Cüneyt Akman

Dövizin yükselişine iyi yönden bakalım: İşsizlik düşecek!

19 Ekim 2016

Hemen baştan söyleyelim sosyal bilimlerde ve dahi iktisatta hiçbir şey fizik yasaları gibi kesin olmadığından; yukarıdaki tahminin, ben okumaya başladığım zaman eski usul iktisatçıların söylemeyi pek sevdikleri “iktisadın kendine has kaideleri”ne yüzde yüz uyduğunu bile kabul etsek, yine de başlıktaki tezin sadece bir temenniden ibaret kalması pekâlâ mümkün. Ama belki de doğru çıkması hem mümkün hem daha muhtemel.

Peki niye?

Bu soru haklı olarak sorulabilir. Çünkü dövizin “alıp başımı giderim” türü şarkı sözü misali sinyaller verdiği günümüzde bunun ekonomide bir cins “küçük kıyamet”e sebep olacağı duygusu hâkim. Büyük kıyamet, küresel ekonomideki yeni-keynesyen çılgın merkez bankacıların bir gün yarattıkları küresel likidite selinin altında kalmasıyla kopacak; ona henüz daha var.

KRİZ YILLARINDAN BİLE YÜKSEK İŞSİZLİK
Hatırlayalım, Türkiye, tarihinin en şiddetli krizlerinden birini 2001 yılında yaşadı. Etkisi 2002 yılında hâlâ son derece canlı bir şekilde sürüyordu. Peki 2002 yılında işsizlik oranı neydi. Cevap % 10,3. Peki ekonominin güya kriz içinde olmadığı 2015 yılında işsizlik kaçtı: % 11,3.

image

Güya büyümenin hızlandığı Rus krizinin etkilerinin azaldığı 2016’nın daha iki gün önce açıklanan ve Haziran-Temmuz-Ağustos’u kapsayan Temmuz döneminde işsizlik kaç? Cevap: 6 yılın en yükseği; % 10,7. Yani kriz içindeki 2002 yılından bile fazla…

image

Tekrar bir soru olacak ama…

Peki niye?

Niyesine geçmeden önce işsizlik rakamlarındaki durumun açıklanandan da daha vahim olduğunu belirtmek durumundayız. Neden mi? Şu sebepten ki 2014 yılından önce TÜİK, işsizlik anketi öncesinde işsiz olmasına rağmen “son 3 ay içinde” iş aramayanları işsiz saymıyordu. Sonradan yapılan bir değişiklikle artık “son 4 haftada” iş aramayanları işsiz saymıyor. TÜİK’in kendi anketinde iş bulsam çalışırım diyenleri de işsiz saysak “fiili işsizlik oranı” aslında %17,8.

İşsizlik istatistiklerini derinlemesine irdelemek başka yazının konusu olsun, biz yine sorumuza dönelim. Niye işsizlik, bankaların battığı, devlet tarafından kriz önleyici muazzam piyasa daraltıcı tedbirlerin alındığı kriz yıllarından bile yüksek; ve niye üstelik bu acayip durum yapısal bir karakter kazanıp yıllardır sürüyor?

Ve bunun döviz kuruyla ne ilgisi var?

DÖVİZİN YÜKSELMESİ İŞSİZLİĞİ NİYE OLUMLU ETKİLEYEBİLİR?

Öncelikle bir kez daha hatırlatalım, iktisatta her önemli değişikliğin başka değişkenler üzerinde çoğu zaman aynı anda birbirine zıt etkiler yarattığı görülür. Bu nedenle dövizin yükselmesi hâttâ ilk önce maliyetleri arttıracağından, firma satışlarını (azalan talep yoluyla) azaltacak ve bu da işsizliği bırakın düşürmeyi arttıracaktır. Buna rağmen mesele eğer ters bir etki de varsa, işsizliği artıran bu etkinin mi yoksa bahis konusu, işsizliği azaltacak o ters etkinin mi daha üstün geleceğidir.
Yine iktisattaki pek çok bulmaca gibi bunun çözümü de vadeye bağlıdır. Kısa vadede ilki daha baskın olurken uzun vadede diğeri baskın olabilir. Mühim olan aslında hangisinin daha kalıcı olacağıdır. İşte bize göre “ılımlı” bir döviz yükselişinin işsizliği azaltıcı etkisi daha kalıcıdır.
Gelelim döviz yükselişinin işsizliği niye azaltacağına…

Bunun için yüksek işsizliğin yapısal hale geldiği yıllarda dövizle ilgili ne yaşadığımıza… TCMB’nin açıkladığı Reel Efektif Döviz Kuru rakamlarına bir bakalım… 2003ile 2004 sonuna kadar 100 civarı dalgalanan endeks TL’nin “gerçek değeri”ne yakın seyrettiğini gösteriyor. 2005 başından itibaren ise TL hızla değerleniyor ve 2007 sonunda endeks 127’yi buluyor.

(Bkz. http://evds.tcmb.gov.tr/index.html )

image

Yani TL ticaret partnerlerimizin paralarına karşı anormal seviyede değer kazanmış. Bu bize suni biçimde düşük bir enflasyon ve bireyler açısından da hızlı bir gelir artışı olarak geri döndü ama iktisatçılar dâhil çoğu kişi bunun yıkıcı sonuçlarını hesaba katmadı.

Olan şuydu: yıllarca süren dörtte bir oranında daha pahalı TL sonucu ithal malları inanılmaz ucuzladı. Onlarla fiyat avantajı sayesinde rekabet eden Türk malları pazar kaybetti. Onları üreten firmalar da ya kapandı, ya da ithalatçı oldular. Türkiye’nin yarım asırda yarattığı ithal ikame sistemi 1980’lerde Özalcı dönemden daha da büyük bir darbe yedi. Böylece işsizlik nerdeyse kriz seviyesine yükseldi ve geçti.

Bunlar bilinen şeyler; ama asıl gözden kaçan konu, işsizliğin yükselmesi ve hatta orada yerleşmesi değil; işsizliğin “yapısal” bir karakter kazanması…

Nedir yapısallaşma? İç nedensellik ilişkilerin öyle bir girift hale gelmesidir ki, tersine, olumlu bir gelişme yaşansa, büyüme örneğin artsa bile işsizliği gram yerinden kımıldamayışıdır. Sebebi ise yine yukarıda saydığımız dönüşümlerde yatıyor. Örneğin döviz biraz yükselse ya da parasal/mali genişletici tedbirlerle işsizlik geri çekilmeye çalışılsa bile başarılı olamıyor. Çünkü, eski yarı ithal ikameci sistemde piyasaya giren 1 birim para bir işyerinin üretimini artırırken onun girdileri de Türk firmalarından alındığı için o firmalarda da üretimi artırıyordu. Yani ekonomiye giren 1 $, misal sadece 1 işçi alımına değil zincirleme yoluyla, tıpkı keynesgil para çarpanı gibi bir cins istihdam çarpanı katsayısı işliyor ve mesela 1 yerine 3 işçi işe alınıyordu. Şimdi neredeyse herkesin ithalatçı olduğu, Türk fabrikalarının bile girdilerinin ithal olduğu yeni sistemde son üretimi arttırmak için verilen teşvikler o fabrikada bir ek işçi alınmasına neden olsa bile, üretim bir taraftan ithalatı arttırdığı için yükselen cari açık nedeniyle daha hız kazanamadan duraksıyor. Fakat belki daha önemlisi ithal girdi sistemi nedeniyle iyice düşen bir cins “istihdam çarpanı” yüzünden siz ekonomiye ne kadar para enjekte etseniz de bunun istihdam etkisi çok sınırlı olurken tersine büyümeyi frenleyen cari açık etkisi istihdam etkisinden çok daha fazla oluyor. Büyüme hamlesi daha doğmadan ölüyor.

Bunun tek değil ama ilk çaresi ulusal üretimi teşvik eden çabalarla el ele yürüyecek dövizde ılımlı ama sürekli bir yükseliştir. Olması gereken belli bir süre ulusal üretimin iç bağları/ yerli girdi/çıktı matrisi yeniden kurulana kadar reel kurun hep 110-115 civarında tutulmasıdır. Elbette belli bir enflasyonist etkisi olacaktır ama bu bile işsizliği azaltıcı ek bir teşvik anlamına gelecektir.

Bunun pratik yolu ise şimdiki tam dalgalı döviz sisteminden yavaş yavaş çıkıp, Özallı yıllardaki gibi kontrollü dalgalı bir kur sistemine geri dönüştür.

Bu yöntemle evet döviz hep “olması gerekenden” biraz yüksek (mesela şu andaki gibi) seyredecek ama buna karşılık birkaç yıl içinde işsizlik yüzde 7’nin bile altına düşecek. En önemlisi arada sırada ve giderek aratan dış şoklar karşısında bile kalıcı olarak yükselmeyecektir.

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları