktalarda kopacak. Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin vasıfsız işçiliğine ihtiyacı azalacak. Fakat, doğal kaynakların kullanımı anlamında ikili bağlantılar kuvvetli olarak devam ediyor olacak. O noktada, karşılıklı pazarlıklar ve anlaşmalar ile ilişkiler yeniden tanımlanıyor olacak. O tanımlamaların nasıl yapılacağı üzerine çok sayıda tahmin var. Onları da başka yazılarda ele alacağız.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları