Hakan Özyıldız

Adını gizleyen KİT

9 Ağustos 2017

Kurumlar vergisi rekortmenleri listesi açıklanınca şaşırdım. Liste birincisi adının yayınlanmasını istememişti. Yıllardır adının açıklanmamasını isteyen gelir vergisi rekortmenlerine alışmıştık. Ama bir kurum neden ülkesine, insanına karşı şerefle yerine getirdiği bir görevin kamuoyunda bilinmesini istemez diye düşündüm.

Bu sabah gazeteleri okurken şaşkınlığım kızgınlığa dönüştü.

HaberTürk’ten Rahim Ak ve Hürriyet’ten Sefer Yüksel, 2016 yılı kurumlar vergisi rekortmeninin BOTAŞ olduğunu yazmışlar. Bilançolardan alınan sayılarla güzel analizler yapmışlar. İkisini de kutluyorum.

Ben vergi uzmanı değilim. Dolayısıyla bilanço rakamlarına çok girmeyeceğim. Arzu edenlere yukarıdaki haberleri okumasını öneririm.

Ama geçmişe ait bir bilgiyi paylaşmadan geçmeyeyim. Özelleştirme öncesinde TEKEL sık sık vergi rekortmeni olurdu. Tütün ihracatından yüksek döviz geliri elde edilmesi amacıyla tütün fiyatları yüksek belirlenirdi. TEKEL, çok tütün alır, içeride sigara ve alkollü içecek üretir satar ve tütün ihraç ederdi. Adı üstünde tek üretici ve satıcıydı. Bu sayede vergi rekortmeni olurdu. Ama genellikle çiftçiye yapılan destekleme ödemeleri nedeniyle nakit sıkıntısı çektiği için vergilerini zamanında ödemezdi. Görev zararı alacaklarıyla mahsup edilmesi için hükümetlere baskı yapmaya çalışırdı.

Bunların geçmişte kaldığını düşünüyordum. Ama karşımıza yeni bir KİT çıktı.

Kanımca yukarıda bahsettiğim haberin iki yanı var: a) Bir KİT bu kadar yüksek kar etmeli mi? b) Ediyorsa adını gizlemeli mi?

Önce yüksek kar meselesine bakalım. Bir KİT kamu parasıyla kurulur. Dolayısıyla kuruluşu Bakanlar Kurulunun Kararıyla olur. Hükümet halktan topladığı vergi ile bir şirket kurar. Yöneticileri “müdebbir bir tüccar” olmak zorundadır. Yani KİT yöneticilerinin, devletin, halkın malını yönetirken aynen kendi mallarını yönetirken davranacakları gibi, tedbirli, güvenli ve ileri görüşlü biçimde hareket etmeleri gerekir.

 

Kapitalist ekonomide bir şirketin amacı, her zaman ve her yerde kar etmektir. Eğer hükümet yasayla “görev zararı” etmesi için bir KİT’i yetkilendirmemişse, yöneticiler kar etmek zorundadır. Eğer edemezlerse, nedenlerini TBMM KİT Komisyonunda açıklamaları gerekir.

Ancak KİT’ler için faaliyet konusunda daha önemli bir görevleri vardır: Halka hizmet etmek. Eğer amaç tek başına yüksek kar elde etmek olursa kamu parasıyla sermayelendirilen bir teşebbüs, teorik olarak, kamu çıkarlarının hilafına faaliyette bulunabilir. Bu bir KİT için yaman bir çelişkidir. Öncelik yüksek kar elde etmek mi olmalı yoksa kamunun çıkarını korumak mı?

Her ne kadar buna çelişki desek de asıl olan kamu çıkarını korumak olmalıdır. Kamu yararının önde olacağı izahtan varestedir. Fakir halkın vergisiyle kurulan şirket ürettiği mal ve hizmeti kime satacak? Halka. Yüksek kar elde edince yük kime binecek? Halka. O zaman bunda bir yanlışlık yok mu?

Bazıları “Geliri yüksek olsun, bol yatırım yapsın” diye düşünüyor. Konuya böylesi bir yaklaşım kısmen doğru olabilir. KİT’in yatırımları için bütçeden kaynak alması yerine kendi kaynaklarını kullanması destek gören görüştür. Nasıl olsa, bütçeden alınan da vergidir, o da halktan alınıyor denebilir. Ancak yüksek karın dar ve sabit gelirliler üzerinde olumsuz etkiler varsa o zaman götürüsü getirisinden çok olabilir. Olayın bu yanının hesaplanması çok kolay değildir. Dolayısıyla kamu yatırımların borç yerine vergi kaynaklarıyla fonlanması durumunda kamu otoritelerinin dikkatli karar vermesinde yarar vardır.

Son olarak BOTAŞ’ın adının vergi rekortmenleri listesinde yer almamasını çok ama çok yadırgadığımı belirtmem gerek. Vergi rekortmeni olmanın neresi yanlış? Bu kadar kar doğru değil, bir politika hatası var deniyorsa, alırsın KİT yönetimini koyarsın kenara olur biter. KİT’in adını saklamanın pek izahı yok. Kamuoyu kendi parsıyla yapılan yanlışları bilmek zorundadır.

Ama milyonlarca dar ve sabit gelirliye pahalı doğal gaz satışının nedeni açıklanamıyorsa onu bilemem. Onu hesabını da siyasi olarak verilir olur biter.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları