Özlem Derici

2017’ye ilk bakış

3 Ocak 2017

Yılın ilk yazısına daha umut dolu mesajlarla başlamak isterdik ancak yılbaşı gecesi gerçekleşen hain saldırı ne söylecek söz ne de mecal bıraktı. Hayatını kaybedenlere buradan Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, geride kalan tüm maktül yakınları ve biz fanilere de sabırlar diliyoruz.

İçinde yaşadığımız ortam ve olaylar bakış açımızı da ister istemez etkiliyor. O yüzden beklentileri oluştururken karamsarlık meyilli veya risklerin fırsatlardan daha çok olduğu bir yaklaşım izliyor olabiliriz. Ancak olabildiğinde objektif bir şekilde bizleri yeni yılda nelerin beklediğini özetlemeye çalıştık.

Üzerimizden geçen yılın en tahrip edici darbelerini kur ve faiz üzerinde gördük. Lira, gelişmekte olan ülke para birimleri arasında yılbaşından beri %20.8 kayıp ile Arjantin ve Mısır’dan sonra en çok değer kaybeden para birimi oldu. Ana nedenler olarak 15 Temmuz darbe girişimi, Moody’s’in kredi notumuzu yatırım yapılabilir seviyenin altına düşürmesi,  anayasa değişikliği ile ilgili siyasi belirsizlikler, artan jeopolitik riskler ve TCMB’nin bağımzızlığı tartışmaları ile kurda görülen yüksek oynaklık sayılabilir. Darbe girişiminden iki ay sonra gelen Moody’s’in not indirimi sonrasında Türkiye’nin makroekonomik görünümünde önemli değişiklikler oldu. Yatırımcılar yeni pozisyon almaktan kaçınırken bu durum sadece dönemsel zarar etme kaygısı değil artan risklerin orta vadeli görünümü bozmasından da kaynaklandı. Gelecek yıl içinse özellikle Fed’den üç faiz arttırımı beklentisi, Avrupa’da siyasi belirsizlikler (Fransa ve Almanya seçimleri), Donald Trump’ın ekonomi politikaları ile ilgili belirsizlik ve kırılganlık arz eden İtalyan bankacılık sistemini göz önünde bulundurduğumuzda, zor bir yıl olacağa benziyor. Mevcut iç risklerin de bir anda ortadan kalkmayacağını düşündüğümüzde kur üzerindeki baskının devam edeceği sonucu çıkartıyoruz. Lira’nın tüm ticaret partnerlerine karşı yılsonunda reel olarak %3 değer kaybedebileceğini, nominal değer kaybının ise %7 civarında olabileceğini hesaplıyoruz. Bu oran USDTRY için 2017 sonunda 3.75  civarına karşılık geliyor. Bu beklentinin ardındaki ana varsayımlar ise %7.7 yılsonu enflasyonu, 2017’yi 1.10 civarında bitirecek bir EURUSD paritesi ve yıllık ortalama varil başına 55$ olarak gerçekleşecek Brent petrol fiyatı.

ozlem1

Kur volatilitesi reel sektör aktivitesini de etkilemiş görünüyor ve büyümek için sermaye girişine ihtiyacımız olduğunu göz önünce bulundurursak reel faiz seviyemizin çok da rekabetçi bir seviyede olmadığını görüyoruz. Gelecek yıl enflasyonu önemli oranda düşürmeyi başaramazsak büyümek için gerekli sermayeyi bulmakta zorlanacağımız bir yıl olacak. Reel faizde son zamanlarda görülen hafif iyileşme sermaye çekmek adına olumlu ancak %3 civarındaki reel faiz bile diğer ülkelerle karşılaştırıldığında yeterince çekici görünmüyor. Nominal faizlerde daha yukarı seviyeleri görerek de reel faizin artacağını düşünmek mümkün ancak GOP ortalamasının Türkiye’ye göre oldukça gerilerde olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda diğer ülkelerdeki artış potansiyeli daha yüksek görünüyor.

ozlem2

Türkiye 5 yıllık CDS’leri birkaç hafta önce bir çok ülke CDS’inin üzerine çıkarak 300’ü aştı. Bunun pek çok sebebi var. Fitch’ten de bir not indirimi gelebileceği endişesi, bozulan makroekonomik görünüm, politik belirsizlik ve terör riski bunların başında geliyor. Global faizlerin yükselmekte olduğu bir ortamda CDS’lerin genişlemesi yurtiçi tahvil faizlerini aşağıya çekme konusunda hiç yardımcı olmuyor. Ayrıca, önümüzdeki dönemde kur geçişkenliğinin enflasyonu yükseltecek olması ve Hazine’nin 2017 finansman programında %98.1 gibi yüksek bir borç çevirme hedefi açıklaması (2016’da beklenen %91.2) nedeniyle getiri arayışının daha da arttığına şahit olacağız. Ülke risk primi ve yukarıda saydığımız faktörlere dayalı olarak 2017 sonunda 2 ve 10 yıllık gösterge tahvil faizlerin sırayla %11.5 ve %12.0 seviyelerine yükseldiğini görebiliriz.

ozlem3

Kasım ayında TÜFE çekirdek ve manşet enflasyon, 2015 sonunda %10.87’den Kasım’da %3.55’e düşen gıda enflasyonu sayesinde %7.0 olarak gerçekleşti. 2015 sonunda manşet ve çekirdek enflasyon sırayla %8.81 ve %9.51 olmuştu. Enflasyon 2017’de de sadece gıda fiyatları kaynaklı değil Fed’den beklenen üç faiz artışı öncesi yaşanabilecek global volatilite nedeniyle de dalgalı bir seyir izlemesini bekliyoruz. Talep koşulları zayıf olsa da %20 değer kaybeden kurun enflasyona 2-2.5 puan civarında katkıda bulunabileceğini ayrıca yılı %2.85 seviyesinde bitirmesini beklediğimiz gıda ve içecek enflasyonunun 2017 sonunda %4.85’e yükselerek enflasyona 0.4 puan yük getirmesini bekliyoruz. Bunlara ilaveten vari başına 55 $ Brent petrol fiyatı varsayımı halihazırda bu seviyelerde olan petrol fiyatları kaynaklı önemli bir yukarı yönlü riske işaret ediyor. Bu varsayımlar altında enflasyonun 2016 sonunda %8’e yakın seviyelerde, 2017 yılı sonunda ise %7.7 civarında gerçekleşmesini bekliyoruz. En önemli yukarı yönlü riskleri ise petrol fiyatlarına ilaveten kötü hava koşulları ve beklenenden daha yüksek bir kur artışı oluşturuyor.

ozlem4

TCMB para politikası ile ilgili herhangi bir yönlendirmede bulunmuyor ancak biz sıkı para politikasına devam etmekle birlikte Banka’nın büyüme ile ilgili endişelerinin daha ön planda olacağını düşünüyoruz. Buna istinaden de gelecek yıl TCMB’den herhangi bir faiz artışı veya indirimi beklemiyoruz. Öte yandan dalgalanmalara karşı diğer enstrümanları olan munzam karşılıklar ve rezerv opsiyon katsayılarında değişiklikler görebiliriz.

Hükümet talebi canlandırmak ve gelecek yılsonu büyüme tahmini olan %4.4’e ulaşmak için birçok önlem aldı ve almaya da devam ediyor. Yayınlanan yeni GSYH tahminleri de bizleri talep de dahil olmak üzere GSYH bileşenlerini yeniden tahmin etmeye itti. Türkiye ekonomisi yeni serilere göre yılın ilk 9 ayında %2.17 büyüme gösterdi ve beklentimize göre son çeyrekte %1.25 civarında bir büyüme gösterecek. Buna göre yılsonu büyümesinin %1.9 olmasını bekliyoruz. Önümüzdeki yıl ise talebi canlandırmaya yönelik alınan önlemler, ve ihracatta beklediğimiz canlanmaya paralel olarak büyümenin %3.0’e yükseldiğine şahit olabiliriz. Nominal GSYH’nin ise 2016 yılını 841 mlr $, 2017 yılını ise 778 mlr $ seviyelerinde tamamlamasını bekliyoruz.

ozlem5

2017 yılında dış talebin büyümeye katkısı artan ihracata karşılık ekonomik aktivitedeki canlanmanın ithalatı da arttırması nedeniyle negatif olacaktır. 2016’da dış ticaret açığının 58.8 mlr $ seviyesinde yılı tamamlamasını be ihracatın 2.5% düşüş gösterirken ithalatın %4.1 daralmış olabileceğini tahmin ediyoruz. Önümüzdeki yıl ise petrol fiyatlarındaki artışın petrol ihraç eden pazarlarımıza pozitif yansıması nedeniyle ihracatta %3.6, ekonomik toparlanmanın ithalatı tetiklemesi nedeniyle onda da %3.6 artış bekliyoruz. Beklentimize parallel artış dış Ticaret açığının 60.4 mlr $’a yükselmesine neden olacaktır. Turizm gelirlerinde bu sene brüt bazda %30’luk düşüşe karşılık net kaybın geçen seneye göre %35 olduğunu görebiliriz. Turizm sektöründe toparlanmanın başlamış olması dolayısıyla 2017’de brüt turizm gelirlerinin %3.5, net turizm gelirlerinin 11% arttığına şahit olabiliriz. Böyle bir gerçekleşme cari açığa 15 mlr $ katkı demek. Bu tahminlere dayalı olarak cari açık beklentimiz bu yıl için 38.0 mlr $, gelecek yıl içinse 41.6 mlr $ seviyelerinde. Bu oranlar yeni GSYH verilerine göre sırayla %4.5 ve %5.3’ karşılık geliyor. Revizyon öncesi tahminlerimiz %5.6 ve %6.5 seviyelerindeydi.

ozlem6

Kasım itibariyle 12 aylık bütçe açığı 20.3 mlr TL seviyesinde ve yeni GSYH verilerine göre bu büyüklük GSYH’nin %0.8’ine karşılık geliyor. Hükümetin Orta Vadeli Program’da açıkladığı %1.6’lık bütçe açığı tahmininin yeni GSYH serilerine göre %1.4’lük açığa işaret ettiğini görüyoruz. Gelecek yıl için açıklanan %1.9 ise %1.7’ye karşılık geliyor. Orta Vadeli Program hedeflerinin nominal bazda mı çıpa olarak alınacağını yoksa GSYH oran olarak mı hedefleneceğini henüz bilmiyoruz ancak GSYH’ye oran olarak hedeflenirse hükümete aradaki fark kadar nominal bir kaynak yaratılmış oluyor. Yeni Orta Vadeli Program hedeflerinin kısa zaman içerisinde açıklanmasını bekliyoruz.

Yeni GSYH metodolojisi ile merkezi yönetim borç istatistikleri de değişti. Eski serilere göre ikinci çeyrek sonun GSYH’ye oran olarak %34.1 olan merkezi yönetim borç stoku yeni serilere göre %28.4 seviyesinde bulunuyor. İç borç %22.1’den %18.4’e gerilerken dış borç stoku GSYH’ye oran olarak aynı dönemde %12’den %10.7’ye geriliyor. Bu yılsonunda borç stokunun önceki tahminimiz olan %35.1 yerine %29.9 olarak gerçekleşmesini gelecel yıl sonunda ise %29.2’ye gerilemesini bekliyoruz. Bu arada 2016 3. çeyrekte önceki verilerle %59.3 olan toplam dış borç stoku da yeni serilerle %49.4’e geriledi.

Hazine’nin 2017 yılında ödemesi gereken 133.1 mlr TL’lik borcu bulunuyor. Bunun 98.1 mlr TL’si iç borç. Geçen yıl ile karşılaştırıldığında Hazine’nin finansman ihtiyacı %33.1 artan dış borç itfalarına karşılık %1.1 düşen iç borç itfası ile %6 artmış durumda. Hazine finansman ihtiyacının 117.2 mlr TL’sini borçlanarak (96.2 mlr TL iç borç, 21.0 mlr TL dış borç) 16 mlr TL’sini ise (faiz dışı fazla, özelleştirme geliri, TMSF, işsizlik sigortası fonundan transferler ve mevduat hesabı gibi diğer kaynaklardan karşılamayı planlıyor. Buna göre Hazine 2016 yılı sonunda %91.2 olmasını beklediği iç borç rasyosunu 2017 sonunda %98.1 olarak hedefliyor.

ozlem7

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları