Güldem Atabay Şanlı

ABD-Çin ilişkileri saatli bomba!

29 Aralık 2016

Küreselleşmenin ABD’deki mağdurlarının elbirliğiyle dünyanın tepesine yerleşen makyavelist işadamı Trump kendine özgü yaklaşımlarıyla küreselleşmeyi ameliyat masasına yatırmaya hazırlanıyor.  Göreve başlamasına bir aydan biraz kısa bir süre kalan Trump’ın bu doğrultuda atacağı adımlar; en iyi olasılıkla güncellenmesi olası ticaret kuralları ya da en kötü olasılıkla ticaret savaşları/savaşlar üzerinden ekonomik büyümeye etki ederek her birimizin hayatına dokunma potansiyeli taşıyor.

Trump’ın seçim kampanyası boyunca ABD ekonomisinin “ırzına geçmekle” suçladığı Çin ile ABD’nin ilişkileri gerilimin başlama noktası olacağı da çoktan netleşmiş durumda.

Trump’ın tüm tartışmalı söylemleri içinde, Çin menşeili mallara %45 gümrük vergisi uygulayarak ABD’nin imalat sanayisini yeniden canlandıracağı sözleri ABD seçim kampanyasını izleyenlerin hemen hatırlayacağı vaatlerinden birisiydi.  Yeni Başkan daha koltuğuna oturmadan hızlı bir giriş yaptı konuya. Aralık ayı başında yine beklenmedik bir manevrayla Washington’un 1979’dan bu yana devam ettirdiği Tayvan’ı tanımama politikasına bir anlamda son verdi.  Çin’le pazarlıklara başlamadan önce muhtemelen elinde koz olması amacıyla ABD’nin “Tek Çin” doktrinini kenara atarak, Tayvan Devlet Başkanı Tsai Ing-wen ile telefonda görüştü.  Hemen ardından da tepkilerini kontrollü vermekle ünlü Çin Dışişleri Bakanlığı ABD’ye protesto notası çekti.

Artık karşı bir manevra olarak mı bilinmez; Güney Çin Denizi’nin tümünü kendine ait gören Çin, uluslararası normlar dâhilinde Filipinler açıkları denebilecek sularda ABD’ye ait “araştırma yapan” bir denizaltı aracına geçen hafta el koyduğunu açıkladı.  Ve Trump dönemin belirleyici iletişim modeli hale geleceğinden korkulduğu şekliyle taze Başkan, Twitter üzerinden Çin’i hırsızlıkla suçladı ve çalınan insansız su altı aracını geri almayacaklarını açıkladı.

Ve Trump’ın Çin karşıtlığı ile ün salmış, bu konuda kitap yazmış film de çekmiş akademisyen Navarro’yu kabinesinde yeni oluşturulan “Ulusal Ticaret Konseyi”nin başına getirerek, dış ticaret danışmanı yapması artık işin rengini iyice belirlemiş oldu. Trump’ın seçim kampanyası boyunca danışmanlığı da yapan Navarro, uzunca bir süredir ABD’nin Tayvan ve Hong Kong politikalarını değiştirerek Çin’e baskı yapılmasını öneren de kişi aynı zamanda.

Aradaki gerginliğin köklerini ekonomik verilerden yakalamak mümkün.  Bilindiği üzere ABD bugün dünyanın en büyük ekonomisi.  Hemen ardından da 1,4 milyar nüfusuyla Çin geliyor.  İki ülkenin ilişkileri bugün dünyadaki en önemli jeopolitik çerçeveyi oluşturuyor.  ABD’ye sattığı mallar Çin ekonomisinin %4’ünü oluştururken; ABD’nin Çin’e sattığı mallar ekonomisinin %0,7’sine ancak karşılık geliyor.  İki dev ekonominin arasındaki bu dengesizlik sonucunda da ABD ekonomisinin ticari açık verdiği en büyük ülke Çin haline geliyor.  Hem uzun süredir bu durum böyle hem de uzun süredir bu açık artan bir eğilimde.  2015 sonu rakamlara bakınca işin ciddiyeti de ortada zaten: ABD’nin Çin’e sattığı malların toplam değeri 116,2 milyar dolarken Çin’in aynı 2015’te ABD’ye sattığı malların değeri 481,9 milyar dolar toplamda.  Oluşan açık da tabi bu durumda 365,7 milyar dolar gibi devasa ve yeni bir rekor seviye.  Navarro’ya göre 1947-2001 arasında %3,5 ortalama büyüme elde eden ABD; Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne kabulünün ardından 2002-2015 arasında yıllık sadece %1,8 büyüyebildi.  Ve Navarro’ya göre ABD’nin büyümesindeki yavaşlamada bütün suçlu da Çin.

Şekil 1: ABD’nin Çin ile Ticaret Açığı Sürekli Artıyor

https://2.bp.blogspot.com/-kkRCCJLvoBI/WCiWWozK1oI/AAAAAAABPvM/LSgYWqDwYA8FGfAh5iUYGJOZr9bMaIOiACLcB/s640/us-china-trade-balance.png

Kaynak: Nextbigfuture, Egeli & Co.

ABD’nin Çin’den satın aldığı malları da üç başlıkta toplamak mümkün.  Elektronik tüketim ürünleri, giyim ve makine.  Bu malların birçoğunun hammaddesi ABD’den Çin’e gidiyor, orada düşük maliyetlerle bir araya getirildikten sonra da yeniden ABD’ye satılıyor.  Katma değerin büyük kısmı da dolayısıyla ABD’li şirketlerin cebine giriyor.

Önemli bir not, Çin’in ekonomik büyümesini imalat sanayiinden hizmet sektörüne kaydırma aşamasında “Made in China 2025” hedefleri çerçevesinde artan oranda kendi teknolojisini ve ürünlerini geliştirmeye odaklanmış oluşu. Orta ve uzun vadede iki ülke arasındaki ticari dengesizliğin bir ölçüde gerileyeceğinin habercisi bu hedef aynı zamanda. Üstelik, Çin imalattan tüketime dayalı bir ekonomiye döndükçe ABD’den satın alacağı mallar da zaman içinde artacak.

Fakat tabi Trump kısa vadede, kendisine ikinci dört seneyi garantileyecek şekilde adımların peşinde.

Şimdi ise eğer Trump bir anda Çin’e %45 gümrük vergisi uygulamaya başlarsa -ki asında kanunen mümkün de değil- Amerikalılar bir anda çok daha yüksek maliyetlerle üretilen “made in USA” ürünleriyle karşılaşacaklar ve enflasyonda ani ve yüksek bir sıçrama oluşabilecek. Bu bile aslında Trump’a seçim kazandıran vaatlerinden belki de en dikkat çekici olanının kolay kolay gerçekleşemeyeceğini anlatıyor aslında.

Yine de, ABD-Çin Ekonomik ve Güvenlik Konseyi’nin son raporunda yazanlar ABD’nin bir süredir Çin’e karşı tavır değiştirmeye hazırlandığını gösteriyor.  Trump’ın %45 gümrük vergisi söylemi ise bu hazırlığın hızla sembolleşmiş hali gibi de bakılabilir aslında. Her iki parti tarafından ortak hazırlanan söz konusu raporda Çin’den kalkacak balistik füzelerin artık“ABD’nin Pasifik’teki adası Guam’a ulaşma gücüne eriştiği” vurgulanırken, Çin’li istihbarat birimlerinin ABD güvenlik kuruluşlarına da sızabildiği yazılmakta. Kısaca, iki ülke arasındaki gerginlik sadece dış ticaret açığı kaynaklı da değil yeni de değil.

Fakat yeni olan, Trump’in kabinesinde görev yapacak Navarro ve yine Çin karşıtlığı ile bilinen mülti-milyarder Hazine Sekreteri Ross’un ortak vizyonu ile yeni dönemde ABD’nin Çin ile olan ilişkilerinin hızla yeniden şekillendirilmeye başlanacağı.  Clinton başkanlığında “ucuz ve zararsız bir üretim üssü” olarak faydalanılması düşünülen Pekin’in bugün “ABD’nin çıkarlarına karşı” olarak algılanması büyük bir değişim anlamına geliyor.  

ABD’nin seçenekleri neler?   

Trump’tan beklenen, Tayvan örneğinde olduğu gibi açıktan açıktan Çin’i kırmızıçizgileri üzerinden tahrik edici hareketler yapması. Bu tür provokasyonlara ise Çin gibi bir rejimin yönetiminin tepki vermemesi zaten düşünülemez.  ABD’nin insansız deniz aracına el konulması çok basit bir örnek.  Çin çok daha derinlerden, ABD’li şirketlerin Çin topraklarındaki yatırımlarında zorluklar çıkartarak işi yokuşa sürebilir.  Yeni yönetmelikler, denetimler ve bürokrasi üzerinden ABD’li şirketlerin Çin’deki üretim faaliyetlerini katlanılmaz hale getirebilir.

Ya da işler iyice kızışırsa, ABD Hazinesine ait tahvil stokunun %30’unu yuanın değerini korumak için satın alan Çin’in gemileri yakma noktasında dünya ekonomisini alt üst edecek bir büyük kaldıraca sahip olduğunu da bilmek gerekir.

Peki, başta Çin olmak üzere ABD’nin bütün ticari anlaşmalarını yenileyeceği vaadiyle yola çıkan Trump ve şahin ekibinin, Çin’le ilişkileri düzenlemekte önlerindeki seçenekler gerçekten nedir?

Aslında çok da fazla değil. 

Yeni ABD yönetimi ya çok konuşmaya devam edecek ve esasta pek bir şey değiştirmeyecek.  Ya Çin’le karşılıklı gümrük vergilerini dengelemek üzere masaya oturacak.  Ya da %45 gümrük vergisi vaadini devreye sokarak ABD dâhil bütün dünya ekonomisini ateşe atacak.  

Mevcut düzende ABD’ Çin’den gelen tarım dışı mallara %2,9, tarımsal mallara da %2,5 vergi uyguluyor.  Çin’in ABD’den gelen mallara aynı kategorik sıraya göre uyguladığı vergi oranları ise sırasıyla %5 ve %9,7.  Dengesizlik ortada.  Ancak Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne 2001’de kabulünden bu yana ABD’ye uyguladığı vergi oranlarının %14’lü seviyelerden buraya kadar gerilediğini ve önümüzdeki yıllarda kademeli olarak zaten geri çekilmekte olduğunu da eklemek gerek.  Başka bir ifadeyle eğer Trump müdahale etmese, çok daha yavaş bir tempoda ABD’nin Çin’de karşılaştığı göreceli yüksek vergi oranı aşağıya inecek.  Eğer iki ülke arasında vergi oranlarında bir değişiklik yapılmazsa, Amerikalı tüketicilerin Çin’den satın aldıkları giyim ve elektronik ürünlerinden şok fiyat artışları olmayacak ve üstelik 2020’de 4 trilyon dolara ulaşması beklenen Çin tüketim talebinden ABD’li firmalar kolayca fayda sağlayabilecekler.

Fakat Trump ve dünyanın en zengin kabinesi olan yol arkadaşlarının durup bekleyeceğini düşünmek son birkaç ayın bilgileriyle pek gerçekçi değil.  ABD-Çin arasında bir ticaret savaşı önemli bir tehdit olarak görünse de, Trump ve ekibinin öncelikli olarak masaya oturmayı tercih etmesi daha olası.  Ki karşılıklı ticaret anlaşmaları üzerinden bir güncelleme yapılması gereği aslında uzun zamandır da tartışılan bir konu.  Böylesi bir pazarlıkta ya ABD Çin’e uyguladığı vergileri yükseltecek, ya da Çin ABD’ye uyguladığı veri oranının düşürecek. Ya da iki adım da aynı anda atılacak ve mevcut %2,5-9,7 arasında bir orta noktada buluşulacak.  Tabi böyle bir anlaşmaya varılmasının yıllar süreceğini de eklemek gerek.

İLGİLİ HABERÇin’e dikkat: Hisse senedi piyasasından sonra bono piyasasıÇin’e dikkat: Hisse senedi piyasasından sonra bono piyasası

Eğer Trump %45 gümrük vergisi derken blöf yapmıyorsa ve gerçekten seçim vaadini uygulamayı denerse, cehennemin kapıları açılacak.  Bu en radikal adım, hem ABD’li üreticileri hem de tüketicileri olumsuz etkileyecek; Çin’in hızına sert olumsuz etkileri ve dolayısıyla küresel büyüme hızına da kaçınılmaz etkileri üzerinden her birimize kadar dokunacak.  ABD’nin Çin’e kaybettiği üretim ABD yerine Asya’da Vietnam gibi başka ucuz emek merkezlerine kaçarken ABD vatandaşları işlerini geri kazanamayacakları gibi büyük bir enflasyon şokuyla karşılaşacaklar.   Diğer yandan, ABD’de Dünya Ticaret Örgütü ile tam anlamıyla boğaz boğaza gelecek.

Akla yakın olan, yeni ABD yönetiminin Çin ile bir ticaret savaşı başlatmadan karşılıklı ortak zemine yakalama çalışmalarına hız vermesi ve tabi iki en büyük ekonomi olarak birbirlerinin pazarlarına yönelik üretim yoluyla istihdam yaratmayı ön sıraya koyması.  Fakat dünyada son zamanlarda olanlar yapılan tercihlerde aklın ve sağduyunun pek de hâkim olmadığını çok güzel anlatıyor.  Bu açıdan Trump’ın Çin-ABD ilişkilerini oluruna bırakacağını sanmak mümkün değil.  Zaten kabine tercihleri, Tayvan “açılımı” ve sualtı aracının Çin tarafından el konulmasına verdiği cevap suyun çoktan akmaya başladığının habercisi.

Fakat Trump gibi bir kişiliğin Çin-ABD ticaret savaşları üzerinden dünya ekonomisini ateşe atmayı göze alması; zor görünse de olasılıklar dâhilinde.  Üstelik küreselleşmenin bugün vardığı aşamada değişimin öncüsü olarak ABD’de bayrağı devralan Trump’ın yola “hemen bugün” ABD çıkarları ekseninde dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığını da hiç unutmamak gerekiyor.

2017 başlarında Türkiye’de başkanlık üzerinden fikir alışverişi içermeyen kavgalara gömülüyüz.  Kafamızı ilk kaldırdığımızda Çin-ABD ticaret savaşının çoktan başladığı bir ortamda, ülkeyi yeni bir şok içinde bulabiliriz.  Bu açıdan, yeni ABD Başkan’ının adımları konusunda gelişmelerden kopmadan izlemek çok önemli.

İLGİLİ HABER2017 dünya ekonomisinde reflasyon yılı mı olacak?2017 dünya ekonomisinde reflasyon yılı mı olacak?

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları