Cüneyt Akman

Trumponomics: En yeni dünya düzeni ve piyasalar

14 Kasım 2016

Beklenen felaketlerden sonra beklenmedik iyimserlikler piyasalarda çok görülür. Trump’ın seçilmesi de şimdilik buna bir örnek gibi görünüyor. Tahvil piyasasında sıkıntılar büyüse de özellikle ABD borsaları neşeli bir başlangıç yaptı. Peki bundan sonra neler olur; böyle neşeli sürer gider mi?

Meseleye birkaç yönden bakmak mümkün. Ne kadar nev-i şahsına münhasır bir kişi olsa da Trump da nihayetinde bir Cumhuriyetçi Parti mensubu… Üstelik o partinin en “radikal muhafazakâr” –dünya halleri işte; insanı böyle birbiriyle çelişik terimleri aynı anda kullanmaya mecbur bırakıyor bazen- kesimlerinin iştiyakla desteklediği bir mensubu…

Cumhuriyetçi Parti deyince de klasik ekonomi dogmaları gelir akla; daha doğrusu ekonomi/politik dogmalar. Mesela devlet müdahalesi ve denetiminin ABD’deki ekonomik verimsizliğin asıl sebebi olduğu gibi. O nedenle Reagan’dan, Baba-Oğul Bush’a, oradan da Trump’a, şirketler üzerindeki kamu/devlet denetiminin azaltılması (deregülasyon) ve başta kurumlar vergisi ve hatta üst gelir gruplarındaki vergi dilimlerinin (marjinal tax rates) düşürülmesi, GOP’un (Grand Old Parti) eski ve klasik reçetelerindendir. Bunun yanına hemen eklenmesi gereken şey “Trickle-DownGrowth” tezi… Yani, “Sen zengini zenginleştir, onlar da nasılsa eninde sonunda fakiri zenginleştirir; böylece ekonomi de büyür”hikayesi…

Bütün bunların yanına, o “yaşlı büyük parti”nin, ABD Merkez Bankası’ndan (Fed) pek hoşlanmayışı, hâttâ elinden gelse lağvetme düşüncesini; yanı sıra “O eski güzel Altın Para Standardı” günlerine dönüş özlemini eklemek gerekir.

Yine klasik Cumhuriyetçi reçetelerden biri de 1980’lerde Japonya, 2000’lerde Çin gibi “Sarı ırkın ekonomik tehdidi”ne karşı aktif savunmacı bir tutum almaktır. Bu tutum Reagan’ı, 2. döneminde ABD Doları’nı başta Japon Yeni ve bazı Avrupa paralarına karşı devalüe etmeyi amaçlayan 1985 Plaza Anlaşmasına götürmüştü. Dolar’ın büyük bir değer kaybına uğradığı sonraki yıllarda ABD sanayi gerçekten de bir nebze başını kaldırdı ve Reagan, ülkeyi kendi soktuğu ciddi resesyondan–çok büyük maliyetler pahasına da olsa- kurtardı. Daha yakın zamanda ABD hükümetleri Çin’e de Yuan’ı büyük oranda revalüe ettirme yolunda baskı uygulasa da pek öyle başarı elde ettikleri söylenemez. Peki, bu noktada Trump nasıl bir politika izler? Gelin tüm bunları toplu olarak tartışmadan Cumhuriyetçilerin klasik bir başka politik/ekonomik tercihine göz atalım; yani “İzolasyonizm”e…

TRUMP’IN DIŞ POLİTİKADA VARSAYILAN BARIŞÇILIĞI

ABD’nin daha kuruluşunda ülke liderleri, “Yaşlı kıta Avrupa”nın iç mücadele ve savaşlarına karışmamak ve nispeten içe kapalı bir dış siyaset izlemek konusunda kararlıydı. Tabii bu başka devletlerin işine karışmama prensibi, ABD’nin kendi arka bahçesi saydığı Orta ve Güney Amerika’ya olan müdahalelerini kapsamıyordu. Yine de özellikle 1929 krizinden sonraki bütün o 30’lu yıllarda, özellikle Cumhuriyetçilerin oy deposu Orta Batı düzlüklerindeki küçük şehir ve kasabaların politikacıları arasında içe/dünyaya kapanma eğilimleri son derece yaygındı. O yıllarda bu izolasyonizm, üstelik ekonomide de dışarıya karşı dış ticaret engelleri fikrinin yeniden yükselişi ve göçmen karşıtlığıyla birlikte gelişmişti. Trump’ın Orta Doğu işlerine fazla bulaşmamak, Rusya ile tepişmemek; Meksika’ya duvar örmek, göçmenleri geri göndermek; Çin’i ekonomi meselelerinde biraz terbiye etmek; Wall Street finansçıları yerine ABD sanayiini destekleyerek “Amerika’yı yeniden büyük kılmak” gibi söylemlerini işte bu izolasyonist gelenek bağlamında değerlendirmek mümkün.

Gelgelelim bir kısmı tarihin derinliklerinden bugüne uzanan geleneklere, söylemlerle selam göndermek başka; bunları gerçekten, hem de iddia ettiği ölçüde radikal bir biçimde uygulayabilmek başka…

Öncelikle Trump’ın Wall Street baronlarının işine yarayan gevşek para politikası yerine endüstriyel kesimin daha hoşuna gidebilecek maliye politikalarında gevşemeyi savunduğunu hatırlatalım; tamam ama, doğrusu bu iş söylendiği kadar kolay değil. Reagan bunu yapmış; kısmen başarılı da olmuştu. Fakat elinde bir koz vardı. 1979’dan itibaren Paul Volcker’ın Fed başkanı olmasıyla başlasa da, asıl etkisini 1980’de Reagan’ın başkanlığından sonraki yıllarda gösteren “sıkı para politikaları” Reagan’ın 2.döneminde artık ona para politikasında belli bir gevşeme payı bırakabiliyordu. Daha önemlisi 70’li yılların olanca bütçe açığı sever Keynesgil politikalarına rağmen o zamanlarda ABD ciddi bir borç yükü içinde değildi ve önemli bir bütçe açığı da yoktu.

Yani Reagan’ın elinde bütçede ciddi açıklar verecek kadar pay da vardı. O da bunu tepe tepe kullandı.  Örneğin kendinden önceki başkan Carter’ın döneminde bütçe açığı yaklaşık 253 milyar $’iken, Reagan döneminde bu rakam 5,5 kat artışla 1 trilyon 412 milyar $’a çıkmıştı. Halbuki her ne kadar gevşek diye para politikalarının adı çıkmışsa da; ve herkes için Fed şimdilerde pek kullanışlı bir günah keçisi ise de, mesela Obama döneminde bütçe açığı 4 trilyon 845 milyar $! Aradan geçen zamandaki enflasyonu hesaba katsak bile bu yine de önemli bir bütçe açığı. 2008 krizi sadece para politikasıyla değil zaten epeyce gevşemiş bir mali politikayla da ancak iyi kötü dizginlenebilmiş durumda…

İLGİLİ HABERPara demokrasiyi satın aldıPara demokrasiyi satın aldı

TRUMP’LA FED ARASINDAKİ GERGİN İLİŞKİLER

Özetle evet Trump muhtemelen yollar, köprüler yaparak ekonomiyi canlandırmaya kalkacak ama öte yandan bunu yapmak için oluşturabileceği bütçe açığının da bir sınırı var. Ayarı kaçtığında iş, Baba Bush dönemindeki, Bill Clinton’ı iktidara getiren ekonomik zırvalamaya dönüşebilir: Yüksek borç, yüksek bütçe açığı, yükselen enflasyon ve yükselen faizler… Hepsinin üstüne hızla düşen büyüme… Çözülemez denilen bu problemleri –çünkü problemlerin bir kısmını çözmek için gereken önlemler diğer kısımları şiddetlendirecekti- Clinton yönetimi o zamanki aslında Cumhuriyetçilere yakın Fed başkanı Greenspan ile birarada çalışarak çözmüştü. Meşhur Clinton-GreenspanMix’i denilen, gevşek para sıkı maliye politikası bileşimiyle…

Peki Trump ne yapacak? Seçim kampanyasında söylediği gibi Fed başkanı ile didişerek, böyle etkin bir politika bileşimi oluşturabilir mi? Bence imkansız! Peki o da Carter’ın adamı Volcker ile çalışan Reagan, ya da Bush’un adamı Greenspan ile çalışan Clinton’ın örneklerini mi takip edecek; yoksa Baba Bush gibi ABD’yi dış maceralarla “yeniden büyük” yapayım derken ekonomi gemisini karaya mı oturtacak?

Şimdilik aslında Trump’ın Fed başkanı Janet Yellen’i Şubat 2018’e kadar görevden uzaklaştırması –o istifa etmediği müddetçe pek mümkün değil- Fed’in 2. adamı Stanley Fisher’in görev süresi de Janet Yellen’inkinden yaklaşık 4 ay sonra Haziran 2018’de bitiyor. Yine de Trump aslında Fed’de kontrolü –kısmen- çok daha çabuk ele geçirebilir. Şu anda 7 kişilik Fed yönetiminde 2 sandalye boş. Trump bunları atayarak yönetiminde kendisine yakın bir çoğunluğu hemen ele geçirebilir. Yine de yukarıda söylediklerimi yeniden hatırlatmak isterim; ABD ekonomisi hiç de Fed’le Başkan’ın didişebileceği bir zamanda değil.

İLGİLİ HABERTrump'ın başkan olması Fed'in para politikasını nasıl etkileyecek?Trump’ın başkan olması Fed’in para politikasını nasıl etkileyecek?

TRUMP’A SEVİNEN ORTA DOĞULULAR BİRAZ DAHA DÜŞÜNMELİ

İzolasyonizme gelince… ABD’yi yeniden ekonomik olarak büyük kılmak o kadar kolay değil; kolay bile olsaydı en azından zaman alacağı kesin. Trump gibi biri kısa zamanda sembolik zaferler elde etmek peşinde olabilir; belki hâttâ kendini buna mecbur hissedebilir.  Trump seçildiğinde Amerikan borsalarında en coşkulu hisse senetleri  “savunma sanayi” devlerinin hisse senetleriydi mesela… ABD ekonomik olarak gücünün doruklarında değil şimdilerde; ama askeri açıdan Rusya ve Çin de dâhil bütün rakiplerinden hâlâ çok daha güçlü… Bu gücünü, en azından tehdit düzeyini yükselterek kullanmak isteyebilir. Özetle Trump dönemi, pekâlâ bazı bakımlardan Baba ve Oğul Bush döneminin savaşlarını değilse bile şiddetli gerilimlerini örnek alabilir. Yani Trump geldi diye sevinen Orta Doğulular -bu arada kimi Türkler- bence bir kez daha düşünmeli.

Peki, Trump’ın dışarıdaki Çin dâhil ekonomik rakiplerine “ekonomik” müdahaleleri ve NAFTA gibi serbest ticaret anlaşmalarına karşı tavır alması, hâttâ bu ticaret anlaşmasından çıkması ne kadar mümkün?

Kanaatim NAFTA’dan çıkmak yerine oradaki ortaklarını tavizler vermeye zorlayacağı, ya da bunu deneyeceği yönünde.

Trump yönetimi Çin’i ne kadar zorlayabilir? Orada da çeşitli sorunlar var. Eğer Çin ve Batılı ticaret ortaklarını 80’lerin Plaza Anlaşması kabilinden bir kur tavizine zorlayacaksa bu, şimdiki koşullarda çok söylenmiş ama henüz kopmamış bir kur savaşlarına bu kez sahiden sürükleyebilir. Ötesi Çin, dünün Japonya’sı gibi ekonomik olarak dev ama siyasi olarak cüce, kolay bir rakip değil… Ve son olarak, böylesi bir adım Dolar’ın nispî değer kaybı demektir ki; bu da Trump’ın Dolar’ı değerlendirerek dışarıdaki Amerikan ya da yabancı paraları ülkeye çekmesi projesine taban tabana ters. Üstelik, evet bu proje, şimdiki zamanda “kesin” ve çabuk sonuç verecek çözüm de olabilir. Ama bu noktada ABD en çok da Çin’e muhtaç; Çin’e ve onun ABD’ye akmaya devam edecek yüksek tasarruf oranlarına…

Belki de şu sırada Trump açısından en mantıklısı dışarıya ve içeriye karşı sembolik güç gösterileri yanında, aslında belki de ölçülü bir “Ters Clinton –Greenspan Bileşimi” planlamak… Yani daha sıkı bir para politikası ve daha gevşek bir maliye politikası… Burada da iki sorun var… Para politikasını hafifçe sıkmak bile piyasaları küresel ölçekte paniğe sokabilir. Bu ihtimal, üstelik Türkiye ve Brezilya gibi ülkelerin bir anda iflasın eşiğine gelmesine neden olabilir. Mali politikadaki genişleme etkisi ise sonuçlarını göstermeye başladığında artık çok geç kalınmış olabilir.

Buna bir çözüm belki de, para politikasını şimdilik olduğu gibi bırakırken maliye politikasını bir miktar gevşetmek; o etkisini gösterdiğinde de para politikasında hafifçe frene basmak.

Yine de söylediğimiz gibi ABD’de şu an her iki politika da zaten olağanüstü gevşek; küresel kriz sonrası neredeyse bütün ülkelerde olduğu gibi… Yani kullanılacak pek bir yedek kaynak yok. Üstelik bu söylediklerim oldukça dikkatli, uyumlu ve ince ayar politikalar gerektiriyor. Trump’da pek çok yetenek olabilir ama şu ana kadar bu dediğim vasıflara sahip biri gibi görünmedi hiç…

Son olarak ABD’nin elinde gerçek bir kuvvet var aslında… Dünyada belli bir panik yaratıp likiditenin güvenli limanlara bu arada ABD’ye geri dönmesini sağlamak… Bunun sonraki yıllarda ABD’ye nelere mal olacağı ayrı bir konu… Öte yandan başta Türkiye gibi ülkeler ve hâttâ bütün dünya sistemi için ne tür felaketlere yol açabilir, bunu 90’lı ve 2000’li yıllarda özellikle Baba ve Oğul Bush’un “Yeni Dünya Düzeni” denemeleri sırasında yaşanan bir dizi orta büyüklükte ekonomik ve siyasi depremden biliyoruz. Üstelik bu kez o depremler orta şiddette de olmayabilir!

İLGİLİ HABERTrump Tantrum ve Borsa İstanbulTrump Tantrum ve Borsa İstanbul

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları